kimyadersi.org https://www.kimyadersi.org Kimya, Kimya Konuları ve Dersleri tr-TR hourly 1 Copyright 2019, kimyadersi.org Tue, 17 Nov 2015 00:00:00 +0000 Mon, 18 Nov 2019 00:00:00 +0000 60 Fosforilasyon Nedir https://www.kimyadersi.org/fosforilasyon-nedir.html Fri, 29 Jun 2018 13:35:51 +0000 Fosforilasyon nedir;  bir fosfat grubunun canlılarda organik olan moleküle bağlanmasıyla meydana gelen adenozin molekül olayına denmektedir. Yani fosforilasyon enerji üretme olayının genel adıdır. Fosforilasyon olayı biyolojid Fosforilasyon nedir;  bir fosfat grubunun canlılarda organik olan moleküle bağlanmasıyla meydana gelen adenozin molekül olayına denmektedir. Yani fosforilasyon enerji üretme olayının genel adıdır. Fosforilasyon olayı biyolojideki önemli kavramların başında gelir. Bu kavram biyolojide sürekli olarak canlılarla alakalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Adenozin trifosfat yani ATP sentezi tam bir fosforilasyon olayıdır. Bu sentez yaşam için gereken enerjinin en temel kaynağını oluşturur. O nedenle canlılarda farklı reaksiyonlarda üretilir. 

Fosforilasyona örnek verecek olursak, ADP ye iki adet fosfor bağlanır ve bu bağlam sonucunda meydana gelen fosforilasyonla bir fosfat daha bağlanır. Hepsinin birleştirilmesi ile de atp oluşur. Fosforilasyonun içeriğinde organik fosfor dediğimiz bir olgu vardır.  Bu olgu fosforik asidin su molekülleri ile ayrıştırılması olayına denir. Fosforik asidin su molekülleri ile ayrıştırıldığı durumlarda monosakkaritler tepkimeye girerek bazı halkasal yapılar meydana getirir. Bu halkasal yapılarda canlılar açısından ciddi zehirlenmelere yol açar. Bu türde üretilen kimyasal organik fosfatlar tarım ve zirai alanda böcek zararlarını gidermek için ilaç olarak kullanılır. 

Fosforilasyon çeşitleri;
  • Substrat düzeyinde fosforilasyon: Bu fosforilasyon tüm canlılarda ortak olarak meydana gelen bir biyolojik fosforilasyondur. Substratın yapısında bulunan fosfatların koparak ADP moleküllerine bağlanması ile elde edilen ATP olayına denir. Bu çeşidine en güzel örnek de glikolizdir. Bu fosforilasyon çeşidi tüm canlı hücrelerde vardır. Fakat bazen bazı bakteriler fermantasyona uğrayabilir. En önemli oluşum nedeni ise oksijenli veya oksijensiz tüm canlılar solunum yapmak zorunda olduğu içindir. 
  • Oksidatif fosforilasyon: Bu fosforilasyon ise, elektron taşıma sistemi enzimlerinden dolayı gerçekleştirilen bir türdür. Bu çeşidinde oksijenle bir araya geldiğinde oksitlenmenin sonucunda var olan elektronlarda yüksek bir enerji ortaya çıkar. Çıkan elektron enerjiside ATP nin yapısına eklenir. Oksidatif fosforilasyon sadece oksijenle solunum yapan canlılarda meydana gelir.
  • Fotofosforilasyon: Fosforilasyon maddelerine klorofil eklenerek elde edilen ışık enerjisinin soğurulup ATP'ye depolanmasına denir. Bu çeşidi sadece fotosentez yapan canlılarda gerçekleşir. Yani ışıklı evre reaksiyonlarında meydana gelir. Fotosentez olayı bitkilerde olduğundan sadece bitkilerde yapılabilir. Kısacası ışık enerjisi kullanılır. 
  • Kemofosforilasyon: Canlılar içerisinde kemosentez yapan canlılar güneş ışığını kullanamadığı için, bunun yerine inorganik maddelerle oksitlenerek enerji üretirler. Elde edilen bu enerji ile de fosforilasyonun ATP üretimini arttırırlar. Ortaya çıkan bu ATP de kemosentez olarak bilinen bu süreçde de besin üretilmesine olanak sağlar. Bu fosforilasyon bir tek kemosentez yapan canlılarda geçerlidir. 
fosforilasyonun görüldüğü canlılar;
  1. Oksijenli oksijensiz canlılar,
  2. Fotosentez canlılar,
  3. Kemosentez canlılar,
  4. Sadece oksijenli canlılardır.
Kısacası fosforilasyon canlılarda kullanılan biyolojinin ana temel unsurlarının başında gelir. 

]]>
Kloroform https://www.kimyadersi.org/kloroform.html Sat, 30 Jun 2018 04:14:53 +0000 Kloroform, günümüzde oldukça geniş bir kullanım alanına sahip olan kimyevi bir maddedir. Uyuşturucu bir etkisinin olması nedeni ile birçok alanda kullanıldığı gibi insan vücudu için öldürücü etkileri olabilmekted Kloroform, günümüzde oldukça geniş bir kullanım alanına sahip olan kimyevi bir maddedir. Uyuşturucu bir etkisinin olması nedeni ile birçok alanda kullanıldığı gibi insan vücudu için öldürücü etkileri olabilmektedir. Bu kimyevi maddenin sadece dokunulması değil sıvı olanlarının solunması bile sizi öldürecek etkilere neden olabilmektedir. Çünkü bu maddenin uçucu bir özelliği bulunmaktadır. Bu nedenle bulunduğunuz ortamda ağzı açık olan kloroform maddesinin buharı sizi ciddi anlamda etkileyebilir. Kloroformun kullanım alanı özellikle endüstride çok yaygındır ve aşırı bir şekilde kullanılmaktadır. Bu maddenin bu kullanımları nedeni ile önemi yüksektir.

Kloroform maddesinin fiziksel özelliklerine bakacak olursa renksiz bir sıvı olduğunu söyleyebiliriz. İlk bakıldığında su gibi duran bu madde bu özelliği nedeni ile kesinlikle üzerinde açıklayıcı etiketler ile belirtilmelidir. Bu şekilde karıştırılması önlenmiş olacaktır. Kloroform maddesinin kaynama sıcaklığı da sudan oldukça düşüktür. Bu maddenin sıvı olanları ısıtıldığında tam olarak 61 derecede kaynamaya başlamaktadır. Bu şekilde erken bir kaynama sıcaklığına sahip olduğu da söylenebilir.

Kloroformun Kullanım Alanları
  • Kloroform kimya laboratuvarlarında yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu madde mükemmel bir çözücüdür. Bu nedenle kimya deneylerinde ya da çözücü olarak diğer durumlarda yaygın bir şekilde kullanılabilmektedir. Ancak solunması riskli olduğu için maskesiz kullanım yapılmamalıdır ve cilde temas ettirilmemelidir.
  • Bunun yanı sıra ilaç sektöründe ve boya yapımında bu maddeden ciddi anlamda kullanım sağlanır. Özellikle çözücü olması nedeni ile boya sektöründe de kloroform kullanımı çok yaygın bir şekilde gerçekleştirilmektedir.
  • Yine kimya sektöründe kloroformun bir diğer kullanım alanı da ayrıştırıcı özelliğidir. Bu madde kimya alanında ayırma ve saflaştırma alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu etkisi nedeni ile kesinlikle insan hayatında büyük önem taşımaktadır.
  • Günümüzde plastik üretiminde de kloroform yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Plastik yapımı sırasında plastiğin daha sağlam ve sert olması açısından kloroform maddesi ile ayrıştırma işlemi yapılmaktadır. Bu alanda kullanılması ise hayatımızın birçok alanında var olduğunu göstermektedir.
  • Son olarak tarihte de bu madde 1. Dünya savaşında kullanılmıştır. Cilde verdiği zarar ve solunması ile ortaya çıkan zararlardan dolayı bu savaşta kimyasal silah olarak kloroform kullanılmıştır.
Neler Yapılmalıdır
Kloroform ile yapılan çalışmalarda kesinlikle gerekli olan koruyucu önlemler alınmalıdır. Özellikle yapılması gereken en önemli etken koruyucu kıyafetlerdir. Koruyucu kıyafetlerin yanında maskesiz çalışma yapılır ise solunum yolları başta olmak üzere ciddi zararlar meydana gelebilmektedir. Kloroform için dikkat edilmesi gereken bir diğer durum ise kesinlikle cilde temas etmemesi, etmesi durumunda ise en kısa zamanda bol su ile yakınması olacaktır.
Yukarıdaki bilgilerin yanında eğer kloroform maddesini temin edecekseniz kesinlikle bu maddenin kullanma kılavuzunu iyice bir gözden geçirmenizde büyük faydalar vardır. Bu nedenle kesinlikle temin ettiğiniz yerden kullanma kılavuzunu ve kullanma talimatlarını isteyiniz. Bu şekilde çok daha güvenli çalışmalar yapabilirsiniz.
]]>
Melamin https://www.kimyadersi.org/melamin.html Sun, 01 Jul 2018 01:19:45 +0000 Melamin, genellikle azot (nitrojen) yönünden oldukça zengin beyaz kristaller halinde olan organik kökenli bir kimyasal maddedir. Melamin genel olarak plastik, yapıştırıcı, mutfak tezgahlarında, tabaklar da  ve okullarda kullanılmak Melamin, genellikle azot (nitrojen) yönünden oldukça zengin beyaz kristaller halinde olan organik kökenli bir kimyasal maddedir. Melamin genel olarak plastik, yapıştırıcı, mutfak tezgahlarında, tabaklar da  ve okullarda kullanılmakta olan beyaz yazı tahtalarında kullanılmakta. Son dönemlerde melamin süt ve bebek mamalarına katılmaya başladı. 

Melamin Neden Süt ve Toz Bebek Mamalarına Neden Katıldı, 

Eskiden büyüklerimiz süttün kilosunu artırmak için su eklerlerdi ve süte su eklendiği zaman fark edilirdi. Sütün üzerinde bir parlaklık oluşmaktaydı. Bu nedeni sütteki protein değeri azalmakta olduğunu gösterir. Çin'de sütü, üretikleri ürünlerde ham madde olarak değerlendiren firmalar normalde sütteki protein değerini, içinde bulunan azot (nitrojen) değerine bakarak sonuç elde ederler. Melaminin sütte eklenmesi sonucu, sütteki azot değerini artırır ve sütün protein miktarı oldukça yüksekmiş gibi görünmesini meydana getirir. Gıdaların içerisine melamin katılmasını, FAO (Dünya Tarım Örgütü), WHO ( Dünya Sağlık Örgütü) veya herhangi bir ulusal kuruluş tarafında desteklenmemekte ve kabul görmemektedir.

 Melamin Tüketmenin İnsan Sağlığına Etkileri

Günümüz de melaminin doğrudan insanlar üzerinde etkileri ile ilgili hiçbir çalışma yapılmadı. Melamin, hayvanlar test edilen tetkikler sonucunda sadece idrar yolu taşına neden olduğu görülmüştür. Ayrıca melamin tozunun içerisinde bulunan asit birleştiği zaman kristal forma dönüşür ve böbrek taşı oluşumunu meydana getirmekte. Meydana gelen bu küçük krsitaller belli bir zaman sonra böbreklerde bulunan küçük kanalları tıkayabilir ve idrar üretimini engelleyebilmekte. Bu tıkanmalar sonucunda börek yetmezliğine veya bazı vakalar da ölüme neden olmaktadır.

Melamin Zehirlenmesinin Belirtileri,

Melamin zehirlenmesinin çeşitli belirtileri vardır. Kişide asabiyet meydana gelir. İdrar sonrası kanama oluşur veya hiç idrar gelmemesi böbrekte enfeksiyon olduğunun belirtileridir. Hasta yüksek tansiyon başlangıcı. Sık sık oluşan mide bulantısı gibi belirtileri vardır.
]]>
Polimer https://www.kimyadersi.org/polimer.html Sun, 01 Jul 2018 06:59:38 +0000 Polimer, birbirinin aynı çok sayıda  moleküllün kimyasal bağlarla tek düze bir şekilde bağlanarak oluşturdukları ve molekül ağırlıklı çok yüksek olan bileşiklerdir. “Poli” kelimesi Latince bir sözcük olup çok sa Polimer, birbirinin aynı çok sayıda  moleküllün kimyasal bağlarla tek düze bir şekilde bağlanarak oluşturdukları ve molekül ağırlıklı çok yüksek olan bileşiklerdir. “Poli” kelimesi Latince bir sözcük olup çok sayıda anlamına gelmektedir. Polimerlerin en küçük yapı taşına “monomer” denilir.

Polimerin Tarihçesi

Kimyacılar 1800’lü yıllarda bazı deneylerde tesadüfen yüksek molekül kütleli maddeler elde etmişlerdir. İlk defa Wallace Carothers 1930 yılında doğal polimerleri taklit ederek naylonu sentezlemiştir. Herman Stauding ise ilk defa polimer oluşumu üzerine polimerizasyon koşullarının etkisini tanımlamış ve Stauding bu alanda yaptığı çalışmalarla 1953 yılında Nobel ödülünü almıştır. Günümüzde hala polimer sentezi ve kullanım alanlarına yönelik çalışmalar devam etmektedir. 

Polimerlerin Sınıflandırılması

Polimerler yapılarındaki atom çeşitliliğine göre sınıflandırılabilirler. Bir polimer tek tip Monomer birimlerinin tekrarlanmasından oluşuyorsa buna “homopolimer” denir. Buna örnek olarak, strenden elde edilen polistren ve etilenden elde edilen polietilen verilebilir.
Polimer molekülünü oluşturan alt birimler iki farlı monomerin birleşmesinden oluşuyorsa buna “kopolimer” denir. Kopolimerler de kendi içinde üçe ayırabilir.
  • Ardaşık kopolimer
  • Blok kopolimer
  • Düzensiz kopolimer
Polimerlerin diğer bir sınıflandırma metodu da yapısal özelliklerine göre sınıflandırmadır. Buna göre hem homopolimer hem de kopolimerler 3 sınıfta toplanır;
  • Doğrusal
  • Dallanmış
  • Çapraz Bağlı

Polimerlerin Molekül Kütlesi

Polimerlerin fiziksel özellikleri üzerine etki eden en büyük etken molekül kütlesidir. Bu nedenle polimerlerden beklenen fiziksel özellikleri gösterebilmeleri için belirli bir molekül ağırlığına sahip olmaları gerekir.
Genellikle molekül kütlesinin artmasıyla yapıda moleküller arası çekim kuvvetleri artmakta ve bu da polimerin mekanik özelliklerini etkilemektedir. 

Polimerlerin Sentezlenmesi

Serbest Radikal Polimerleşmesi Yöntemi; Zincir polimerleşmesi radikaller üzerinden yürür. Serbest radikal polimerleşmesi üç aşamadan oluşur. İlk aşamada monomer molekülleri çeşitli yöntemler kullanılarak radikal haline dönüştürülür. Radikal oluşumu için ısı, fotokimyasal, radyasyon veya çeşitli başlatıcılar kullanılabilir. Bu amaçla en yaygın yöntem ortama dışarıdan bir başlatıcı eklemektir. Başlatıcı olarak çeşitli peroksitler, diazo bileşikleri ve redoks çiftleri kullanılır. İkinci aşamada, başlama aşamasında oluşan radikaller monomer molekülündeki çift bağa atak yaparak polimerizasyonu başlatırlar. Başlatıcıdan oluşan radikaller moleküldeki çift bağdan birini kırıp yeni bir radikal oluştururken böylece polimerizasyon reaksiyonunu da başlatmış olmaktadır. Son aşamada oluşan yeni radikaller ortamda bulunan monomerler ile reaksiyona girerek polimer zincirinin büyümesine neden olurlar.

İyonik Polimerizasyon; Polimerizasyon ile zincir iyonlar ve koordinasyon bileşikleri üzerinden de yürüyebilir. Bir vinil monomerinin hangi mekanizma üzerinden polimerleştirileceği, üzerine bağlı olan sübstüye gruba bağlı olarak değişkenlik gösterir. Örneğin halojenlenmiş viniller ve vinil esterler sadece radikallerle polimerleştirilmektedir. Eğer, vinil monomerine elektron verici gruplar bağlanmışsa yalnızca katyonik polimerizasyon olmaktadır. İyonik polimerizasyon genellikle katalizörlerin farklı bir fazda bulunduğu ve tam olarak tepkimeye katılmayan heterojen sistemleri içerir. 

Kondenzasyon Polimerizasyonu; Bu yöntemde kondenzasyon polimerleri benzer veya farklı yapıdaki poli-fonksiyonel monomerlerin, çoğunlukla küçük bir molekül çıkararak reaksiyona girmesiyle elde edilir. En önemli etken monomerlerin poli-fo]]> Lorentiyum https://www.kimyadersi.org/lorentiyum.html Sun, 01 Jul 2018 17:43:18 +0000 Lorentiyum; Diğer adıyla, Lavrensiyum-un, belli aralıklarla tekrarlanan tabloda simgesi Lr olan 103 g/mol atom ağırlığı olan radyoaktif ve sentetik bir elementtir. En kararlı izotopu 262 Lr’dir ve yarılanma süresi yaklaşık 4 saat Lorentiyum; Diğer adıyla, Lavrensiyum-un, belli aralıklarla tekrarlanan tabloda simgesi Lr olan 103 g/mol atom ağırlığı olan radyoaktif ve sentetik bir elementtir. En kararlı izotopu 262 Lr’dir ve yarılanma süresi yaklaşık 4 saattir. Lorentiyum, Kaliforniyum elementinden bireşimle-nir ve kullanım alanı yoktur.

Lorentiyum Karakteristik Özellikleri; 

Dış görünümü bilinmemekle birlikte, metalik gümüş beyazı ya da gri olduğu tahmin edilmektedir. Yeterli miktarda üretilirse ışınım kirliliğine neden olabilir. Kimyasal özellikleri hakkında çok az şey bilinmektedir, ancak kendisiyle benzer özellikler gösteren aktinitler (Atom numaralan 89 - 103 arasında olan aktinyum, toryum, uranyum gibi doğal ya da amerikyum, berkelyum, plütonyum gibi yapay elementler serisi) üzerinde ki çalışmalar hala sürmektedir.
Belli aralıklarla tekrarlanan cetvel blokları ve Belli aralıklarla tekrarlanan cetvelin grupları arasındaki bağıntıdan kaynaklı, Lorentiyum d-bloğunda olmasından kaynaklı geçiş metali olarak tanımlanabilir, ama tanımlamasında aktinit olarak bulunur.

Lorentiyumun Tarihi; 

Lorentiyum 14 Şubat 1961’de Albert Ghiorso, Torbjorn Sikkeland, Almon Larsh ve Robert M. Latimer tarafından Kaliforniya Üniversitesi, Berkeley kampüsünde Berkeley Işınım Laboratuvarı’nda (şimdiki adıyla Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı) keşfedilmiştir. 3 miligram kaliforniyum izotopunun bor-10 ve B-11 iyon bombardımanıyla düzgün ağır İyon hızlandırıcısında (Heavy Ion Linear Accelerator-HILAC) üretilmiştir Değişim geçiren çekirdek elektriksel olarak yüklenir ve helyumun atmosfer ortamında geri tepmesi ile ince bakır manyetik bandın da toplanır. Bu bant ilerleyerek atomları katı hal detektörüne kadar toplayarak götürür. Berkeley ekibi izotop 257-103’u bu yolla bulduklarını ve 4.2 saniye yarılanma süresi ile 8.6 MeV alfa parçacığı radyoaktif ışımaların yayılması sonucu bozundu-ğunu bildirmişlerdir. 1967 yılında Dubna, Rusya’daki araştırmacılar 257-103’ün alfa radyoaktif ışımaların yayılım yaparak 4.2 saniye yarılanma süresinde bozun-duğu görüşünü doğrulayamadıklarını belirtmişlerdir. Bu görüşten itibaren işaretlen-dirilmesi 258 Lr veya 259 Lr olmuştur. Element 103’ün onbir izotopu ile bireşimi sonucunda, en uzun ömürlü izotop 216 dakika yarılanma süresi ile 262 Lr olmuştur.(256 No içerisindeki bozun-ması). Lorentiyum’un izotopları (en çok ve sık görüneninden, en az görünenine sıralı olarak) alfa ışıması, doğal bölünme ve elektron yakalama yolları ile bozun-maktadırlar.

Lorentiyum İsmi; 

Amerikan Kimya Birliği cyclotron’un mucidi olan Ernest O. Lawrence önemli sayarak onun onuruna koymuştur. Lw sembolü 1963’e kadar kullanılmış ancak 1967’de Lr yapılmıştır. 1997 yılında Uluslararası Temel ve Uygulamalı Kimya Birliği (IUPAC) Cenevre’deki toplantısında ismini Lorentiyum sembolünü ise Lr olarak onaylamıştır.
 
]]>
Süblimleşme https://www.kimyadersi.org/sublimlesme.html Sun, 01 Jul 2018 22:57:13 +0000 Süblimleşme:  bir maddenin katı halde iken ısıtıldıktan sonra, sıvı hale dönüşmeden, doğrudan gaz hale geçmesine süblimleşme denir. Eski dilde, simya işlemlerinde, süblimleşme; uçucu cisimlerin damıtılması Süblimleşme:  bir maddenin katı halde iken ısıtıldıktan sonra, sıvı hale dönüşmeden, doğrudan gaz hale geçmesine süblimleşme denir. Eski dilde, simya işlemlerinde, süblimleşme; uçucu cisimlerin damıtılması (bunlar daha sonra yoğunlaşırdı) manasına gelirdi. Kuru buz (katı karbondioksit), iyot, naftalin, kamfor, arsenik, süblimleşen maddelere örnek verilebilir. Süblimleşme ısı alarak meydana gelen bir olaydır.

Süblimleşme Olayının Gerçekleşmesi: Süblimleşen cisimlerin tanecikleri arasında çekim kuvveti zayıftır. Bu sebeple katı halden doğrudan gaz haline geçer. Süblimleşeme olayında maddenin yapısı değişmediği için fiziksel bir değişme olur. Süblimleşme olayında açık hava basıncı önemlidir. Hava basıncı azaltılma ile süblimleşme hızı artırılır. Süblimleşme olayı kapalı kapların içinde bazı maddelerin saflaştırılması amacıyla kullanılır.

Süblimleşmenin İnsan Yaşamındaki Yeri: Tuvaletlerde koku giderici olarak kullanılan maddeler, giysilerin güvelenmemesi için kullanılan naftalin süblimleşen maddelerdir. Naftalinin ya da koku gidericilerin zamanla azalarak etrafa koku yaydığını hissederiz, fakat bu maddelerin sıvı halini göremeyiz. Bunun nedeni süblimleşme olayıdır. Kar ve buzda çok az bile olsa süblimleşme olmaktadır. Kışın dışarıya kuruması için asılan çamaşırlar donmuş olmalarına rağmen kuruması sağlanır.

Süblimleşme Maddeni Hal Değişimleri:  Kırağılaşma (süblimleşme olayının tersi) gaz halde bulunan

bir maddenin doğrudan (sıvı hale dönmeden) katı hale dönmesine, kırağılaşma denir. Kırağılaşma süblimleşmenin tersi bir olaydır. Özellikle kış aylarında arabaların camında buzlanma meydana gelir. Bu olayda havadaki su buharının doğrudan buza dönüşmesi gerçekleşir.


]]>
Kolloid https://www.kimyadersi.org/kolloid.html Mon, 02 Jul 2018 17:27:13 +0000 Kolloid; gerçek olan çözelti ile heterojen karışımlar arasında bulunan ara karışımların ismidir. Burada dağılmış olan fazın tanecik boyutu, yaklaşık olarak 1-1000 nm civarındadır. 1861 yılında İsviçreli bilim adamı Tho Kolloid; gerçek olan çözelti ile heterojen karışımlar arasında bulunan ara karışımların ismidir. Burada dağılmış olan fazın tanecik boyutu, yaklaşık olarak 1-1000 nm civarındadır. 1861 yılında İsviçreli bilim adamı Thomas Graham, farklı maddelerin parşömen zarından geçiş olaylarını incelemiş ve bunlardan bir kısmının hızlı, bir kısmının ise yavaş harektler içinde olduğunu gözlem altında görmüştür. Bundan ötürü Graham, çözünmüş olan materyelleri zardan geçmelerine göre kristaloidler ve kolloidler olmak suretiyle iki kısıma sınıflandırmıştır. Kolloidler, büyük moleküllere sahip olduğundan dolayı zardan geçmesi mümkün olmamıştır. Fakat sonunda nişasta, jelatin gibi materyaller zamk ile benzer özellikleri taşıdıkları için Yunanca'da zamk anlamını taşıyan kola kelimesinden gelmekte olan kolloid kelimesi ile isimlendirilmiştir. Fakat bilimsel büyümeler sonunda Graham2ın kolloid olarak nitelendirmiş olduğu protein gibi materyelleri kristallendirmek ve kristaloid olarak isimlendirdiği kükürdün kolloidal çözeltisini meydana getirmek mümkünlük kazanmıştır ve bu nedenden ötürü Graham'ın bu yaptığı sınıflandırma önemi çok yitirmiştir. Yeni isimlendirmeye göre; bir materyalin kensi için çözücü olmayan bir otam içerisinde 10 üzeri -5 ve 10 üzeri -7 cm ölçülerinde dağılmasıyla meydana gelen çözeltiye de kolloidal çözelti denmektedir. Yine süt, kan serumu ve zamkın suda bulunan çözeltileri ve farklı polimer materyellerin kendilerine uygun olan çözücülerdeki çözeltileri kolloidal çözeltilerdir. 

Kolloidin fazlara bağlı olarak genel olarak isimleri,

Soller, aerosoller ve emülsiyonlar olarak isimlenidirilir. 

Soller, bir sıvıda bir katı cismin veya bir katı cisimde başka bir katı cismin dağılmasıyla meydan gelmiş olan kolloidlerdir. Su içerisinde dağılmış olan altın kümeleri, suda dağılmış olan kil solleri, kolloidal silika (kum) sol örneklerindendir. 

Aerosol, bir gaz ortamında yer alan sıvının veya katının dağılmasıyla oluşmuş olan kolloidlerdir. Duman, sis, pus, kirli hava, birden fazla sprey aerosol örneği taşımaktadır. 

Emülsiyon, sıvı içerisinde sıvı dağılmasıyla meydana gelen kolloid çeşididir. Çoğunlukla iki sıvının birbiri içerisinde çalkalanmasıyla ortaya çıkmıştır.

Kolloidin yapısı; 

Dağılma fazı ve dağılan faz olmak şartıyla iki fazdan meydana gelmiştir. Dağılma fazı homojen bir ortamda bulunmaktadır. Bu homojen ortam katı, sıvı ya da gaz halinde bulunabilmektedir. Dağılan fazı meydana getiren tanecikler ise çok fazla atom ya da atom gruplarından meydana gelmiş olup bu boyuttaki tanecikler ışık misroskobunda görülmezler ancak ve ancak elektron mikroskobunda görülmeleri mümkündür. Kolloidleri diğer çözeltilerden ayıran özelliklerden bir tanesi de taneciklerin büyük olmasından kaynaklanır. Taneciklerin boyutu 10 üzeri -5 cm'den fazla ise çözelti, süspansiyon ismi verilir. Taneciklerin boyutu 10 üzeri -7 cm'den az ise çözelti, gerçek çözelti adını alır. Kolloidal fonksiyonlar dağılma ve dağılan fazın katı, sıvı ve gaz halde olmasına göre 8 farklı şekilde incelenmesi mümkündür. Kolloidal fonksiyon katılaşmaya başladığı zaman ise jel adıyla anılmaktadır.
]]>
Fizikokimya https://www.kimyadersi.org/fizikokimya.html Tue, 03 Jul 2018 01:13:08 +0000 Fizikokimya, kimyasal prensiplerin oluşturulduğu ve geliştirildiği bir kimya dalıdır. Maddenin fiziksel ve kimyasal niteliklerine ait gözlemlerin açıklanması ve yorumlanmasında fizikokimyasal kavramlar kullanılmaktadır. Fi Fizikokimya, kimyasal prensiplerin oluşturulduğu ve geliştirildiği bir kimya dalıdır. Maddenin fiziksel ve kimyasal niteliklerine ait gözlemlerin açıklanması ve yorumlanmasında fizikokimyasal kavramlar kullanılmaktadır. Fizikokimya aynı zamanda, biyolojik makromoleküller ve yeni sentetik materyaller gibi maddelerin yapı ve özelliklerinin tayininde kullanılan tekniklerin geliştirilmesi ve yorumlanmasında temeli oluşturmaktadır.

Fiziksel yöntemlerin kimyaya uygulanmasıyla meydana gelen fizikokimya anabilim dalı, adından da anlaşıldığı gibi fizikle kimya arasında bulunmaktadır. Zamanla içerisinde gelişen fizikokimya anabilim dalı termodinamik, kimyasal kinetik, elektrokimya, polimer kimyası, kuantum kimyası, çekirdek kimyası, istatistik termodinamik ve spektroskopi gibi alt bilim dallarına ayrılmıştır. Kimya mühendisliği de fizikokimyadan dolayı çıkmıştır.

Maddenin moleküler ve atomik seviyedeki davranışları ve kimyasal reaksiyonların oluşumunun nasıl gerçekleştiğini inceler. Bu alandaki kimyasal çalışmalar termodinamik prensipler; kuantum kimyası, kuantum mekaniği, istatistiksel mekanik ve kinetik uygulamaları içermektedir.

Fizkokimya nasıl oluştu Fizikokimyayı bazen moleküllerin doğasını açıklamak, bazen bu moleküllerin birbirleriyle etkileşimlerini ve bu etkileşimler esnasında ortaya çıkan enerji alış verişlerini anlayabilmek için kullanılır. Karışımların, heterojen sistemlerin doğasını anlamak ve kontrol edebilmek için, hiç şüphesiz ki en iyi yardımcı fizikokimyasal yasalardır. Bununla birlikte; fizikokimyasal yasaların neler olduğunu anlayıp, makro alemde ortaya çıkan olayları anlamak ve yeni durumlara uygulayabilmek için genellemeler yapabileceğimiz maddelerle çalışılması gerekir.

Fiziko kimya çalışma alanları: Yoğun fazların bulunduğu sistemlerdeki moleküllerin arasında etkileşmeler büyüktür ve farklı moleküllerin benzer yoğunluktaki sistemlerinde, moleküler yapının değişik oluşları maddenin doğasını önemli ölçüde etkiler. Buda ölçülmek istenen değere diğer parametrelerin etki etmesi anlamına gelir ve istenen kanunu aradan çekip çıkartmak zorlaşır. Bu sebeple moleküler etkileşmelerin en az olduğu sistemlerle işe başlamak en iyisi olacaktır. Maddenin katı sıvı ve gaz hallerini düşünürsek; moleküler etkileşmelerin en düşük olduğu sistem maddenin gaz durumudur. Örneğin 1 atm. ve 25 °C de sıvı durumdayken 1 molü 17.946 cm3 kaplayan su, aynı şartlarda gaz durumdayken yaklaşık olarak 24000 cm³ hacim kaplamaktadır. Suyun bu her iki fazında moleküllerin tamamen homojen olarak davrandığını düşünülürse gaz fazdaki yoğunluk sıvı fazdakine göre 1300 kat daha düşük olacaktır. Bu sebeple; fizikokimyasal yasaları öğrenip daha sonra özel hallere uygulayabilmek için, gaz fazında fizikokimyasal yasaları öğrenmek işi kolaylaştıracaktır.

Fiziksel kimyagerler, atom ve moleküllerin niteliklerini anlamaya odaklanırlar. Malzemenin analiz edilmesi, niteliklerinin test ve karakterize edilmesi için yöntemlerin geliştirilmesi ve sahip olduğu bu nitelikler hakkında teoriler ortaya konulması gibi görevleri vardır.

]]>
Asitler https://www.kimyadersi.org/asitler.html Tue, 03 Jul 2018 10:10:00 +0000 Asitler, su içerisine karıştırıldığında hidrojen iyonları sağlayan mavi turnusol kağıdını kırmızı renge çevirme özelliğinde olan ve bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluşumu sağlayan hidrojenli bileşiktir Asitler, su içerisine karıştırıldığında hidrojen iyonları sağlayan mavi turnusol kağıdını kırmızı renge çevirme özelliğinde olan ve bileşimindeki hidrojenin yerine maden alarak tuz oluşumu sağlayan hidrojenli bileşiktir. Gıdaların çoğunda asit vardır. Asit maddelerinin çoğu saf katı, sıvı, gaz olarak bulunsa da suda çözülünce asit gibi tepki verir. Limonda sitrik asit, sirke içerisinde de asetik asit bulunmaktadır. Bir maddenin tadı ekşi ise bu asittir. Asitlerin tatlarına bazen bakınmak istenmeyebilir. Böyle olunca belirteç görevi için devreye turnusol kağıtları girmektedir. Asit özelliği gösteren maddelere "Asidik Madde" denilmektedir. Fabrika bacaları ve ev ısıtma yakıtlarından çıkan dumanlar ile araçların egzoz dumanları içeriklerinde zehir barındırır. Bu gazlar havaya yükselip su buharı ile birleşerek kimyasal tepkimeye neden olur. Kuvvetli asit oluşumu başlar ve bu asitler yağmur olarak yeryüzüne inerek bitkilere ve tüm canlılara zarar verir.

Asitlerin Türleri:

Organik Asit: Bitki, hayvan, insanların oluşturdukları asittir. Bitkisel asitlerin çoğu meyve sebzelere tat verir. Asetik, formik, propiyonik, bütirik, fumarik, sorbik, sitrik, malik gibi asitler ve bunların tuzları organik asitlere örnektir. Bitkisel ve hayvansal asitler doğada saf olarak bulunabildikleri gibi doğal yollardan da elde edilebilmektedir. Cilde pek zarar vermek.

İnorganik Asit: Mineral ve ametal olan maddelerden yapılan yapay asittir. Sülfirik, hidroklorik, nitrik ve fosforik asitler inorganik asitlere örnektir. Sanayi alanında üretilmektedir. Gübre, lif, plastik, boya kimyasallarının yapımında kullanılmaktadırlar. En aşındırıcı asit konsantre inorganik asittir. Cilde zarar vererek diğer metallerin içerisinde eriyebilir. Hidroflorik asit cam türü maddelerin yapısını bozar.

Asitlerin Özellikleri:
Tatları ekşidir. Mavi turnusol kağıdını kırmızı renge dönüştürürler. Bazlar ile tepkimeye girdiklerinde tuz ve su oluştururlar. Cilt üzerine değince yanıcı his uyandırırlar. Asitlerin pH derecesi 7'den küçük olarak belirlenmiştir. Suda çözünme durumu yaşadıklarında elektrik akımını iletirler. Mermer maddesine ve metallere zarar verirler. Bu özelliğiyle eski dönemlerin mimarisi mermer yoğunluğunda olduğu için günümüze kadar ulaşmaya çalışan tarihi kalıntıların yok olmasına sebep olur. Turnusol kağıdını kırmızıya çevirirler. Asitler bazlara göre birbirinin tam tersi özelliklere sahiptir. Asitlerin ne derece zayıf ve kuvvetli olduğunu öğrenmek için pH ölçeği kullanılır. Asit özelliğine sahip olup günlük hayatta aşırı tüketilen maddeler tehlike oluşturabilir. 
]]>
Sodyum Karbonat https://www.kimyadersi.org/sodyum-karbonat.html Wed, 04 Jul 2018 07:41:07 +0000 Sodyum Karbonat, sodyumun türevlerinden bir tanesidir. Formülü Na2CO3 olarak gösterilir. Günlük hayatta karşımıza çok sık çıkar. Deterjanların, temizleyicilerin,tül beyazlatıcı ve çamaşır suyunun içeriğinde de bulunan bir Sodyum Karbonat, sodyumun türevlerinden bir tanesidir. Formülü Na2CO3 olarak gösterilir. Günlük hayatta karşımıza çok sık çıkar. Deterjanların, temizleyicilerin,tül beyazlatıcı ve çamaşır suyunun içeriğinde de bulunan bir maddedir. Bu temizleyicilerin içerisinde sodyum karbonat fazla olur ise çamaşır ve tülleri yıpratır. Kireci çözme özelliği bulunmamaktadır. Beyaz, şeffaf ve taş şeklinde bulunur. Halk arasında sodyum karbonat çamaşır sodası olarak bilinmektedir. Kullanımı sırasında zehirli bir gaz havası oluşturmaz. Fakat cildi tahriş edebilecek bir maddedir. Bazik bir tuzdur diyebiliriz. Makineler ile kullanılmasının herhangi bir zararı yoktur.

Sodyum Karbonat Kullanım Alanları,
  • Çok önemli olan bir temizlik malzemesi içeriğidir. Fakat ürün içerisinde kullanım miktarı oldukça önemlidir. Fazlası zarar verebilir. 
  • Sabun yapımı ve deterjan sanayisinde çok sık kullanılan bir maddedir. 
  • Su içerisinde sertlik yapan iyonları karbonat halinde çökertir. Bunların ortadan yok olmasını sağlar. Sodyum karbonat sertliği kaldırması nedeni ile çamaşırları yıkarken yumuşatıcı olarak kullanılır. 
  • Bazik maddeler ile zarar görme ihtimali olan tekstil ürünlerinin üretiminde kullanılır.
  • Tuğla yapımında ıslatma ajanı olarak görevlidir.
  • Diş macunu yapımında köpük ajanı olarak görev alır.
  • Bir çok maden suyunda bulunan bileşeninde sodyum karbonat bulunmaktadır. 
  • Cam üretiminde de önemli bir yere sahiptir. 
  • Sodyum karbonat içerisine su eklenerek yapılan hamur ikinci derecede bulunan yanık tedavisi için oldukça etkili bir maddedir. 
  • Selüloz ve kağıt sanayisinde de yeri bulunur. 
  • Kimya sanayisinde bir çok maddenin yapımı esnasında görev alır. 
  • Baca gazı desülfirizasyonu için kullanılır. 
  • Fotoğrafçılıkta, sondaj çamurunda, kurşun rafinasyonunda kullanılır.
  • Pamuklu elyaf ve keten gibi elyafların pişirilmesi esnasında yer alır.
  • Bazik ortam gerektiren durumlarda, boyama işlemlerinde kullanılır. 
Sodyum karbonat, kullanım miktarına dikkat edildiği sürece çok az risklidir. Metotlara kurallı uyulduğu sürece diğer deterjanlara göre çamaşırlarda çok daha etkilidir. Makine içerisinde kullanılacak ise bir ölçü çamaşır sodası bir ölçü baroks ve yarım ölçüde karbonat konularak karıştırılır. Oluşan madde makinenin deterjan bölümüne konularak yıkama işlemine alınır. Gerekirse bu karışıma doğal zeytinyağı sabununun rendesini ekleyebilirsiniz. Bu bir ölçü olarak eklenmelidir. Renkliler için kullanır iken baroks ve karbonatmiktarı azaltılmalıdır. Sodyum karbonat renklilerde bol miktarda kullanılır ise aşındırıcı bir etkisi olduğu için çamaşırlara zarar verebilir.Sodyum karbonat ile bulaşık temizliği de yapılabilir. 1 su bardağı sodyum karbonat ile bir su bardağı baroks karışımı elde edilerek bu karıma on tane damla kadar portakal yağı, beş damla limon yağı, beş damla biberiye yağı ve iki damla kekik yağı ek edilerek karışım iyice karıştırılır. Bulaşık suyuna yarım kaşık kadar eklenerek kullanılabilir. Sodyum karbonat  eldiven ile kullanımı çok önemlidir. Cildi tahriş edebilir. Ve sodyum karbonatın direk olarak solunmaması gerekmektedir. Sodyum karbonattan aynı zamanda doğal sıvı deterjan üretimide yapılabilir. 
]]>
Rezonans https://www.kimyadersi.org/rezonans.html Wed, 04 Jul 2018 12:11:31 +0000 Rezonans, mühendislikte teknik olarak, genliğin sonsuza gitmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Periyodik bir etkinin altında olan sistemde salınım olduğunu bilinmektedir. Salınımlar sırasında sistemin normal durumuna göre yapt Rezonans, mühendislikte teknik olarak, genliğin sonsuza gitmesi şeklinde tanımlanmaktadır. Periyodik bir etkinin altında olan sistemde salınım olduğunu bilinmektedir. Salınımlar sırasında sistemin normal durumuna göre yaptığı yer değiştirme miktarına genlik denilir. Bu salınımlar eğer sistemin doğal frekansına eşit ise sistemin genliği sonsuza dek artma eğilimi gösterir ve bu olaya da rezonans denir. Rezonans, belirli bir frekansta titreşim gösteren bir sistemin, aynı frekanstaki dış titreşimin etkisinde kalarak yüksek genlikle titreşmesi olayıdır. Fiziki sistemlerde dış uyarıcının tesiriyle titreşen cisimler üzerindeki uyarıcı etkisini kaldırdığı taktirde genliğini yavaş yavaş küçülterek sıfıra indirir. Bu olaya sönümlenme denilmektedir. 

Titreşen cismin birim zamandaki yani 1 sn deki titreşim veya salınım sayısına frekans ve bir salınım süresine de peryot adı verilir. Titreşen cisimlerin normal frekanslarına tabii frekans da denilmektedir. Titreşen cisimlerin frekansları ile dışarıdan etki eden kuvvetlerin frekansları çakışırsa, yani birbirine eşit olursa eğer, bu durumda cismin genliği her titreşimde artar ve maksimum bir değere ulaşır. Bu duruma rezonans hali denilmektedir. Salıncakta kendi kendine sallanan bir kişinin de frekansı vardır. Dışarıdan bir kimse salıncağa, her salınımda eşit miktarda ve salınım yönünde itme kuvveti uygularsa, salıncağın genliği gittikçe artar ve maksimuma ulaşır. Bu da salıncağın rezonansa uğraması anlamına gelmektedir. Elektrik, mekanik ve ses olaylarında rezonans hali görülür. 

Salınıma neden olan etkiler çok çeşitli olabilirler. Örnek vermek gerekirse; kesintili rüzgarın etkisindeki bir köprü, deprem dalgaları sebebiyle oluşan salınım etkisi altındaki bir bina veya alternatif gerilim etkisindeki elektriksel bir sistem rezonansa uğrayabilir. Doğrusal sistemlerin rezonansa girebilmesi için, salınım genliğinin, uygulanan kuvvetle doğru orantılı olması gereklidir. Eğer uygulanan kuvvetin frekansı sistemin doğal frekansına eşit olursa rezonans gerçekleşir. Kesintili rüzgarın etkisindeki bir köprüyü ele alacak olursak, rüzgarın ani ve değişken esmesinin sebep olduğu titreşim ve salınımlar sonucunda köprünün doğal frekansı ile köprünün maruz kaldığı periyodik rüzgar frekansı birbirine eşit olabilir. Bunun sonucunda salınım genliği sonsuza gitmeye başlayacağından köprü rezonansa uğrayarak ve bir süre sonra yıkılacaktır. Bunun gerçek bir örneği 1940 yılında Washington’da yapılmış Tacoma köprüsünde yaşandı. Bu köprü rüzgar etkisiyle rezonansa girdi ve yıkıldı.

Rezonans çeşitleri

Mekanik rezonans: Mekanik rezonansa daha önce bahsi geçen salıncağı örnek olarak verebiliriz. Başka bir örnekte tramplenden atlama olayı olarak verilebilir. Atlet yükseklik kazanmak için tramplende yaylanır ve tramplenin frekansı ile atletin frekansı eşit olunca maksimum atlama yüksekliğine erişebilir. Atletin yaylanması tramplenin rezonans haline gelmesini sağlar. 

Akustik rezonans: İçerisinde belli miktar sıvı ile dolu olan ağzı açık silindirik kapların ağız kısmına titreşen bir diyapazon yaklaştırılır ise, kap içindeki havanın titreşim frekansı diyapazonunkine eşit olduğunda rezonans hadisesi vuku bularak, diyapazonun sesinden daha şiddetli bir ses duyulur. İşte buna akustik (ses) rezonansı denir. Akustik rezonansın sebebi, hava ortamında duraklı dalgaların oluşmasıdır. Ortamın uygunluğu titreşimin dalga boyuna ayarlandığında uç kısımlarda ses dalgalarını periyodik olarak yansıtacak yükseltici bir rezonans etkisi görülür. 

Elektrikli rezonans: Bir alternatif akım devresinde bobin, kondansatör ve rezistans bulunursa devreden geçen maksimum akım şiddeti maksimum potansiyelin zahiri direnç oranıdır. 

Depremlerde binaların yıkılmasına sebep olan rezonans olayıdır. Salınımlar binanın doğal frekansına eşit olduğu zaman, bina artan genliğe ve bunun sebep olduğu gerilime dayanamayarak yıkılır.]]> İzotop https://www.kimyadersi.org/izotop.html Thu, 05 Jul 2018 00:08:36 +0000 İzotop,  atom numarası aynı, nötron ve kütle numarası farklı olan atomlara denir. Diğer bir ifadeyle atom numaraları aynı olduğu halde nötron sayıları farklı olduğu için kütle numaraları da farklıdır. Çünkü kütle İzotop,  atom numarası aynı, nötron ve kütle numarası farklı olan atomlara denir. Diğer bir ifadeyle atom numaraları aynı olduğu halde nötron sayıları farklı olduğu için kütle numaraları da farklıdır. Çünkü kütle numarası atomun atom numarası ve nötron sayısının toplamına eşittir. 


İzotop Atomların Özellikleri

Periyodik cetvelde aynı yerde gösterilirler. (Çünkü periyodik cetvel atom numaralarına göre düzenlenmiştir. İzotop atomlar ise birbiri ile aynı atom numarasına sahiptir.) Kimyasal özellikleri hemen hemen aynıdır. Fiziksel özellikleri farklılık gösterir

Kararlı İzotoplar

Berilyum, sodyum, potasyum, kobalt gibi bazı elementlerin sadece bir tane kararlı izotopları mevcuttur. Bunun dışında diğer elementlerin kararlı izotoplarının sayısı 2-10 arasında değişmektedir. Örneğin; klorun iki, kalsiyumun altı, kükürdün dört ve kalayın on tane kararlı izotopu vardır. Kalay doğada en çok kararlı izotopa sahip elementtir.

Molekül kütlesi küçük olan elementlerin çoğu ise bir ya da iki kararlı izotopa sahiptir. Genellikle kararlı olan izotopların sahip olduğu nötron sayısı ile proton sayısı eşittir. Ağır elementlerin çoğunun 2-10 arasında değişen kararlı izotopları bulunabilmektedir. İzotoplarda, çekirdeğin kararlı olabilmesi için nötronun protona oranının büyük olması gerekir. Çünkü protonlar pozitif yüklüdür ve birbirini itmeden dengede kalabilmesi için proton başına en az 1 tane nötron düşmesi gerekir. Mesela kalayın bir izotopunun çekirdeğinde 74 nötron ve 50 proton bulunur. Ancak bu oranın çok büyük olmaması gerekir. Çünkü nötron/proton oranı 1,5’tan fazla olan çekirdeklerde oran büyüdükçe kararlılık azalır. 

Radyoaktif İzotoplar

Elementlerin her biri neredeyse en az bir radyoaktif izotopa sahiptir. Mesela hidrojenin radyoaktif izotopu trityumdur ve bunun yarılanma ömrü 12,5 yıldır. Hidrojenin 7 tane izotopu vardır. Kütle numarası büyük olan elementlerin 30’a yakın radyoaktif izotopları olabilir.
1200 kadar radyoaktif izotop olduğu bilinmektedir. Bunların çoğu çekirdeklerin, çekirdek reaktörlerinde veya tanecik siklotronlarıyla bombardımanıyla elde edilir. Ancak bunların nötron/proton oranları, kararlı izotopların oranlarından farklıdır. Uranyum gibi bazı radyoaktif izotoplar doğal olarak meydana gelmiştir bazıları ise laboratuvar ortamlarında yapay olarak elde edilmektedir. 

İzotopların Ayrılması

Kimyasal veya fiziksel bir yolla bir izotopun başka bir izotopa göre miktarının arttırılmasını amaçlamaktadır. İzotopları ayırma yöntemlerinden biri gaz diffüzyonu yöntemidir. Bir gaz karışımı pörözlü bir materyalden (sırlanmamış porselenden, sıkıştırılmış grafitten vb.) geçirildiği zaman molekül kütlesi hafif olan gaz ağır olandan önce diffüzlenir. Böylece geriye kalan gaz, ağır izotop bakımından zengindir. Bu teknikle uranyum izotopları uranyum hekzaflorür bileşiğine dönüştürülür. Bu işlemle reaktörlerde kullanılan uranyum 235 (235U) diğer izotoplarından ayrıştırılmış olur.
Diğer ayrıştırma yöntemleri; Diferansiyel elektroliz, kimyasal yer değiştirme, buharlaştırma ve elektromagnetik ayrıştırmadır.

İzotopların  Kullanım Alanları

Ayrıştırılmış izotoplar veya zenginleştirilmiş karışımlar sanayide ve bilimsel araştırmalarda yaygın olarak kullanılır. En çok kullanılan izotoplar; uranyum 235, iyot 131, kobalt 60,  kurşun 208’dir. Uranyum 235, bilimseli araştırmalar yapmak ve reaktörlerde enerji üretmek için, kobalt 60 x ışınları analizlerinde kullanılır.
]]>
Petrokimya https://www.kimyadersi.org/petrokimya.html Thu, 05 Jul 2018 20:31:18 +0000 Petrokimya; genel bir tanımlamayla, petrolden elde edilen tüm kimyasal maddelerle ilgilenen bilim, teknik ve sanayi dalına denir. Bu tür maddeler petrolden veya petrolle ilintili olarak, doğal gazlardan çıkarılan ham maddelerden ve gü Petrokimya; genel bir tanımlamayla, petrolden elde edilen tüm kimyasal maddelerle ilgilenen bilim, teknik ve sanayi dalına denir. Bu tür maddeler petrolden veya petrolle ilintili olarak, doğal gazlardan çıkarılan ham maddelerden ve günümüzde sayamayacağımız kadar çok basit ya da karmaşık maddeler elde edilmektedir. 

Günümüzde petrokimya, sanayinin en büyük ana madde kaynağı haline gelmiştir. Sadece Amerika’da, kimya sanayisinde ekonomik gelirin yüzde elli beşini petrokimya sanayisi sağlamaktadır. Rusya’da da durum buna benzer durumdadır.

Petrolün Sanayi Dünyasındaki Geçmişi

Petrol sanayisinin tarihi ancak 150 yıl kadar öncesine dayanmaktadır. 1860-1885 yıllarında petrol sadece gazyağı olarak kullanılıyordu ve bu dönemde, damıtma işlemi gereğince uygulanamadığı için, petrol’ün günlük hayattaki ve sanayideki yeri oldukça sınırlıydı. Daha sonraki dönemde artık petrol yağlarının bitkisel yağların yerini almaya başladığı görüyoruz. Sanayide de yağlama işleri için petrolden elde edilen çeşitli yağlar kullanılmaya başlanmıştı.

1900-1914 yılları arasına benzin kullanımının ortya çıktığı ve hızla yaygınlaştığı dönem diyebiliriz. Otomobillerin kullanımıyla birlikte benzin insanların günlük hayatına girmiştir. Bu durum benzin tüketiminin hızlı artışına yol açarken, başta Amerika olmak üzere bütün büyük ülkeleri de yeni petrol yatakları aramaya zorlamıştır.

1914-1930 yıllarına gelindiğinde ise petrolden yararlanma alanının çok büyük genişlediğini gözlemliyoruz. Örnek olarak fuel-oil bu zaman diliminde kullanılmaya başlanmıştır.

Petrokimya Ortaya Çıkışı

Petrokimya 1920-1925 yılları arasında ortaya çıkmıştır. İşe petrol rafinelerinin artıkları olan cracking gazlarının değerlendirilmesi amacıyla başlanmıştır. Bu atık gazların alkol, glikol ve tetonlara dönüştürülebilmesi kimya sanayisinde yeni bir devrin açılmasına neden olmuştur. Artık organik kimyanın yanında petrokimya adı verilen yepyeni bir sanayi dalı ortaya çıkmış oluyordu.

Petrokimya gelecek için çok ümit veren bir sanayi koluydu. Oldukça kısa bir sürede bu sanayi dalına o güne dek görülmemiş yatırımlar yapıldı. Çalışmalar ve araştırmalar giderek yoğunlaştırıldı. Artık petrol rafinerilerinde ortaya çıkan atıklardan çeşitli ham maddeler elde edilebiliyordu. 

1930-1940 dönemi bütün gücün, petrol ve petrolden üretilen çeşitli ham maddelerin kalitesinin düzeltilmesine harcandığı bir dönemdir. Bu yıllarda, artık petrolün gücü dünyadaki yerini sağlamlaştırmış ve adeta uygarlığın kanı haline gelmiştir. Bu dönemden sonra ise, petrol katolizörlerin yardımı ile farklı ham maddelere ayrıştırılmaya başlanmıştır, ayrıca rafineri sistemleri geliştirilmiş ve çağımıza yeni ufuklar açan petrokimya sanayisi kurulup hızla gelişmiştir. 

Yukarıda, petrokimyanın 1920-1925 yılları arasında oluştuğunu yazmıştık. Ancak günlük hayatımızı etkileyecek duruma gelmesi 1940'lı yıllara rastlar. Bu tarihin ardından petrokimya, sanayinin ana ham maddelerinin büyük bir bölümünü üreten başlı başına ve vazgeçilmez bir sanayi dalı haline gelmiştir.

Bugün kaloriferler sistemlerinde kullanılan fuel oil den ocaklarda yakılan likit gaza, evlerde kullanılan deterjanlardan plastik kaplara dek, sayılamayacak kadar pek çok ürün, rafinerilerdeki atıklara çeşitli işlemlerin uygulanması sonucu elde edilmektedir. Yakın bir gelecekte, bazı besin maddelerinin de petrol bazlı maddelerden elde edilmesi gündemdedir.
]]>
Modern Atom Teorisi https://www.kimyadersi.org/modern-atom-teorisi.html Fri, 06 Jul 2018 11:57:17 +0000 Modern atom teorisi; Atomlarda belirli bir enerji seviyesi vardır. Atomlar belirli bir enerji seviyesi vardır. Elektronlar ancak bu şekilde atomlarda vardır. Bohr atom modelindeki, tek elektronlu atomların davranışlarını açı Modern atom teorisi; Atomlarda belirli bir enerji seviyesi vardır. Atomlar belirli bir enerji seviyesi vardır. Elektronlar ancak bu şekilde atomlarda vardır. Bohr atom modelindeki, tek elektronlu atomların davranışlarını açıklanması başarılı olmakla beraber, çok elektron bulunduran atomların ise davranışlarındaki açıklamada yetersizdir. Modern atom teorisine göre; Bohr atom teorisinde olduğu gibi elektronları yörüngelerindeki sabit bir hızla dönen tanecikler şeklinde düşünmek doğru değildir. Bu nedenle elektronların hızını ve yerleri için net bir şey söylenememektedir. Elektronların bulunma ihtimalinin olduğu kısımlardan bahsedilir.

Modern atom teorisinin modelinin varsayımları ise şunlardır;

Elektronlar çekirdeğin etrafında belli enerji seviyesinde bulunur. Bütün enerji seviyesi “n” ile belirtilir. Bu enerji seviyesine baş kuant sayısı da denir. Bu baş kuant sayısı orbitallerin çekirdekten  olan ortalama uzaklarını veya enerjisini belirtir. Çekirdekten uzaklaşıldıkça enerjisi artar. Bunun için protonların elektronlarının çekim gücü zayıflar, bundan dolayı da elektronların hareketleri ve enerjileri artar.

Elektronlar hem kendi etraflarında hem de çekirdeğin kendi etrafında dönerler. Elektronların kendi çevresinde  dönme şekline spin hareketi, çekirdek çevresindeki dönme şekline de orbital hareketi denir. Çekirdek etrafında dönmesi sırasında elektronların bulunma olasılığı yüksek olduğu geometrik kısımlara ise orbital denir. Dört çeşit orbital vardır.

s orbitali: Küresel bir şekle sahiptir. Birinci enerji seviyesinden itibaren her enerji düzeyinde birer tane s orbitali bulunur ve en çok iki elektron alır.

p orbitali: İkinci enerji seviyesinden itibaren her enerji düzeyinde bulunur. p orbitalleri, px, py ve pz olmak üzere üç çeşiti vardır. Aynı enerji seviyesinde bulunan üç orbitalin de enerjileri seviyeleri eşittir ve en çok altı elektron alabilirler.

d orbitali: Üçüncü enerji seviyesinden itibaren her enerji düzeyinde vardır. Beş çeşit d orbitali mevcuttur. Aynı enerji düzeyinde bulunan beş orbitalin enerjileri ise birbirine eşittir. En çok on elektron alabilirler.

f orbitali: Dördüncü enerji seviyesinden itibaren her enerji düzeyinde enerjileri birbirine eşit yedi tane f orbitali vardır. En çok 14 elektron alabilirler.

Modern atom teorisinde elektron dizilişleri ise;

Elektronların orbitalleri doldurmasında bilinen kurallar vardır. Bunlar ise; Elektronlar önce enerjisi en az olan orbitali doldurduktan sonra bir orbitalin enerjisi olan çekirdeğe yaklaştıkça azalmaya başlar. Eşit temel enerji seviyesindeki orbitallerin enerjileri arasındaki büyüklük sırası ise s < p < d < f şeklinde oluşmuştur. Buna göre enerjisi en düşük olan orbital ise 1s dir.

Bir orbital iki en asgari iki elektron taşıyabilir. Bir orbitaldeki iki elektronun dönme şekilleri tam terstir. Bu kanuna Pauliyi dışlayan bir ilkedir. Elektronların bu şekilde ters dönmeleri, oluşturdukları manyetik alanın yönlerinin ters olmasına neden olur. Bu şekildeki elektronlar zıt kutupları yan yana getirilmiş iki mıknatıs gibi birbirini çekerek işler.

]]>
Nişadır https://www.kimyadersi.org/nisadir.html Fri, 06 Jul 2018 18:34:54 +0000 Nişadır, kelimesi çok aşina olduğumuz bir kelime olarak bilinir. Öyle ki atasözlerimizde bile adı geçmektedir. Nişadır tarihi çok eski tarihlere dayanmaktadır uzun zamanlardan bu güne halen aktar dükkanlarında satılmakta ve b Nişadır, kelimesi çok aşina olduğumuz bir kelime olarak bilinir. Öyle ki atasözlerimizde bile adı geçmektedir. Nişadır tarihi çok eski tarihlere dayanmaktadır uzun zamanlardan bu güne halen aktar dükkanlarında satılmakta ve bulunmaktadır. Nişadır çok eski bir tarih bilgilerinde mükerrer ve vasat olarak iki çeşit olduğu bilgileri kayıtlarda bulunmaktadır. Beki nişadır nedir.

Nişadır Nedir Ve Hangi Alanlarda Kullanılır

Nişadır genellikle amonyum klorürün halk arasında bilinen adıdır. Nişadır yapı itibari ile kristal yapılı bir çeşit tuzdur. Nişadır tuzunun çeşitli kullanım alanları bulunmaktadır. Örneğin nişadır çok azda olsa azotlu gübre içerisinde kullanılır, piyasalarda bulunan özellikle kuru pillerin yapımında kullanılmakta, tekstil alanlarında, çeşitli kimya laboratuvarlarında, deri sanayinde ve ayrıca solvay yönteminde kullanılmaktadır. Nişadır 340 derecede saflaştırılan bir tuz çeşididir. Ayrıca nişadır lehim işlerinde, elektrolit lökranşe pillerinde, boyacılık sektörün de ve kimyasalların analizinde de kullanılmaktadır.

Nişadır Özellikleri Ve Bilinen Yeri

Nişadır çok çeşitli kurutucu etkisi tıp alanında bilinir hem içer den hemde dışarıdan kurutma özelliği vardır. Nişadır mukoza üstünde irritasyon yaparak salgının artmasından ileri gelmektedir. Nişadır kişilerde bulantı ve kusma gibi yan etkiler yapmaktadır. Tıp alanında nişadırın büyük bir bölümü çözeltisi larenjit yada faranjitte de kullanılmaktadır. Nişadırın tıp alanında kullanılması gereken doz ise 0.34 gramdır. Ayrıca nişadır çeşitli lehim yapımında da kullanılmaktadır. Ve nişadır berberlerin kullanmakta olduğu kan taşı diye bilinen taş içerisinde de bulunmaktadır. Nişadır amonyak tuzu olarak bilinir tuzun ayrışması sonucunda oluşan amonyak ve hihroklorik asit metalin üzerinde oluşan oksit (pas) tabakanın kaldırılması sonucunda metallerde nişadırın lehim yapılmasında müsait hale gelmektedir. Nişadır genellikle tabiat da yanmakta olan volkanların bulunduğu yerlerde çok sık görülür. Nişadır kimyasal olarak renksiz olma özelliğine sahiptir.

Nişadır Sağlık Alanında Kullanımı

Nişadır sağlık alanında çeşitli yerlerde kullanılmaktadır. Örneğin nişadırın emici özelliği sebebi ile mide suyunun emilmesi için hastaya küçük parçalar halinde hastaya yutturulur. Yine nişadır kişinin bademciklerin de oluşan iltihaplanmaların kurutulması alanında da kullanılmaktadır. Ve nişadır egzama ve ağız yaraları hastalığında da yaygın olarak kullanılmaktadır.
]]>
Polimer Kimyası https://www.kimyadersi.org/polimer-kimyasi.html Fri, 06 Jul 2018 21:07:44 +0000 Polimer kimyası, Polimer birden fazla molekülün kimyasal bağlar ile düzenli olarak bağlanmasını sağlayarak oluşturduğu moleküler ağırlıklı bileşiktir. Polimer türleri ilk olarak on dokuzuncu yüzyılda denemelerdeki rastlant Polimer kimyası, Polimer birden fazla molekülün kimyasal bağlar ile düzenli olarak bağlanmasını sağlayarak oluşturduğu moleküler ağırlıklı bileşiktir. Polimer türleri ilk olarak on dokuzuncu yüzyılda denemelerdeki rastlantılar esnasında bulunmuştur. Polimer kimya, alanının öncüsü alman kimyager Herman Staudingtir. İlk defa polimerizasyonun polimer oluşumunu etkilemesi üzerine araştırmalar yapmış  ve etkisini kanıtlamıştır. Bu çalışmaları sayesinde 1953 yılında Nobel ödülü alan Stauding, başarılarına devam etmiştir. 
Polimerler yapılarına göre sınıflandırılabilir. Bunlar kopolimer ve homopolimer diye ikiye ayrılır. Homopolimere örnek verecek olursak etilenden elde ettiğimiz polietilen ve strenden elde edilir. Kopolimer ise kendi arasında üçe ayrılır ve bunlar, ardaşık kopolimer, düzensiz kopolimer ve blok kopolimer dir. 

Polimer zincirleri iki grupta da üç farklı şekilde görülür. Doğrusal, çapraz bağlı ve dallanmış olarak belirlenmiştir. Polimerlerin fiziksel özellikleri moleküler ağırlığı ile ilgilidir. Polimerlerden beklenen özellikler gösterebilmeleri için fiziksel özelliklerinin yansıtmaları ve bir molekül ağırlığına sahip olmaları gerekir. Polimerlerin moleküler ağırlığının artması moleküller arasındaki çekimi arttırır ve buda polimerin ısı ve mekanik özelliklerini etkiler. 

Polimerlerin molekül ağırlıklarının belirlenmesi;
  • Viskozimetrik ölçüm,
  • Ozmotik,
  • Jel geçirgenlik kromatografisi,
  • Işıl saçılması,
  • Basınç gibi yöntemlerle belirlenir.
Polimer KimyasıPolimerlerin sentezi çeşitleri;
  • Serbest radikal polimerleşme: Zincir halindeki polimerleşmenin radikal bilgiler üzerinden yürüyen türüdür. Bu polimerleşme üç aşamadan meydana gelir. İlk başta monomer moleküller belirtilen yöntemler ile radikal hale dönüşür. Radikal polimerleşme oluşumu, fotokimyasal ısı, radyasyon ve çeşitli başlatıcılar dediklerimiz tarafından başlanır ve sağlanır. Radikal oluşturmak için bulunulan ortama dışarıdan bir başlatıcı eklemek gerekir. Başlatıcılara peroksitleri örnek olarak verebiliriz. Peroksit başlatıcı ısı ile beraber kullanıldığında kolay bir serbest radikal oluşturur. 
  • İyonik polimerizasyon: Zincir polimerizasyon iyonlar ile yapıcı ajanlar üzerinden de yürüyebilir. Buna örnek verecek olursak, halojenleşmiş viniller gösterilebilir. 
  • Kondenzasyon polimerizasyonu: Birbirine benze yada farklı poli- fonksiyobellerin monomerlerinden küçük olanı çıkarılarak reaksiyon elde edilmesi sağlanır. 
  • Yığın polimerizasyonu: Monomerin içerisine en uygun başlatıcı eklenerek belli bir sıcaklık ve basınçla elde edilir.
  • Süspansiyon polimerizasyonu: Bu polimerizasyon endüstri alanında çok büyük miktarlarda polimer üretmek için kullanılır.
  • Emülsiyon polimerizasyon: Polimerizasyonun bu çeşidinde birbiri ile karışmayan iki farklı faz vardır. Monomer fazı ve dağıtma fazı  emilsiyon halinde dağılım gösterir. 
  • Dispersiyon polimerizasyonu:  Bu yöntem ile de bir ile on mikro metre arasında tek düze küresel yapıda polimer partiküller elde edilir.
 Oolimerlerin kullanımı ve çeşitleri;
  • Amino reçeteler: Dekoratif malzemeler, plakalar, levhalar ve tekstilde kullanılır.
  • Silikon: Levha, kauçuk, su itici malzemeler ve kapsülleme için kullanılır.
  • Akrilik: Dekoratif yapısal paneller, lens, aydınlatma sistemleri, gölgelik ve tabela reklamlarında kullanılır.
  • Polikarbonat: Elektrik aletleri, lens, yalıtkan malzemeler, emniyet bariyerleri, fotoğraf filmi gibi alanlarda kullanılır.
  • Epoksi: Yapıştırıcılar levha ve plakalar, yer döşemesi ve yüzey kaplama astarlarında kullanılır. 
Bunların dışındakiler ise, polieter, polipropilen, polistiren, selülozik, poli, poliüretan,poliamit, poliproplien, poliest]]> Enerji Dönüşümü https://www.kimyadersi.org/enerji-donusumu.html Sat, 07 Jul 2018 06:52:28 +0000 Enerji dönüşümü, enerjinin bir biçimden diğerine dönüşümüdür. Fizikte enerji terimi bir sistemdeki belirli değişiklikleri oluşturma kapasitesini açıklasa da ben size günlük hayatımızdan örnekler vereyim biraz. Ay çekili Enerji dönüşümü, enerjinin bir biçimden diğerine dönüşümüdür. Fizikte enerji terimi bir sistemdeki belirli değişiklikleri oluşturma kapasitesini açıklasa da ben size günlük hayatımızdan örnekler vereyim biraz. Ay çekilince dağların ardına ve karanlık çökünce yavruların odalarına, bir anahtarın kapanışıyla elektrik enerjisi dönüşür ısı ve ışık enerjisine. Taşınırken kolileri taşımamız gerekir, böylece çalışan kaslarımızda ki mekanik enerji ısı enerjisine dönüşmüştür bile çoktan. Saçlarımızı kurularken de kurutma makinesindeki elektrik enerjisi mekanik ve ısı enerjisine dönüşür. Tost yapmak gibi sıradan bir iş esnasında bile tost makinesindeki elektrik enerjisi ısı enerjisine dönüşür. Her gün defalarca, büyük bir körlükle ve hiç üzerinde düşünmeden enerji dönüşümlerine şahit oluruz, hayatımız bu dönüşümler etrafında döner durur. Bu bahsettiğim enerjileri; kimyasal enerji, kinetik enerji, potansiyel enerji, ısı enerjisi ve de elektrik enerjisi şeklinde sıralayabiliriz. bu enerjilerin kaybolmadan başka enerjilere dönüşebilmesi ve başka kullanım alanlarına hizmet etmesi insanlık ve dünya için çok önemli bir ayrıntıdır. Bu enerjiler, bu şekilde dönüşebilir olmasalardı şuan kolaylıkla yapabildiğimiz birçok şeyi yapamazdık ve hayatımız şimdilerde olduğundan çok daha zor bir hal alırdı.

Dünya üzerindeki tüm canlıların yaşamlarına devam edebilmesi için bu dönüşümün gerçekleşmesine ihtiyacı vardır. Bundan dolayı canlılar çevreyle etkileşim halindedirler. Bu etkileşim madde ve enerji akışıyla  ve çevreden alınan maddeleri vücutlarında enerjiye çevirmeleriyle var olur. Canlılar bu şekilde yaşamsal faaliyetlerini devam ettirirler. 

Enerji DönüşümüEnerji dönüşümüne örnekler,
  • İki tahta parçası birbirine sürtündüğü zaman mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür.
  • Su ısıtıcısı ve elektrik sobasında elektrik enerjisi ısı enerjisine dönüşür.
  • Çekiçle bir levhaya vurulduğu zaman mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür. 
  • Fren yapan aracın lastiklerinde mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür.
  • Şişedeki su sallandığında mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür.
  • Besinlerin kimyasal bağlarında depolanan enerji, besinlerin solunum olayında parçalanması sonucu ısı ve kimyasal enerjiye dönüşür.
  • Kibrit yandığı zaman mekanik enerji ısı enerjisine dönüşür. 
  • Elektrikli kapı zilinde kol zile vurdukça zilin kinetik enerjisi ses ve ısı enerjisine dönüşür.
Makinelerde enerji dönüşümleri,
  • Termal enerji, buharda kinetik enerjiye dönüşür.
  • Kinetik enerji, türbinde mekanik enerjiye dönüşür.
  • Kömürün kimyasal enerjisi, termal enerjiye dönüşür.
  • Türbinin mekanik enerjisi, elektrik enerjisine dönüşür. Elektrik enerjisi de enerjinin son biçimidir.
Enerjiyi bir biçimden diğer biçime dönüştüren cisme transdüser denir. Genellikle bir tansdüktör, dönüşebilecek bir sinyali başka bir sinyalin enerjisi için tek bir formda formüle edebilir. Neyse ki enerji dönüşümü var ve ne canlıların hayatı ne de günlük hayattaki kolaylıklarımız riske giriyor.
]]>
Altın https://www.kimyadersi.org/altin.html Sat, 07 Jul 2018 19:06:28 +0000 Altın, 118 tane elementin içinde en değerli olan madendir. M.ö. 3000 yıllara kadar dayanan bu değerli madeni bu derece özel kılan şey nedir Bunun nedeni diğer elementlerin kullanım açısından mutlaka bir dezavantajının olmasıd Altın, 118 tane elementin içinde en değerli olan madendir. M.ö. 3000 yıllara kadar dayanan bu değerli madeni bu derece özel kılan şey nedir Bunun nedeni diğer elementlerin kullanım açısından mutlaka bir dezavantajının olmasıdır. Örneğin çevremizde çok sayıda bulunan demir sayıca daha değerli fakat çok hızlı pas tutabiliyor. Yada başka bir maden bir diğeri ile temasa geçtiğinde zehir ortaya çıkarabiliyor. İşte altının değeri burada ortaya çıkıyor. Altın pas tutmuyor, zehir salgılamıyor ve az bulunuyor. Binlerce yıl öncesinden kalma altın heykellerin yada takıların hiç bozulmamış olduğunu görürsünüz. Altın aslında yaratılışında değerli değildir. Onu değerli yapan insanoğlunun tercihidir. Fakat altın işlenirken kullanılan siyanür hep tartışma konusu olmuştur. Endüstriyel siyanür toprağa ve suya karışır. Buda canlıların yaşamlarını tehdit eder. Sanırım buda değerli şeylere ulaşmak için ödenen bedel. 

Altının özellikleri
Simgesi Au olan bu değerli maden tarihin her döneminde karşımıza çıkmıştır. Latince açılımı Aurum yani parlayan demektir. Rengi parlak sarıdır. Oksitlenmeye ve asitlere karşı çok dayanıklıdır. Yumuşak yapısı sayesinde çok kolay işlenebilen altın, dünyada ekonomilere dahi yön vermektedir. Dünyada günümüze kadar 150 bin ton altın çıkarıldığı söylenmektedir. Altın işlenirken kullanımdaki sertliğini arttırmak için nikel, çinko, gümüş yada bakır karıştırılmaktadır. Saf haldeki bir altın 1064 derecede erimektedir. Buda altının saflık oranını değiştirmektedir. Bu saflık oranı 24'ün katlarına göre belirlenen bir birimle anlatılır. Örneğin bir takıya 24 ayar dediğimizde bu o takının %100 saf altın olduğunu gösterir. 18 ayar dediğimizde ise %75'lik saflık söz konusudur. Altının rengi de yine işlerken birlikte kullanılan diğer metallerin oranına bağlıdır. Beyaz yada kırmızı altın gibi.

AltınAltının kullanım alanları
Altın birçok alanda hayatımızda yer almaktadır. İlk olarak Lidya uygarlığının para birimi olarak kullandığı altın günümüzde bu özelliğini yatırım aracı olarak korumaktadır. Yatırım aracı olmasının dışında takı ve mücevher yapımında da kullanılmaktadır. Düğünlerde, nişanlarda, kutlamalarda vb. yerlerde takılmak üzere piyasada çok sayıda altın el değiştirmektedir. Bilezik, yüzük, kolye hatta takma dişlerde bile altın kullanılmaktadır. Bazen bazı özel yemeklerde yada bir tatlının üstüne altın tozu olarak serpildiğini görmüşsünüzdür. Tabi yemeğin fiyatı ne hale gelmiştir siz düşünün. Hindistan altını yemeklerde kullanma konusunda göze çarpar. Bunların dışında cd yüzeylerinde, kulaklık uçlarında, uçakların kokpit camlarında kullanılmaktadır. Elektrik dalgalarını daha iyi yansıtmaktadır. 


]]>
Fermantasyon https://www.kimyadersi.org/fermantasyon.html Sat, 07 Jul 2018 23:02:57 +0000 Fermantasyon, üzerinde bulunduğumuz ekosistem içerisinde bulunan mikroskobik canlıların üstlendiği görevler olarak nitelendirilmektedir. Fermantasyon yaşam döngüsünün oluşabilmesi için en önemli etkenlerden biridir. Genel olara Fermantasyon, üzerinde bulunduğumuz ekosistem içerisinde bulunan mikroskobik canlıların üstlendiği görevler olarak nitelendirilmektedir. Fermantasyon yaşam döngüsünün oluşabilmesi için en önemli etkenlerden biridir. Genel olarak bakıldığında fermantasyon olayı, karmaşık yapıdaki kimyasalların, mikroskobik canlılar tarafından basit yapıdaki kimyasallara dönüştürülmesi olarak görülmelidir. Halk arasında fermantasyon olayına mayalanma denilmektedir. Bu nedenle sütün yoğurda dönüşmesi sırasında meydana gelen mayalanmaya fermantasyon denilebilir. Bunun yanı sıra hamur hazırlığı sonrasında maya katkısı konularak mayalandırılan hamur üzerinde de fermantasyon olayı meydana gelmektedir. Bunların yanında fermantasyon olayına verilebilecek birçok örnek bulunmaktadır. Fermantasyon sayesinde insan hayatında birçok değişiklikler meydana gelmektedir. Özellikle insanların besin yönünden çok daha farklı lezzetler yaşaması ya da kimya açısından daha derin araştırma konularının oluşması için fermantasyon çok büyük katkı sağlar. Fermantasyonun kendi içerisinde birçok farklı dalları bulunmaktadır. Bu dallara biraz daha detaylı olarak değinecek olursak;
  • Alkol fermantasyonu: Bu fermantasyon dalı oksijen kullanılmayan canlılar için meydana gelmektedir. Yani alkol üzerinde meydana gelen germantasyon, oksijensiz olarak meydana gelir. Alkol fermantasyonunda glikoz, parçalanarak kısa bir süre sonra pirüvata dönüşür. Bu süreç içerisinde glikozdan geriye iki gliseraldehit ve fosfat kalır. Daha sonra sonuç olarak ortaya hidrojen atomu çıkar. 
  • Laktik asit fermantasyonu: Bu fermantasyon olayı ise daha çok oksijenin ortamda yetersiz olduğu durumlarda meydana gelir. Genellikle bakteri ve bazı hayvan hücrelerinde görülmektedir. Bu fermantasyon biçimi normalde glikoz glikoliz yoluyla parçalanmaktadır. Laktik asit fermantasyonu sonucunda ise iki molekül ATP, iki molekül NADH ve bir miktar pirüvat elde edilir. Bu fermantasyon, insan vücudunda kaslarda meydana gelir. İhtiyaç duyulan oksijen ise tabi ki kandan alınır. 
  • Butirik Asit Fermantasyonu: Asidojenik bakterilerin gerçekleştirdiği reaksiyonlar sonucunda oluşan bir fermantasyon türüdür. Çok sık karşılaşılmamaktadır. Bu fermantasyon sonucunda bütirati asetat, CO2 ve H2 ortaya çıkmaktadır.
  • Sitrik asit fermantasyonu: Üretilmiş olan pirüvik asitler, oksijen varlığında ortama birer tane karbondioksit ve hidrojen vererek asitler ile diğer asitleri parçalarlar. İşte bu şekilde meydana gelen fermantasyona sitrik asit fermantasyonu adı verilir. Asetik asit, kısa adı ile CoA olan enzimlerle bağlanarak asetil oluşturur. Bu arada açığa çıkan hidrojenler NAD tarafından korunarak NADH2 üretirler. 
Fermantasyonun aslında günümüzde endüstride çok büyük bir önemi bulunmaktadır. Bunlardan birine örnek verecek olursak zeytinin işlenmesi sırasında zeytine acı bir tat verilmesinde fermantasyon olayının çok büyük bir önemi bulunmaktadır. Bu olay sırasında meyve dokusu korunur ve aynı zamanda lezzet ile aroma katılır. Endüstri alanında kullanan fermantasyon, zeytinin yanında bira, şarap, peynir gibi malzemelerin üretimi sırasında da kullanılmaktadır. Fermantasyon olayının gerçekleşmesi durumunda maddenin hem fiziksel hali hem de kimyasal hali etkilenebilir. Aslında bu durum tamamen fermantasyonun çeşidine göre değişmektedir. Kimi zaman meydana gelen fermantasyon olayında fiziksel hal değişmezken kimyasal hal tamamen değişebilir ya da bu durumun tam tersi meydana gelebilir. 
]]>
K Vitamini https://www.kimyadersi.org/k-vitamini.html Sun, 08 Jul 2018 03:04:32 +0000 K vitamini, yağda eriyen ve kanın pıhtılaşmasına yardımcı olan bir vitamindir. Eksikliğinde ciddi rahatsızlıklar oluşabilir. Bazı kanser hastalıklarında korucu özelliği bulunmaktadır. K vitamini, yağda eriyen ve kanın pıhtılaşmasına yardımcı olan bir vitamindir. Eksikliğinde ciddi rahatsızlıklar oluşabilir. Bazı kanser hastalıklarında korucu özelliği bulunmaktadır.

K VitaminiK vitamini hangi besinlerde bulunur;

Daha çok yeşil yapraklı besinlerde bulunur.
  • Lahana,
  • Marul,
  • Yumurta
  • Bamya
  • Karnabahar
  • Şalgam
  • Bezelye
  • Yoğurt gibi.
Gün içerisinde K vitaminin günlük tükettiğimiz besinlerden rahatlıkla karşılayabiliriz. Karaciğer içinde önemli bir vitamindir ve alınan K vitamininin bir kısmı karaciğerde depolanır. 

K vitaminin faydaları;
  • Kanın pıhtılaşmasına yardımcı olur.
  • Kadınlarda menopoz sonrası kemik erimesini engelleyicidir.
  • Prostat ve karaciğer kanserini önlemede yardımcı olur.
  • İnsan vücudundaki tüm kemiklerin erime riskini azaltır.
  • Kalp damarlarının sağlıklı çalışmasını sağlar ve kanın içerisindeki kalsiyumu atmasını sağlar.
K vitaminin bir diğer faydası ise kırılan zedelenen kemiklerin iyileşmesinde yardımcı olur. Karaciğerde yağlanmayı azaltır  ve karaciğer de büyümeyi önler.
K vitamini aslında bir bileşimdir. Kendi arasında 2 ayrılır. K1, K2  olarak, hepsininde faydaları farklıdır. Vücudumuzun bütün K vitaminlerini tükettiğimiz gıdalardan sağlanması mümkündür.K vitamini et, peynir ve yumurtada bulunur. K2 vitamini ise mayalanmış yoğurt ve peynirdeki bakterilerden meydana gelir. 
]]>
Hızlı Metabolizma https://www.kimyadersi.org/hizli-metabolizma.html Sun, 08 Jul 2018 03:28:00 +0000 Hızlı Metabolizma, Metabolizma; İnsan vücudunun temel ihtiyaçlarını karşılamak için yaktığı enerjiye denir. Metabolizmanın hızlı olduğu kişiler genellikle çalışan erkekler, çocuklar, ve soğukta protein ağırlıklı bes Hızlı Metabolizma, Metabolizma; İnsan vücudunun temel ihtiyaçlarını karşılamak için yaktığı enerjiye denir. Metabolizmanın hızlı olduğu kişiler genellikle çalışan erkekler, çocuklar, ve soğukta protein ağırlıklı beslenenlerdir. Hızlı metabolizma insan vücudundaki bütün hücreleri kontrol eden troidin troid hormonlarını çok fazla düzeyde üretmesi ile oluşan durumdur. Bu sebep ile bütün vücut faktörleri daha hızlı çalışmaya başlar. Hızlı metabolizma graves hastalığı olarak ta bilinmektedir. En önemli nedenleri vücudun bağışıklık sisteminin saldırıları sonucunda yüksek hormon üretmesi başlaması ve otoimmün bozukluk olarak bilinir bu durumun sebebi halen bilinmemektedir. Başka hızlı metabolizma sebebi ise birden fazla yumrunun yüksek derecede hormon üretmesi sonucunda oluşan toksik ödem veya toksik guatrlar sebep olmaktadır. Hızlı metabolizma olan kişide genetik yatkınlığa sahip olduğu söylenir. Eğer aile bireylerinden birinde hızlı metabolizma sorunu varsa diğer bireylerde de olma riski yüksektir. Metabolizması hızlı çalışan kişilerde aşırı şiddetli gerginlikler olur sürekli şiddet ve çatışma isteği duyulur. 

Hızlı MetabolizmaHızlı Metabolizma Tanısı
Hızlı metabolizma hastalığı şüpheleriniz var ise tanı çok basit yaptıracağının kan testi yeterli olacaktır.

Hızlı Metabolizma Belirtileri
Hızlı metabolizma belirtileri olarak kişide uyku sorunları, yorgunluk ve bitkinlik hissi, huzursuzluk hissi, kalp çarpıntısı, rahatsızlık hissi, kilo kaybı, aşırı yeme hissi duyma, yüksek nabız ,terleme ve titreme, menstrüasyon bozukluğu ve ishal olarak görülmektedir.

Hızlı Metabolizma Tedavisi

Hızlı metabolizma (Graves) tedavisinde ilk önce troidin aşırı üretmiş olduğu hormon üretimini azaltan inhibe eden ilaçlar ile başlanır.  Bu durum metabolizmanın normal seviyeye gelene kadar uygulanmalıdır. Tedavi süreci kontrol altında tutularak hızlı metabolizma normal seviyeye düşmüyor ise radyoaktif iyot tedavisine geçilir. Hastalık halen devam ediyor ise cerrahi operasyon ile troidin alınması düşünülür. Hızlı metabolizmaya sebep olan toksik guatr veya toksik ödem ise tedavi süreci radyoiyet tedavisi olarak başlanır. Radyo iyot tedavisi hastanın hızlı metabolizmasını yavaşlatarak hastanın yavaş metabolizma sahibi olacağı için bu durumda hastanın daima troid hormonu tedavisi alacağı anlamına gelmektedir. Bu durumda ortaya çıkacak diğer bir sorun ise yavaş metabolizma olacaktır yavaş metabolizmada kişide birtakım sorunlar çıkaracaktır. Bu sorunlar uyku hissi, hafıza sorunları, konsantrasyon bozukluğu, isteksizlik, soğuk hissi, depresyon, cilt kuruluğu, gözlerde şişlik, kabızlık gibi sorunlar görülmektedir. Hastaya tiroksin ilaç tedavisi yapılmalıdır.

]]>
Çözeltiler https://www.kimyadersi.org/cozeltiler.html Sun, 08 Jul 2018 13:06:19 +0000 Çözeltiler, Bir maddenin farklı bir maddenin içerisinde moleküler olarak homojen bir şekilde dağılması ile oluşan karışıma çözelti denir. Çözeltiler çözücü ve çözünen olarak iki bileşenden oluşur. Bu bi Çözeltiler, Bir maddenin farklı bir maddenin içerisinde moleküler olarak homojen bir şekilde dağılması ile oluşan karışıma çözelti denir. Çözeltiler çözücü ve çözünen olarak iki bileşenden oluşur. Bu bileşenlerin fazla miktarda olanına çözücü, az miktarda olanına ise çözünen adı verilir. Su çözücülere verilebilecek en bilinen örnektir.  Katı, sıvı ve gaz gibi birçok madde suda çözünebilir. Kola, alkollü su, çay çözeltilere örnek olabilir. 

Çözeltilerin özellikleri:

Saf maddelerin kendilerine göre kaynama ve erime durumları vardır.

Erime: Katı maddelerin ısı enerjisi sayesinde sıvı hale dönüşmesine erime denir. Katı halde bulunan maddeler, ısı enerjisi aldıklarında taneciklerindeki kinetik enerji miktarı çoğalır ve bu durumda tanecikler arasında oluşan çekim kuvveti eksilir. Bu durumda tanecikler birbirlerinden ayrılırlar ve serbest duruma gelirler.
Katı durumda olan bir maddenin sıvı durumuna dönüşmeye başladığı sıcaklık erime sıcaklığı adını alır. Katı maddenin erime esnasında sıcaklığı değişmez. Maddenin sıvı hale dönüşmesi için verilen ısı, cismin sıcaklığının artması için değil hal değiştirmesi için uygulanır. Cisim tam olarak erime noktasında ulaştığında ise ısı enerjisi verilmeye devam edildiği takdirde katı halden sıvı hale dönüşen cismin sıcaklık derecesi yeniden artmaya başlar. Katı durumda olan çözeltinin erime noktasına ulaştığı andaki sıcaklık saf çözücünün erime sıcaklığı derecesinden daha azdır.

Donma: Sıvı halde olan bir maddenin ısı enerjisi sayesinde sıvı halden katı hale geçmesine donma adı verilir. Sıvı maddenin katı duruma geçtiği sıcaklık noktası donma noktasıdır. Sıvı madde donma derecesine geldiğinde sıcaklık derecesi sabit olur.
Buz maddesinin 0 ℃ erimesi, suyun ise 0 ℃ donma noktasına geldiği gibi bir madde sabit basınçla aynı erime ve donma noktasına ulaşır.

Buharlaşma: Sıvı durumda olan bir maddeye ısı enerjisi verilmesi durumunda sıvı maddeyi meydana getiren taneciklerin kinetik enerji değerinin artması sonucunda çevreden gelen çekim kuvvetini yener ve sıvı halden gaz haline dönüşür. Bu duruma buharlaşma adı verilir.

Yoğunlaşma: Gaz halindeki bir maddenin sıvı hale dönüşmesine yoğunlaşma adı verilir Gaz halindeki maddenin yoğunlaşmaya başladığı sıcaklık noktasına ise yoğunlaşma sıcaklığı adı verilir.

Çözelti türleri:

Çözelti türleri çözücünün durumuna,  elektrik akımı iletmesine ve çözünen madde miktarına göre üç maddede incelenebilir.

Çözücünün durumuna göre: (katı sıvı gaz) 
Çözeltinin katı sıvı ya da gaz durumunu belirleyen çözücüdür.

Elektrik akımı iletmelerine göre:

Elektrik akımını ileten çözeltiler: Çözünürken iyonlara ayrılan çözeltilere iyonik çözeltiler adı verilir iyonik çözeltiler. Bu durumdan dolayı iyonik çözeltiler elektrolit çözeltiler diye de isimlendirilebilir. Tuz çökeltileri, baz çökeltileri ve asit elektrolit çözeltiler arasında sayılabilir.
Tuz su içerisinde Na+ ve CL- iyonlarına ayrışarak çözünür.

Elektrik akımını iletmeyenler: Çözücüler içinde çözünürken moleküler halinde dağılan kovalent bağlı bileşikler Elektrik akımını iletmeyen çözeltiler. Elektrik akımını iletmeyen çözeltilere örnek olarak alkolün su içinde çözülmesi verilebilir.

Çözeltiler
Çözünen madde miktarına göre:

Doymuş çözeltiler: Çözebileceği kadar çok maddeyi çözen çözücüler doymuş çözeltilerdir.

Doymamış çözeltiler: Çözebileceği en çok maddenin daha azını çözen çözeltilerdir.

Aşırı Doymuş çözeltiler: Çö]]> Endokrinoloji Ve Metabolizma Hastalıkları https://www.kimyadersi.org/endokrinoloji-ve-metabolizma-hastaliklari.html Mon, 09 Jul 2018 05:48:58 +0000 Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları, endokrinoloji iç salgı hastalıklarının alt bölümünü oluşturan, tiroid hastalıkları, obezite, aşırı tüylenme, diyabet gibi hastalıkları inceleyen, tanı koyan ve tedavi Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları, endokrinoloji iç salgı hastalıklarının alt bölümünü oluşturan, tiroid hastalıkları, obezite, aşırı tüylenme, diyabet gibi hastalıkları inceleyen, tanı koyan ve tedavisini yapan bölümdür. Bölümle alakalı hastalıkların çoğu ayaktan tedavi edilerek izlenir. Hastalıklar ayaktan tedavi edilse de sağlık için oldukça risk yaratan ve yaşam kalitesini düşüren hastalıklardır. Endokrin iç salgı bezlerinden oluşan vücut için önemli bir sistemdir. İç salgı bezleri, hormon sentez ve salgısını yapmakla görevli organdır. Vücudumuzda bulunan hormonların vücut için farklı aktiviteleri vardır ve bu aktiviteleri kontrol ederler. Üreme, metabolizma, büyüme ve gelişme farklı organlar tarafından kontrol edilir. Aynı zamanda kişinin çevreye verdiği tepkilerde hormonlar tarafından kontrol edilir. Endokrin sistem, böbreküstü bezi, pankreas, paratiroid, hipofiz, tiroid, kadınlarda yumurtalıklar, erkeklerde testislerden oluşan bir sistemdir.

Endokrinolog nedir

Endokrinolog endokrin sistemde meydana gelen hastalıklara bakan doktorlardır. Salgı bezinde meydana gelen olumsuzluklar sonucu oluşan hastalığın tanısını koyan kişilerdir. Oldukça karmaşık bir sisteme bağlı olarak gelişen hastalıkları nasıl tedavi edeceklerini bilirler.

Endokrinologlar hormon dengesizliği nedeniyle ortaya çıkan hastalıklara tanı koymak ve bu hastalıkları tedavi edebilmek için eğitim almışlardır. Diyabet, tiroid, metabolik bozukluklar, hormon dengesizlikleri, menopoz, hipertansiyon, obezite, salgı bezi tümörleri gibi daha pek çok hastalıkla ilgilenirler.

Endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları

Dyabet: Diyabet şekerle alakalı ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Hastalığa yakalandıktan sonra hastalığı tam olarak iyileştiren bir tedavi yöntemi mevcut değildir. Ancak uygun tedaviyle yaşanan belirtiler ve şikayetler hafifletilerek, hastanın yaşam kalitesi arttırılır. Diyabet hastalarının kanında şeker oranı oldukça fazladır. Kan şekerinin kontrol altında tutulması diyabetin neden olabileceği bir çok problemi önlemek için faydalı olur. Kan şekeri dengesiz olan kişilerde göz, böbrek ve sinirlerle alakalı pek çok problem yaşanabilir. Endokrinologlar, diyabeti teşhis ettikten sonra diyabetin seyrine göre tedavi başlatırlar. Tedavide ağızdan alınan ilaçlar ve insülin kullanılır. Ayrıca hastanın diyet uygulaması da tedavi için gerekir.

Endokrinoloji Ve Metabolizma Hastalıkları

Tiroid: Tiroid hastalarında daha çok enerjiyle alakalı problemler yaşanır. Kas sertliği, duyu bozukluğu, kilo gibi yakınmalar da ortaya çıkabilir. Endokrinoloji ve metabolizmayla ilgili hastalıklardan olan tiroid tedavisi hormonlara yönelik yapılır. Eğer hastada hormon fazlalığı varsa fazla olan hormon bloke edilir. Hormon yetersizliği varsa dışarıdan tiroid hormonu verilir. Tiroid nodülü, tiroid kanseri yine bu bölümle alakalı hastalıklardır.

Üreme-kısırlık: Dünya genelinde kısırlık problemi oldukça yaygındır. Yaklaşık olarak her 10 çiftten biri çocuk sahibi olamamaktadır. Kısırlık bazen her hangi bir neden olmaksızın yaşanırken bazen altta yatan bir ya da birden fazla nedene rastlanabilir. Endokrin bölümü kısırlığa yol açan hormon bozukluklarını da araştırarak uygun tedavi sağlar. Adet düzensizliği, menopoz, cinsel güçsüzlük gibi alanlarla da ilgili bir bölümdür.

Hipofiz bezi: Vücudun ana salgılayıcı bezi olarak tanımlanan hiofiz, diğer salgı bezlerini kontrol etmekle görevlidir. Vücut için önemli organları salgılar. Hipofiz azlığı ya da fazlalığı büyüme bozukluğu, kısırlık, kortizol dengesizlikler gibi sorunlara yol açar.

Hipertansiyon: Kısaca yüksek kan basıncı olarak tanımlanan hipertansiyon, ciddi bir rahatsızlıktır. Kalp hastalıkları için risk faktörü olan hipertansiyon ayrıca, metabolik sendrom ya da adrenal bozukluk olarak bilinen feokromositomo n]]> Kemosentez https://www.kimyadersi.org/kemosentez.html Tue, 10 Jul 2018 00:57:04 +0000 Kemosentez, bakterilerin glikoz üretmek için güneş ışığı yerine enerji kaynağı olarak kimyasal maddeleri kullanarak glikoz üretilmesidir. Bazı bakteriler, ışık enerjisine ihtiyaç duymadan kimyevi enerji ile organik maddeleri Kemosentez, bakterilerin glikoz üretmek için güneş ışığı yerine enerji kaynağı olarak kimyasal maddeleri kullanarak glikoz üretilmesidir. Bazı bakteriler, ışık enerjisine ihtiyaç duymadan kimyevi enerji ile organik maddeleri sentez ederler. Örneğin azot, kükürt, demir ve hidrojen bakterileri klorofile sahip olmadığı halde kemosentez sayesinde kendi besinlerini kendileri üretirler. Bu şekilde kendi besinlerini üreten bakterilere kemosentetik bakteriler adı verilir. Bu bakteriler su ve karbondioksitten glikoz sağlamak için gerekli enerjiyi hidrojen sülfür bağlarından ve metan kimyasal bağlarından üretir. Kemosentetik bakteriler inorganik maddeleri oksitleyerek onları zararsız hale getirirler. Oluşan mineral tuzlar da bitkiler kullanılır. Bu oksitleme sonucunda açığa kimyasal enerji çıkar. Kimyasal enerji sayesinde su ve karbondioksitin de yardımıyla karbonhidratlı besinler üretirler. Bitkiler havadaki karbondioksiti bağlayarak organik bileşikler üretirler. Fakat bitkilerin bu işlem esnasında havada bulunan azot gazını kullanmaları mümkün değildir. Bitkilerin gelişmeleri için büyük bir öneme sahip olan azot, azotlu bileşikler halinde topraktan temin edilir. Azotun bitkilerin faydalanabileceği kıvama gelmesi amonyağın nitrat ve nitrit tuzları haline gelmesiyle oluşur. Topraktaki azotun temin edildikten sonra kullanılabilir hale gelmesi de kemosentez sayesinde gerçekleşir. Kemosentez yapan canlılara kemoototrof canlılar adı verilir. Kemosentez sayesinde doğal ortamda azot devri tamamlanmış olur.


Kemosentez Çeşitleri

KemosentezSülfür Bakteriler: Bu bakteriler enerji üretmek için çevreden hidrojen sülfür oksitler. Bu işlem sırasında üretilen enerji besin sentez için kullanırlar. Oluşan kimyasal enerjiyle de kendilerine glikoz sentezlerler.
Demir Bakteriler: Bu bakteriler enerji üretmek için demir karbonhidratını oksitler. Üretilen serbest enerji de besin sentezinde kullanılır. Bu besinler şeker, yağ ve protein gibi maddelerde oluşur. 
Nitrifikasyon Bakteriler: Nitrit ve nitrat olarak iki tip bakteri vardır. Nitrit bakteriler amonyağı oksitleyerek enerji kazanırlar ve nitriti oluşturur. Nitrat bakteriler ise nitriti oksitleyerek enerji kazanırlar ve nitratı oluştururlar. Bu sayede oluşan enerji besin sentezinde kullanılır. 
Hidrojen Bakteriler: Bu bakteriler genellikle hidrojen içeren ortamlarda yaşarlar. Buna bağlı olarak hidrojeni oksitleyerek enerji üretirler. Ortaya çıkan enerji diğer bakterilerde olduğu gibi besin sentezinde kullanılır. 
Metan Bakteriler: Bu bakteriler ise metanı oksitleyerek enerji sağlarlar. Oluşan enerji karbondioksit ve su kullanılarak besin üretiminde kullanılır.

Kemosentez sonucunda bazı zararlı maddeler doğal ortamdan kaldırılmış olur. Bitkilerin ihtiyacı olan mineral tuzlar oluşturulmuş olur. Ayrıca kimyasal enerji kazanılmış ve organik besinler sentezlenmiş olur.

]]>
Hyalüronik Asit https://www.kimyadersi.org/hyaluronik-asit.html Tue, 10 Jul 2018 23:51:04 +0000 Hyalüronik asit, vücut dokusunda olan, yaşamsal faaliyetlerin yapılmasına destek olan bir asittir. Özellikle eklem ağrısı tedavisinde, cilt yaşlanmasının önlenmesinde ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde tedavi amaç Hyalüronik asit, vücut dokusunda olan, yaşamsal faaliyetlerin yapılmasına destek olan bir asittir. Özellikle eklem ağrısı tedavisinde, cilt yaşlanmasının önlenmesinde ve bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde tedavi amaçlı kullanılabilir. Cilt bakımı alanında cilt kırışıklıklarının giderilmesinde hyalüronik asit dolgu malzemesi olarak kullanılır. Bu asit hiyalüronan, hiyalüronat gibi isimlerle de anılmakta, dallanmayan uzun polisakkarit içeriği olan glikozaminoglikandır. Vücudumuzda sinir dokuları içinde, epitelyal dokuda ve konnektif dokuda hyalüronik asit bulunur. Daha az oranda yumuşak dokularda ve göz vitröz sıvısında olur. Eğer vücudunuzdaki hyalüronik asit oranı azalırsa, yüzünüzde erken aşamadan kırışıklık, cildin elastikiyetini kaybetmesi gibi sorunlar ortaya çıkar. Bir anlamda cilde gençlik etkisi veren bir maddedir.

Hyalüronik AsitHyalüronik asit hangi faydalı etkilere sahiptir
  • Hyalüronik asidin vücudumuza en önemli katkısı cildin genç görünmesini sağlamak ve erken yaşlardaki kırışıklıkları önlemesini sağlamaktır.
  • Cilt nemlendirici kremlerde kullanılan hyalüronik asit, cildi nemlendirirken su tutma özelliğini arttırır.
  • Doku onarımında, esnekliğin korunmasındaki etkileri nedeniyle erken yaşlanmanın önüne geçer.
  • Ciltteki akne, sivilce izlerinin tedavisinde hyalüronik asit kullanılabilir
  • Ciltte kallojen dokunun oluşmasında, korunmasında en önemli katkıyı yapar. Eğer ciltteki kalojen yapı azalırsa, ciltteki esneklik kaybolur.
  • Cilt tahrişini, ciltteki iltihaplanma etkilerini azaltır.
  • Doğal süreçte hücreler yaşlandığı zaman mitoz hızda azalma olduğu için, hücre onarımı ve yenilenmesi de azalır. Bu sürecin kesilmesine, hücrelerin işlevlerini yerine getirmesi hyalüronik asit destek olur.
  • Kozmetik alanında üretilmiş ve hyalüronik asit içeren kremlerin etkili olması için, cilt dermisine kadar inmeleri gerekir. Bu çok zor olduğundan, krem olarak hyalüronik asit kullanımı fazla etkili olmaz. En fazla yararı bunun cilde enjekte edilmesi sayesinde görebilirsiniz. Bu yöntemde sadece enjekte edildiği olan bölgeyi etkiler. Vücut genelinde etkili olmaz.
  • Cilt bakımı dışında hyalüronik asit, gözlerin görme yetisi üzerine de etki eder. Gözlerin % 80 kadarını hyalüronik asit oluşturmaktadır. Bu oranın azalması direkt olarak görme üzerinde olumsuz etkiye neden olur.
  • Hyalüronik asit bu faydalarının yanında osteoartrit, romatoid artrit gibi kemikleri etkileyen hastalıkların tedavisinde de kullanılır. Eklemlerin yağlanıp, daha kolay hareket etmesini sağlar, bir anlamda tampon görevi görerek tedavide etkin rol oynar.
Hyalüronik asit içeren besinler nelerdir

Hyalüronik asit bazı yiyeceklerin içeriğinde doğal olarak bulunur. Bunları tüketerek bu asidin yararlı etkilerinden faydalanabilirsiniz. Bu besinler aynı zamanda vücutta hyalüronik asit salgılanmasını sağlarlar. Özellikle hayvansal gıdalar bu konuda oldukça değerlidir. Çünkü insanlarda olduğu gibi hayvanların vücudu içinde bu asit önemli bir bileşendir. Kırmızı et vücutta retinol formunda olan hyalüronik asit salgılanmasına yardımcı olur. Meyvelerin içinde C vitamini içerenler mükemmel bir fayda sağlar. Ayrıca şeftali, ananas, kivi, armut, avokado, domates, elma gibi magnezyum içeriği olan meyvelerde faydalıdır.

Biberin her türü C vitamini içerdiğinden, hyalüronik asit içerir. Bu nedenle kırmızı biber, yeşil, sarı biber bolca tüketilmelidir. Baharatlarda özellikle kişniş, maydanoz tercih edilmelidir. Genel olarak C vitamini içerenler hyalüronik asit te içerir. Sebzelerin arasında nişasta içeren patates, magnezyum içeren yeşil fasulye, marul, brüksel lahanası, karnabahar gibi sebzeler tüketilmelidir. Magnezyum hyalüronik asit sentezinde oldukça önemlidir. Çinko içeren bal kabağı, kepekli tahıllar, maya, kahverengi pirinçte asit bakımından faydalıdır. Soya ürünleri ciltte oldukça yar]]> Adrenalin https://www.kimyadersi.org/adrenalin.html Wed, 11 Jul 2018 02:48:18 +0000 Adrenalin, böbrek üstü bezlerinin iç kısımlarında bulunan öz bölgede salgılanan hormondur. Adrenalinin kontrolü beyin tarafından sağlanmaktadır. Stres, travma ve şok gibi durumlarda beynin uyarılarıyla kanda yüksek mik Adrenalin, böbrek üstü bezlerinin iç kısımlarında bulunan öz bölgede salgılanan hormondur. Adrenalinin kontrolü beyin tarafından sağlanmaktadır. Stres, travma ve şok gibi durumlarda beynin uyarılarıyla kanda yüksek miktarda salgılanmaktadır. Bu tür durumlarda yüksek tansiyon kalp ve solunum da artış yaşanır. İnsan vücudunda bu hormonun görevi organizmayı hareke geçirerek,nabız atışı kanın iç organlara, deriden kaslara sevk edilmesini ve karaciğerdeki glikojen miktarının değişimini sağlar böylelikle vücudun acil ihtiyacı olan enerjiyi sağlar.  

AdrenalinAdrenalin salgılanması;
  • Vücudun ana iskelet kaslarının genişlemesine, sindirim sistemindeki damarların daralmasına.
  • Ana arterlerin genişlemesine.
  • Kan basıncını yükseltir.
  • Kalp atışı hızlanır.
  • Göz bebekleri büyür.
  • Kandaki şeker oranı yükselir.
Adrenalin günlük yaşam içerisinde kullanıldığı kadar tıpta da aktif halde kullanılır.

Adrenalinin tıpta kullanıldığı durumlar;
  • Anlık şiddetli şok ve alerjik reaksiyonlar.
  • Akut astım krizi.
  • Lokal anestezi süresini uzatmada.
İnsanların adrenalini en yüksekte yaşamak için kullandıkları belli başlı sporlar arasında yamaç paraşütü, bungee jumping, çok soğuk suda yüzmek, duvar tırmanışı, dağ tırmanışı, su altı dalışları, ve rafting gibi adrenalin seviyesini en yükseğe çıkaran sporlar yapılmaktadır.  Yamaç paraşütü yaparken bireysel atlayışlar insanın adrenalin seviyesini yükselterek yaşadığı heyecanın vermiş olduğu hazdan mutlu olmasını sağlar.  

Heyecan ve korku gibi hissettiğimiz duygular vücuttaki adrenalin seviyesini arttırır ve kan damarlarını genişletir.  Yükselen adrenalini vücut noradrenalin salgılayarak düşmesini sağlar. Bazı Hayvanlarda tam tersi de görülmektedir. Aslan ve kedi gibi. Günümüzde adrenalin yaşamak isteyen insanların sayısı her gün artmaktadır. Teknoloji ilerledikçe insanların ulaşabildikleri azaldıkça farklı şekillerde kendilerini zorlamak için adrenalin seviyesini yükselterek yaşamlarını hareketlendirmeye çalışıyorlar. O yüzden de korku duygusu vücudu en çok hareketlendiren adrenalin seviyesini yükselten ve sınırlarda yaşatan en kuvvetli duygudur.
Sağlıklı her insan için adrenalin olumlu anlamda yansımalar yapsa da astım hastaları için daha çok nefes almada zorlanma kalp atışında hızlanma ve rahatsızlığın daha çok ilerlemesine ve hastaların gerilmesine neden olur. Adrenalinin salgılanması anında vücut gerilme kasılma ve tedirgin duygular içerisine girer. Adrenalin  hormonun salgıladığı duygular insanların tepkilerinin de şiddetini arttırır. Buda vücudun ihtiyacı olan adrenalin hormonunun etkilerini güçlendirir ve beynin vücut için ihtiyaç duyduğu enerjiyi üretmesini sağlar.

]]>
Dopamin https://www.kimyadersi.org/dopamin.html Wed, 11 Jul 2018 12:48:16 +0000 Dopamin, beyin tarafından salgılanan hormonlardan biridir. Sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan dopamin, bir tür mutluluk hormonudur. Mutluluk vermesinin haricinde insan ve hayvan vücudunda bir takım fonksiyonlara Dopamin, beyin tarafından salgılanan hormonlardan biridir. Sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan dopamin, bir tür mutluluk hormonudur. Mutluluk vermesinin haricinde insan ve hayvan vücudunda bir takım fonksiyonlara sahiptir. Dopamin, beynin birkaç yerinde salgılanır. Duygu, hareket, haz ve acı hissini etkiler. Dopamin hormonu az ya da çok salgılandığında vücutta ciddi problemler yaşanabilir. Az salgılandığında Parkinson olarak bilinen ciddi bir hastalık ortaya çıkabilir. Uyuşturucu madde ya da sigara kullanımı dopamin oranının artmasına yol açar ve bağımlılık yaşanabilir.

Beyinde saniyeler içinde milyonlarca sinyal gerçekleşir. Bu sinyaller sayesinde vücut fonksiyonel olarak çalışır. Bilişsel faaliyetler ve hareket kabiliyeti sağlanır. Bu sinyallerin kaybı ölüm anlamına gelir. Sinir hücreleri sayesinde iletilen sinyaller sinir hücrelerinin birleşme yerlerinde bazı kimyasallarla taşınır. Nörotransmitter olarak adlandırılan bu kimyasallar olmadan iletişim sağlanamaz. Keşfedilen yüzden daha fazla nörotransmitterlerden biri ve en önemlisi dopamindir. Dopamin genellikle haz akma anında salgılanır. Kişi şekerli bir şey tükettiğinde veya cinsel birliktelik anında dopamin salgılanmaya başlanır.

Dopaminin fonksiyonları nelerdir

  • Hareket
  • Hafıza
  • Davranış
  • Uyku
  • Öğrenme
  • Ruh hali
  • Kavrama
  • Prolaktin üretimini önleme
  • Haz verme
  • Dikkat olarak sıralanır.

Dopamin ve beyin fonksiyonları

Dopamin beyin üzerinde birçok fonksiyonu etkileyen bir hormondur. Bu nedenle dopamin hormonunun belli seviyelerde salgılanması oldukça önemlidir. Dopamin az salgılandığında ya da seviye olarak düştüğünde zihinsel problemler oluşmaya başlar. Yüksekliğinde ise bazı anormallikler yaşanmaya başlanır. Sigara veya uyuşturucu maddelerin aşırı kullanımı haricinde dopamin hormonunun fazla yükselmesi neredeyse mümkün değildir.

Dopamin ve hareket: Beynin bazal gangliya olarak tanımlanan kısmında hareketi sağlayan dopamin, bu bölümün fonksiyonel olarak çalışabilmesi için belli düzeylerde olması gerekir. Beyinde yaşanan dopamin eksikliği nedeniyle hareket gecikmesi ya da koordinasyon bozukluğu meydana gelir. Dopamin çok fazla salgılandığında ise beyin vücutta tekrarlayan tiklerin oluşmasına yol açabilir.

DopaminDopamin ve ödül bekleyen davranış: Dopamin hormonu beyinde haz duygusunun oluşmasına yardımcı olur. Haz alınacak durumlar anında salgılanmaya başlar. Bu nedenle de kişinin haz alacak aktiviteler aramasına sebep olur. Kişi tatlı yemek isteyebilir, cinsel istekte artış yaşanabilir ya da uyuşturucu kullanmak isteyebilir.

Dopamin ve bağımlılık: Kokain, sigara gibi maddeler dopaminin sinir hücreleri tarafından emilimini önler. Bu nedenle de sinir uçları arasında dopamin birkmeye başlar. Dopamin artması beyin tarafından haz duygusu olarak hissedilir ve beyin bu maddelerden istemeye başlar. Bu durum kişide bağımlılık oluşmasına yol açar.

Dopamin ve hafıza: Beyinde salgılanan dopamin kısa süreli olsa da hafızanın iyileşmesine yardımcı olur. Ancak dopaminin belli düzeylerde olması gerekir. Çok fazla ya da az olduğunda hafıza zarar görebilir.

Dopamin ve dikkat: Odaklanmayı ve dikkati arttıran dopamin, herhangi bir bilgiye verilecek yanıtı temel alarak hafızada hangi bölümün kalacağına karar verir.

Dopamin ve kavrama: Dopamin beynin ön kısmında bulunan loblardaki bilginin beynin diğer kısımlarına iletilmesini sağlar. Dopamin eksikliğinde dikkat ve problem çözme gibi problemler yaşanabilir.

Dopamin ve Sosyal fonksiyonlar: Beyinde yaşanan dopamin eksikliğinin sosyal fobi ve sosyal anksiyete ile ilişkisi olduğu düşünülmektedir. Bipolar bozukluk hastalarında aşırı sosyallik görülmekte ve bu durumunda dopamin fazlalığından kaynaklandığı bilinmektedir.

Çözünürlük https://www.kimyadersi.org/cozunurluk.html Thu, 12 Jul 2018 09:49:24 +0000 Çözünürlük, belli şartlar altında belirli bir miktar çözücü içerisinde çözümlenmesidir. Denge haline gelmiş ve daha fazla çözünen alamayan çözeltiye doymuş çözelti denir. Çözeltinin dengesi sıcaklığa bağlıdır. Çözünürlük, belli şartlar altında belirli bir miktar çözücü içerisinde çözümlenmesidir. Denge haline gelmiş ve daha fazla çözünen alamayan çözeltiye doymuş çözelti denir. Çözeltinin dengesi sıcaklığa bağlıdır. Çözücü ve  çözenin arasında moleküler yapı benzerliği ne kadar fazla ise çözünürlük o kadar fazla olur. Her madde her madde de çözülmez organik bileşikler organikte, inorganik bileşikler ise inorganikle çözülürler. Mesela naftalin suda çözülmez ama benzenin de çözülür.


Tuzlar için çözünürlük sulu çözeltilerde çözünebilmesi maksimumdur. Çözünmüş ve çözünmemiş tuz arasındaki dengeyi sağlar çözeltiler, katıların sıvılara karıştırılmasıyla elde edilir. Herhangi iki madde karıştırılarak çözelti elde edilir. Karbonatlı su, gazın suda çözünmüş halidir. Katı ve sıvıların çözünürlüğünde basıncın etkisi yoktur ama gazların çözünürlüğünde basıncın etkisi vardır. Sıcaklık ise katı ve sıvıların çözünürlüğünde etkilidir ama gazlarda sıcaklığın artması gazın çözünürlüğünü azaltır. Bazı tuzlar suda çözülmez. Hiç çözünmez sandığımız bu tuzların bile çözünürlüğü vardır. 

ÇözünürlükÇözünürlük günümüzde en çok elektronik cihazlarda kullanılmaktadır. Bunların başında kamera, fotoğraf makinesi ve bilgisayarlardır. Bu cihazların çözünürlük kalitesi ne kadar yüksek olursa resimlerde ve çizimlerde  o kadar iyi sonuçlar alınır. Dünyada insanoğlunun gözleri kadar çözünürlüğü olan bir cihaz henüz üretilememiştir. Bütün çözünürlük cihazları için ilham kaynağı olmuştur. İnsanoğlunun gözlerindeki çözünürlük oranı o kadar yüksektir ki milyonlarca parçayı ışık hızında birleştirir ve bizim algılayabileceğimiz gibi resimler haline dönüştürür. Bilgisayarlarda çözünürlük kullanılan cihazın monitör görüntü kalitesidir. Buda gözümüzün algıladığının henüz çok altındadır. 

Çözünürlüğün önemi; 

Örneğin bir elma çizdiğimizde bunu 1000 adet noktalardan oluşan şekilde yapmakla 100 noktayla yapmak o resmin görsel algısını değiştirmektedir. daha çok sayıda noktalarla birleştirilen elma daha gerçek ve nettir. aynı şekilde her monitör farklı çözünürlüktedir. monitörün desteklediği çözünürlük ne kadar büyükse görüntü kalitesi de o kadar iyidir.
]]>
Ekstazi https://www.kimyadersi.org/ekstazi.html Fri, 13 Jul 2018 07:32:47 +0000 Ekstazi, Çoğunlukla piyasada üst kısımlarında resim bulunan ve ağız yoluyla alınan renkli tablet veya kapsüller halinde olan ekstazi, aynı zamanda burundan çekme yoluyla, çiğnenerek veya sigara gibi içilerek de kullanılabilmek Ekstazi, Çoğunlukla piyasada üst kısımlarında resim bulunan ve ağız yoluyla alınan renkli tablet veya kapsüller halinde olan ekstazi, aynı zamanda burundan çekme yoluyla, çiğnenerek veya sigara gibi içilerek de kullanılabilmektedir. Ekstazi, kimyasal ismi ile metilendioksimetamfetamin (MDMA)  bazı ülkelerde oldukça sık kullanılan bir uyuşturucu madde haline gelmiştir ve 1980 yılından beri kullanılmaya başlamıştır. Ekstazi maddesi genellikle kapsül ya da tablet şeklinde tüketilmektedir.

EkstaziEkstazinin etkileri neledir
Her kişide göstereceği etki farklı olabilir. Her kişinin ilacı kullandıktan sonra vereceği tepkiler farklılık gösterir. Ekstazi,çoğunlukla rahatlık hissi yaşamak, enerji dolu olmak, doygunluk hissetmek ve mutluluk hissi yaşamak sebebiyle kullanılmaktadır. İlacın etkisi altında olan kişilerin empati yeteneği oldukça artar ve bu kişiler de kendini olduğu gibi kabul etme özelliği de oldukça gelişir. Normal hayatında yaşadığı var olan kişiliği daha ılımlı olur  ve kişi kendini daha rahat ifade edip çevresi ile daha kolay iletişim kurabilir. Ekstazi tableti kullanan kişiler çoğunlukla aniden bir enerji eksilmesi yaşarlar ve  daha sonra kendilerini enerji dolu hissedip sakinleşirler. Etrafında olan sesleri ve renkleri daha yoğun hissedebilirler. Uyuşturucu tablet kişiyi etkilemeye başladığında ise, kişinin kalp atış hızı yükselir ve aşırı derecede mide bulantısı hissi yaşar. Ekstazi tableti kullanan kişilerin bazılarında ise çene daralması, aşırı terleme, ağızda ve boğazda kuruma hissi yaşanabilir.

Ekstezi nin etkisi ne zaman başlar
Ekstazi tablet alındıktan yaklaşık yarım saat sonra kişiyi etkilemeye başlar ve etkisi genellikle  6 saat sürer. İlacın etkisi bittikten sonra etkileri hafif derecede sürer  ve kişi ilacın etkisi geçtikten sonra birkaç gün ya da günlerce depresyon durumu yaşayabilir. Bu süre geçtikten sonra kişi yeniden normal hayatına döner. Kişinin normal hayatına geri geçebilmesi için sağlıklı ve dengeli beslenmesi ve yeteri miktarda sıvı, potasyum, kalsiyum ve magnezyum gibi mineralleri vücuda kazandırması gerekir.

Ekstazi vücuda ne gibi etki yapar
Isı seviyesini olumsuz derecede etkiler ve eğer ekstazi kullanan kişi terleme esnasında vücuttan atılan sıvıyı yeteri kadar karşılayamazsa vücut aşırı derecede ısınır ve su kaybeder. Ayrıca tansiyonun yükselmesine ve bu nedenden dolayı kalpte bir takım rahatsızlıklar yaşanmasına neden olur. Ekstazi tabletin arka arkaya alınması kişinin algısını daha keskin duruma getirir ve bu da kişide panik durumu yaratır. Aynı zamanda kişinin koordinasyonunu olumsuz derecede etkiler ve böbrek, karaciğer ve beyine zarar verebilir. Ekstazi aynı zamanda kişide hafıza kaybı, göz bebeklerinde istemsiz hareketlere, göz bebeğinin büyümesi, iştah azalması, diş sıkma ve kas spazmına sebep olabilir. Ayrıca günümüzde birçok kişi ekstazinin hastaya su kaybı yaşatması ve vücut ısısını düşürmesi neticesinde hayatını kaybetmektedir.

Ekstazi kullanımı nasıl engellenebilir
Ekstazi tablet bağımlılık yatkınlığı olan kişilerde sürekli kullanmaya sebebiyet verebilir. Bu kişiler çoğunlukla acı hissinden kurtulmak ve hayatın getireceği zorluklardan kaçmak için ekstaziyi kullanır. Oysaki acıyı ertelemek yerine acıyı geçirmeye çalışmak gerekmektedir. Bu nedenle ekstazi kullanan bağımlıların kesinlikle psikoterapi görmeleri gerekir. Ekstazi bağımlılarına terapi veren terapistler hastaya ilacın düzenli olarak kullanıldığı ve bağımlı duruma gelindiği taktirde ilacın etkisinin kaybetmesine neden olacağını ve farklı çözüm yolları üretilmesi gerektiği anlatmalıdır.
]]>
Atomun Yapısı https://www.kimyadersi.org/atomun-yapisi.html Fri, 13 Jul 2018 23:44:32 +0000 Atomun Yapısı, Atom evrende bulunan gözle görülmeyecek kadar küçük parçalanamaz zerreye denir. Atom dediğimiz en küçük yapı birtakım kimyasal ve fiziksel özellikleri yapısında barındırır. Atom yapısı asırlar öncesinde Atomun Yapısı, Atom evrende bulunan gözle görülmeyecek kadar küçük parçalanamaz zerreye denir. Atom dediğimiz en küçük yapı birtakım kimyasal ve fiziksel özellikleri yapısında barındırır. Atom yapısı asırlar öncesinde bilimin konusu olmuş ve birçok bilim adamı tarafından araştırılarak yapısı incelenmiştir. Yapılan bu araştırmalar sonucunda belirli teoriler ortaya konulmuştur. Bu teorilere göre atomun yapısı çekirdek kısım ve etrafını saran bir yörüngeden oluşmaktadır. Atomun etrafını saran  yörüngelerde ise elektronlar bulunmaktadır. Bu elektronlar bulundukları yörüngede belirli mesafe ile sürekli atomun etrafında dönmektedirler. Atomun etrafını saran elektronlar negatif yüklü taneciklerden oluşur. Elektronlar sembol olarak 'e' ile gösterilir. Atomun iç kısmı olan  çekirdeği ise proton ve nötronlardan meydana gelmektedir. Atomun ağırlığını çekirdek kısmı oluşturur. 

Atomun çekirdeğinde bulunan proton pozitif yüklü taneciklerden oluşur. Proton sembol olarak' p' ile gösterilir. Atomun çekirdeğinde bulunan nötron ise yüksüz yani nötr taneciktir. Nötron sembol olarak 'n' ile gösterilir. Atomun yapısını günümüzde en iyi açıklayan kuantum atom teorisidir. Kuantum atom teorisi bugün de kabul edilen atomu en iyi açıklayan bir teoridir. Evrende bulunan bütün elementlerin yapısını atomlar oluşturur. Elektron proton ve nötron mutlaka bütün elementlerin yapısını oluşturan atomlarda bulunan üçlü kimyasal bir yapıdır. Elementlerin arasında sadece hidrojen de bulunan atomun yapısında nötron bulunmamaktadır. Bu istisna dışında diğer elementlerde bu kural değişmez.Atomun Yapısı

Atomun yapısındaki çekirdekte bulunan proton ve nötronun ikisine birden 'nükleon' adı verilmektedir. Nükleonlar "residual strong force" adı verilen çekim kuvveti olan bir kuvvet ile bir arada tutulur. Elementlerde bulunan atomların proton sayısı atomun numarasını verir. Yani proton sayısı atom numarasına eşittir. Örneğin sodyumun proton sayısı 11 olduğu için atom numarası da 11 olur. Proton sayı elementin bütün atomların da değişmez aynıdır. Atomun çekirdeğinde bulunan nötronlar ise aynı element de farklılık gösterebilir. 
  • Aynı element de farklı nötron sayısına sahip atomlar bulunursa bu atomlara izotop atom denir. İzotop atomlarda kimyasal özellikler aynı fakat fiziksel özellikler birbirinden farklıdır.
  • Farklı elementlerde nötron sayıları aynı proton sayıları farklı olursa bu atomlara izoton atom denir. İzoton atomlarda kimyasal özellikleri de  fiziksel özellikleri de  birbirinden farklıdır.
  • Farklı elementlerin proton sayısı farklı kütle numarası aynı ise bu atomlara izobar atom denir. Bu atomların hem fiziksel özellikleri hem de kimyasal özellikleri farklıdır.
  • Aynı elementin özdeş atomlarının farklı sayıda ve farklı dizilişte olan şekline allotrop atom denir. Bu atomların kimyasal özellikleri aynıdır. Fakat fiziksel özellikleri ise birbirinden ayrıdır.
  • Atomun proton sayısı elektron sayısına eşitse bu atom yüzsüzdür. Buna nötr atom denir. Nötr atomlarda atom elektron verirse artı yükle yüklenir bu duruma katyon denir. Nötr bir atom elektron alırsa negatif yüklü yüklenir bu duruma da anyon denir.
]]>
Ekstraksiyon https://www.kimyadersi.org/ekstraksiyon.html Sat, 14 Jul 2018 19:02:41 +0000 Ekstraksiyon, Bir çözelti veya birden fazla maddenin karışmasından oluşan süspansiyonun içinde yer alan organik özellikteki maddeyi çözebilen ama kendisi  süspansiyondaki çözücü ile karışma özelliği göstermeyen b

Ekstraksiyon, Bir çözelti veya birden fazla maddenin karışmasından oluşan süspansiyonun içinde yer alan organik özellikteki maddeyi çözebilen ama kendisi  süspansiyondaki çözücü ile karışma özelliği göstermeyen başka bir organik çözücü kullanarak ayırma işlemidir. Kimyasal olarak ayrıştırma amacıyla kullanılan bir yöntemdir. Sıvı-sıvı karışımları yada sıvı-katı karışımları için ekstraksiyon yapılması söz konusudur.  

Sıvılardan oluşan sıvı-sıvı ekstraksiyonu: Bu ayırma yönteminde ayırma hunisi olarak adlandırılan bir araç kullanılır. Ayırma hunisi  kullanılmasının amacı sıvıların yoğunlukları arasındaki farktan yararlanabilmektir. Ekstraksyon işlemi uygulanacak olan sıvı karışı ayırma hunisine konulduğu zaman yoğunluğu fazla olan sıvı karışımın dibine çöker, aynı şekilde yoğunluk değeri az olan sıvı yükselerek üste çıkacaktır. Bu yöntemde ayırıştırılacak sıvıların yoğunluk değerleri birbirine yakın ise o zaman ayrışma işleminin daha iyi yapılabilmesi için ayırma hunisini sağa - sola doğru hızlı hareketler ile çalkalamak gerekir. 

EkstraksiyonKatı-sıvılardan oluşan karışımların  ekstraksiyonu: Katı-sıvı ekstraksiyon başlıca natürel ve bilimsel örneklerle alakalı uygulamalarda kullanılır. Katı-sıvı ekstraksiyonda ise Soxhlet Ekstraktörü isimli cihaz kullanılır. Soxhlet ekstraksiyon yolunu uygulayabilmek amaçlı sert materyal kurutulur, minik parçalara ayrılır ve bu sert parçacıklar selülozdan yapılmış ekstraksiyon kartuşuna doldurulur. Bu kartuş da ekstraksiyon kolunun içerisine yerleştirilir. Cam balona solvent olarak kullanılacak kimyevi madde konulur ve ısıtıcı sayesinde bu maddenin buharlaşması sağlanır. Buharlaşan çözücü ekstraksiyon kolundan geçerek geriye soğutucuya ulaşır. Geriye soğutucuda yoğunlaşan çözücü tekrar ekstraksiyon koluna gelerek kartuş içerisinde yer alan maddeyi çözer ve cam balona geriye döner. Bu işlem devamlı tekrar edilerek ekstraksiyon tamamlanır. Katı-sıvı ekstraksiyonunda katının ihtiva ettiği maddelerden biri ya da çoğunluğu uyumlu bir çözücü ile ekstrakte edilir. Katıların ekstraksiyonu çoğunlukla uzunca vakit aldığı amaçlı devamlı ekstraksiyon metotlarından uygun olanı seçilir.  

Asidik, bazik ve nötral organik özellikteki bileşiklerin ayılmasında veya saflaştırılmasında kimyevi etkin ekstraksiyon yöntemi kullanılır. Bunun için yönelik asidik bir madde uyumlu bir baz ile bir bazik maddede uyumlu asit ile tepkime yaptırılarak tuz oluşturulur ve sonradan su fazına çekilmesi sağlanır. Her ekstraksiyon ardından nötral yapıdaki bileşik organik faz içinde kalacak ve sulu fazda ayırıştırma hunisinin aşağı bölümünde yer alacaktır. Ekstraksiyon da hüküm verilmesi gerekli olan işlemlerden birisi de, ne civarı hacimle ve kaç defada ekstraksiyonun gerçekleştirileceğidir. Bir önemli hacim kullanmak yerine iki kısıma ayrılmış hacimle ekstraksiyon işleminde ele geçirilen randıman daha yüksektir. Maddenin organik fazdaki çözünürlüğü su fazındakinden çok fazla ise, iki veya üç kez ekstraksiyon işlemi, organik maddenin çok fazla önemli bir bölümünü su fazından çekmek amaçlı yeterlidir. Ekstraksiyon işlemleri çoğunlukla yuvarlak veya oval ayırma hunisi faydalanılarak gerçekleştirilir. Ayırma hunisinin büyüklüğü, toplam karışım hacminden daha çok olmalıdır. 

]]>
Elektrokimya https://www.kimyadersi.org/elektrokimya.html Sun, 15 Jul 2018 18:23:24 +0000 Elektrokimya, kimya biliminin bir dalıdır.  Konusu elektronik bir iletken ile iyonik bir iletken arasında gerçekleşen reaksiyonlardır. Eğer harici olarak bir voltaj uygulandığında kimyasal reaksiyon meydana geliyorsa buna el Elektrokimya, kimya biliminin bir dalıdır.  Konusu elektronik bir iletken ile iyonik bir iletken arasında gerçekleşen reaksiyonlardır. Eğer harici olarak bir voltaj uygulandığında kimyasal reaksiyon meydana geliyorsa buna elektrokimyasal reaksiyon adı verilir. Kendiliğinden oluşan bazı kimyasal etkileşimler belirli koşullar altında etkileşimlerini sürdürdüğünde elektrik enerjisi açığa çıkararak elektrik akımı yaratır. Ayrıca kendiliğinden oluşmayan da bir kimyasal tepki yaratabilir. Elektrik enerjisi yardımıyla oluşturulan bir kimyasal tepki geriye dönüşüm yoluyla kullanılan elektrik enerjisinin büyük bir bölümü yeniden elde edilir. Tüm bunların dışında  genellikle ısı kullanılarak dolaylı elektrokimyasal dönüşüm yöntemleri de bulunmaktadır. 

ElektrokimyaAktiflik: Metallerin elektron verme ve ametallerin ise elektron alma yatkınlıklarıdır. Örneğin bir metal ne kadar kolay elektron verebilir bir ametal de ne kadar kolay elektron alabilirse, her ikisi de o kadar aktiftir. Yükseltgenme potansiyeline göre büyük olanlar daha aktiftir. Pozitif olanlar hidrojenden daha aktif olduğu için asitlerle birlikte hidrojen açığa çıkarır. Negatif olanlar ise hidrojenden pasif olduğu için hidrojen açığa çıkaramazlar. İndirgenme potansiyeli ise Yükseltgenme potansiyelinin tam tersidir. Ayrıca metalin çözünmesi demek yükseltgenmesi anlamına gelir. Bir metal ne kadar kolay çözünebiliyorsa o kadar aktiftir.

Pillik: Anot reaksiyonu aktif olan elektrotta gerçekleşen yükseltgenme olayının olduğu yerdir. Elektrot elektrolit içine batırılan metallere verilen isimdir. Katot reaksiyonu katot kabının çözeltisinde meydana gelen indirgenme olayının olduğu yerdir. Katot bir elektroliz kabında üreticinin negatif kutbuna bağlı elektrottur. Anot ise pozitif kutbuna bağlı elektrottur. Pil reaksiyonu pil sistemindeki anot ve katot reaksiyonlarının toplamıdır. Pil reaksiyonunda, reaksiyonu sağa kaydıran faktör potansiyelin artmasına, sola kaydıran faktör ise potansiyelin azalmasına neden olur. Pil potansiyeli ise pilin çalışma durumunu etkiler. Tuz köprüsü olmadan pil çalışmayacağı için pildeki iyon dengesini sağlar. 

Elektroliz: Elektrik enerjisi ile kimyasal tepkimelerin oluşumunu sağlayan düzeneklerde gerçekleşen olaydır. Asit, baz ve tuzlar sıvı halde elektrik akımını iletirler. Elektrik akımını ileten bu sıvılara elektrolit adı verilir. Elektrolit maddelerden elektrik akımı geçirilirse katyonlar indirgenerek katot elektrotunda, anyonlar yükseltgenerek anot elektrotunda toplanırlar. Birden fazla cins katyon varsa bu katyonlardan ilk önce en kolay indirgenebilen indirgenir. Birden fazla cins anyon varsa, anotta ilk önce en kolay yükseltgenebilen anyonlar toplanır. Anyon negatif yüklü iyonlara denmektedir. Bir elektroliz devresinde anot ve katotta toplanacak madde miktarı devreden geçen elektrik akımının yükü ile doğru orantılıdır. Elektroliz yapabilen bir çok madde vardır. Bazı tuzlar, asitler, bazlar sıvı yada sulu halde elektroliz yapılarak ayrıştırılabilir.
]]>
Lesitin https://www.kimyadersi.org/lesitin.html Mon, 16 Jul 2018 02:11:42 +0000 Lesitin, fosfatidilk olin olarakta adlandırılırken; trigliseritler, glik opitler ve fosfolipidlerden meydana gelen bir karışımdır. Bu karışım yumurta sarısından ya da soya fasulyesinden elde edilir. Ticari olarak soya unu ve soya y Lesitin, fosfatidilk olin olarakta adlandırılırken; trigliseritler, glik opitler ve fosfolipidlerden meydana gelen bir karışımdır. Bu karışım yumurta sarısından ya da soya fasulyesinden elde edilir. Ticari olarak soya unu ve soya yağı üretim esnasında yan ürün olarak kullanılır. Genelde soya fasulyesinden elde edilirken; ayçiçeği gibi diğer maddelerden üretilerek kullanılır. Ticari olarak kullanılmak için imal edilen lesitin ayrıştırıldığı için alerjik etki göstermez.

Lesitin ticari olarak yüksek derecede saflık da bulunurken; katkı maddesi olarak yahut ilaç yapımında kullanılmaktadır. Lesitin gıdada emülgatör yani yağın su fazından ayrılmasını engellediği için kullanılır. Doğal olarak lesitin bakımından zengin olan gıdaların bünyesinde yağ oranı fazladır. Bunlar arasında yumurta sarısı, tavuk ciğeri, yer fıstığı, bazı meyve ve sebzeler sığır bifteği gibi gıdalarda bulunur. 

LesitinLesitinin insan bedenine faydaları
Bu madde kimyasal olarak fosfatidil kolindir. Fosfolipitler vücutta hücrelerin ihtiyaç duyduğu hücre zarındaki yapı taşlarını oluşturur. Fosfolipitler hücre zarının sertleşmesini önlerken; lesitin hücreleri oksidasyona karşı korur. Beyini çevreleyen koruyucular olarak görev yapar. Lesitin yumuşak jelatin kapsül ve granül toz şeklinde satılır. Çeşitli sağlık nedenleriyle tüketildiği görülür. Halk arasında kolesterolü düşürdüğü ve hafızayı güçlendirdiği için kullanılmaktadır. Ayrıca karaciğer fonksiyonlarını düzelttiğine inanılır. Bu maddenin hafıza fonksiyonları üzerinde etkileri için çeşitli araştırmalar bulunmaktadır. Potansiyel faydaları arasında belirli aktivitelerde fiziksel olarak performans artırması özelliği ile bilinir. Ayrıca karaciğer ve üreme sağlığı üzerindeki oldukça etkilidir.

Katkı maddesi olarak lesitin
  • Zehirli olmadığı için vücut tarafından tolerans gösterilen bir surfantakdır. Genel olarak yoğunlaştırıcı, yalıtıcı, karıştırıcı, ilaçların etrafındaki koruyucu tabakaları yapımında kullanılır. 
  • Bu madde çikolatalar da karıştırıcı olarak kullanılır ve kakao ile kakao yağının birbirinden ayrılmasını önlemek için kullanılır. Şekerleme sektöründe oldukça fazla kullanılan  bu maddenin doğal ürünlerde raf ömrünü uzatmak için kullanılır. Bütün karışımların tam olarak karışmasında kullanılır. 
  • Ayrıca pastacılıkta yağ ve yumurtanın kullanımını azaltmak için, hamurunun dağılmasını düzenlemesi, fermantasyonunu dengede tutması, hacim kazandırılması için kullanılır. Hamur maya olsa bile koruyucu etkisine yardımcı olur ve hamurun yapısının yapışmasını engelliler.
  • Mayonez, bebek mamaları, vücut el yüz losyonları gibi birçok üründe lesitin maddesi kullanılmaktadır. Ayrıca sakız yapımında sertleştirmesi için etkin olarak kullanılmaktadır. 
  • İçecek sektöründe peynir ve süt ürünlerinde, kremalı ürünlerde özellikle katılık sağlaması için kullanılırken; kahve süt tozunda çözünme sağlanması için kullanılır.
  • Hayvan yemi sektöründe lesitin maddesinin kullanıldığı bilinmektedir.
  • Kozmetik, ağaç tutkalı, boya, kauçuk, cam işleri, asfalt işleri gibi birçok alanda kullanılır.
Tıpta ve diğer bölümlerde lesitin
İlaç yapımında çeşitli maddelerin birbirine karışmasını sağlamak için kullanılır. Tabletlerin etrafında koruyucu tabaka oluşturmak için lesitin maddesinden faydalanılır. Vücutta bulunan kolesterol ve trigliserid düzeyini dengede tutmak için önemli bir etkisi olduğundan ilaç sektöründe de kullanılmaktadır. Kolesterolü düşürücü bir özelliği bulunan bu maddenin kolesterolü düşüren yüksek düzeylerin azaltmasında kullanılır. Böylelikle bir çeşit denge oluşturulmaktadır. Eczacılık sektöründe emülgatör olarak süspansiyon ve emülsiyon yapımında lesitin maddesi kullanılır. 
]]>
Üre Döngüsü https://www.kimyadersi.org/ure-dongusu.html Mon, 16 Jul 2018 21:24:40 +0000 Üre Döngüsü, İnsan vücudunda amonyağın zehir sizleşerek üre formuna çevrilmesini sağlayan olaydır. Amonyum iyonlarının karbonik asit ile birleşerek karbomil fosfat oluşturması ile başlamaktadır. Üre döngüsü karaciğerd Üre Döngüsü, İnsan vücudunda amonyağın zehir sizleşerek üre formuna çevrilmesini sağlayan olaydır. Amonyum iyonlarının karbonik asit ile birleşerek karbomil fosfat oluşturması ile başlamaktadır. Üre döngüsü karaciğerde başlayarak ve toksik madde olan amonyağın daha düşük toksit madde olan üreye dönüştürülmesini sağlar. Dönüşen üre kana iletilerek oradan da böbreğe gönderilir ve böbrekten idrar ile atılır. Üre döngüsü mitokondri ve sitoplazma olarak iki kısımdan oluşur. Üre döngüsü hastalığında henüz bir tedavi yöntemi olmadığı bilinmektedir. Üre döngüsü bozukluğu vücuttaki toksin olan amonyağın yükselmesi durumudur. Üretilen amonyağın birikmesi ve çok azot sağlaması vücutta koma, beyin hasarı ve ölüme yol açar.  üre döngüsü hastanın kanında aşırı derecede amonyak birikmesine sebep olan kalıtsal hastalıktır. Üre hastalığı kimyasal reaksiyonları düzenleyen proteinlerin yetersizliği sonucunda olmaktadır. Kan dolaşımında biriken amonyak üreye dönüştürülür. Amonyak çok zehirli bir madde olarak insanda beyin hasarlarına yol açarak havale, zeka geriliği ve ölümlere bile yol açmaktadır.
Üre Döngüsü

Üre Döngüsü Tanısı

Üre döngüsü tanrısı kan ve idrar tahlilleri ne bakılarak yapılır tahlillerde plazmada amonyak seviyesi yüksek çıkar ise aynı zamanda kan üre nitrojeni düşük çıkarsa uzman üroloji tarafından üre siklusu bozukluğu teşhis edilir.  hastalığa bu şekilde Sanık konularak gerekli tedavi işlemlerine başlanır.

Üre Döngüsü Belirtileri

Konuşma bozuklukları, kararsız yürüme, huzursuzluk, halsizlik, havale, solunumda zorluk, koma, bilinç kaybı azalmak, kusma gibi belirtileri görülür. Üre döngüsü bozukluklarında genel anlamda kalıtsal bileşen yoktur.

Üre Döngüsü Tedavisi

Üre döngüsü bozukluğunda tedavinin ilk aşaması çok fazla azot içeren yiyecekleri yasaklama ile başlanır. Stresi azaltmak doktor tarafından düşük proteinli fakir beslenme tavsiye eder. Hastanın kanında bulunan biyokimyasal dengesizliği düzeltmek için ilaç tedavisi uygulanır. Bazı durumlarda ise kandaki atık ürünleri temizlemek için diyaliz tedavisi de uygulanmaktadır. Çok ileri hastalık vakalarında ise acilen karaciğer nakli ameliyatı yapılmalıdır.

]]>
Barbitürat https://www.kimyadersi.org/barbiturat.html Tue, 17 Jul 2018 15:34:47 +0000 Barbitürat, asit türevleri olarak yaklaşık 60 yıl önce keşfedilmiştir. Tıp alanında geniş bir uygulama alanı bulan barbitüratlar ağız yoluyla alındıkları zaman bağırsak duvarlarından hızlı emilerek etki gösterirken; kal Barbitürat, asit türevleri olarak yaklaşık 60 yıl önce keşfedilmiştir. Tıp alanında geniş bir uygulama alanı bulan barbitüratlar ağız yoluyla alındıkları zaman bağırsak duvarlarından hızlı emilerek etki gösterirken; kalp ve damar içerisinde şırıngayla enjekte edildiklerinde ise daha etkili olarak büyük hızla emilim gösterirler.

Bu maddelerin vücutta büyük hızla yayılarak beyine hatta gebelikte bebeğe kadar ulaşabildiği görülmüştür. Vücutta parçalanarak etkilerinin bozulması karaciğerde gerçekleşirken; parçalandıktan sonra boşaltım sistemi aracılığıyla vücuttan atılırlar. Merkezi sinir sistemi üstünde yavaşlatıcı bir etkiye sahip olduğu için uyuşturucu gibi maddeler de kullanılır. Bu maddelerin yani barbitüratların ağrı kesici etkiye sahip olmadıklarından dolayı uykusuzlukta yararı olmaz. Barbitüratlar sürelerine göre kısa, uzun, orta diye ayrılmaktadır.

BarbitüratUzun süreli barbitüratlar

Fenobarbitonun yatıştırıcı etkisi bulunması dolayısıyla; korku ve endişenin giderilmesinde, sara nöbetlerinin azaltılmasında kullanılır. Fenobarbiton bebeklerde bulunan sarılığın etkilerinin giderilmesi için tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Uykusuzluğun tedavisi amacıyla da kullanılan ilaçlar arasında yer alan uzun süreli etki yaratan barbitüratlar ertesi sabah uyuşukluk etkisinin  etkisinin devam etmesi nedeniyle olumsuz etki yaratır.

Kısa süreli barbitüratlar 

Uykuya dalmada güçlük çeken kişiler tarafından uykularına rahat dalmalarını sağlamak amacıyla kullanılmaktadır. Siklobarbiton, kuinalbarbiton ve pentobarbiton maddeleri kısa süreli barbitüratların başında yer alır. Bu maddelerin uygulandıkları başka bir alanda ameliyatlardır. Ameliyattan önce bu maddenin verilmesi hastalarının endişelerinin azalmasını sağlar. Tiopenton çok kısa süreli bir barbitürat olup; damardan verildiği zaman bilincin süratle kaybolmasına neden olur. Bu maddenin uygulanmasından sonra anestezi uzmanı istediği gazı vererek anestezi işlemine devam eder ve gerekli cerrahi işlemin sürmesi sağlanır.

Orta süreli barbitüratlar 

Bu maddelerin arasında amilobarbiton ve bütobarbitonlar yer alır. Bu maddeler hastaya verildiği zaman 68 saate varan uyku hali gözlenir. Uzun süreli uyutulma işlemi sağlayan maddeler içerir. Kullanılması gerektiği durumlarda dikkatli kullanılmalıdır.

Barbitüratların olumsuz etkileri


Barbitüratların uzun vade kullanılması hastaların  normal dozlarda istenen tepki vermemesine sebep olur. Bu tepkinin sağlanabilmesi için daha fazla barbitürat verilmesine yol açabilir. Uzun süren barbitürat zehirlenmesi belirtileri arasında dikkatin bir konuya toplanmaması, ruhsal bunaltı ve çöküntü, algılamada zorluk ve güçlü gibi problemler yer alır. Barbitürat alışkanlığı oldukça yaygın olarak kullanıldığı için bu maddeye alışmış olanların maddenin sağlanamaması halinde ruhsal çöküntü, el ve ayaklarda titreme şikayetleri, vücudun belirli bölgelerinde kasılmalar, mide bulantısı ile beraber kusma, iştahsızlık nedeniyle aşırı kilo kaybı gibi belirtiler vermesine sebep olmaktadır.

Aşırı barbitürat alımında yapılması gerekenler
Barbitüratlar intihar teşebbüsünde en çok kullanılan ilaçlar arasında yer almaktadır. Zehirlenme belirtileri kullanılmış olan barbitüratların etkisinin uzunluğuna göre etki ederken; kısa sürede barbitüratlar solunum ve dolaşım yetersizliğine sebep olmaktadır. Barbitüratların uzun etkileri ise bilinç kaybına neden olur. Bu maddelerle gerçekleşmiş olan zehirlenmelerde maddelerin vücuttan atılmasına ve bunu sağlanıncaya dek dolaşımının ve solunumun desteklenmesine yardım edilmelidir. Bu amaçla öncelikli olarak barbitüratla zehirlenen kişilerin midesinin yıkanması ve damarının içinden gerekli sıvıların verilmesi önemlidir. Daha sonraki işl]]> Biyoçeşitlilik https://www.kimyadersi.org/biyocesitlilik.html Wed, 18 Jul 2018 04:00:44 +0000 Biyoçeşitlilik, bir bölgedeki türlerin bu türleri barındıran ekosistemleri birbirine bağlayan olayların tamamını kapsamasına biyoçeşitlilik denir. Ekosistemdeki büyük biyoçeşitlilik sürdürülebilir kalkınmanın en önemli Biyoçeşitlilik, bir bölgedeki türlerin bu türleri barındıran ekosistemleri birbirine bağlayan olayların tamamını kapsamasına biyoçeşitlilik denir. Ekosistemdeki büyük biyoçeşitlilik sürdürülebilir kalkınmanın en önemli  unsurlarından biridir. Ekosistemi olan biyom ve tüm dünyada bulunan yaşantılarının tamamıdır. İnsanların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için yaşadıkları çevre, temiz su, verimli toprakların, havanın, yerin gereksinimlerin karşılandığı tabiatın var olması gerekir.

Yaşam için gerekli olan madde ve koşullar çevrenin abiyotik etkenleriyle protista bakteri, mantar, bitki ve hayvanlar tarafından sağlanır. Bir türde biyoçeşitlilik arttıkça bu çevrede varlığını devam ettiren canlıların ekolojik gereksinimleri de o miktarda artar. Bu artış biyolojik çeşitliliği oluşturan türler arasında dengeli etkileşim oluşması durumunda devam etmektedir. Bu sebeple biyolojik çeşitlilik arttıkça ekosistemlerdeki madde dolaşımı ve enerji akışları daha etkin bir halde bulunur. Bunun aksine ekosistemdeki biyoçeşitlilik azaldığında ekosistem hizmetlerinde kayıplar olur. Örneğin yılan bulunduğu ekosistemde fare ve kurbağa gibi türler ile beslenirken; fare ve kurbağa  popülasyonlarının aşırı artışın engellenir. Bununla beraber fare ve kurbağalarda aynı besinleri paylaşan diğer hayvanların besinlerinden yararlanmalarına imkan sağlamış olur.

BiyoçeşitlilikBiyoçeşitlilik ve etkileşim
Her canlının ekosistem hizmetlerinin oluşumunda etkisi vardır. Ekosistemlerin kilit taşı türlerinin ekolojik işlevi diğer türlere oranla daha fazla bulunur. Bu sebeple bu ekosistemine ait kilit taşı türleri yok olduğunda ekosistemin hızlı şekilde değişmesi meydana gelir. Bunun sebebi ile ekosistemi hizmetlerinde büyük oranda aksaklıklar olması meydana gelir. Biyolojik evrim işleyişinde belirtildiği gibi evrimleşme sürecinde yeni çöllerin oluşmasının yanı sıra bazı türlerin de yok olduğu belirtilmektedir. 

Biyoçeşitlilik ve insan
İnsanın ortaya çıkmasından sonra bazı türlerin yok olması, hızla insanların etkinliği miktarınca devam etmiştir. Günümüzde yapılan araştırmalara göre tropik bölgelerdeki kuş türlerinin yaklaşık olarak yarısının yok olduğu belirtilmektedir. Yine yapılan araştırmalar sonucunda canlı türlerinin yok olma hızının yeni türlerinin evrimleşerek ortaya çıkmasından milyonlarca kat daha hızlı olduğu kanıtlamaktadır. İnsan nüfusundaki artış hızının türlerdeki canlıların yok olmasıyla orantılı miktarda artması bu oranı desteklemektedir. Nüfus miktarı çoğaldıkça doğal yaşam alanları ve yeni yerleşim alanlarına gereksinim duyulduğu için tarım alanları, fabrikalar, konutlar, ulaşım yolları gibi birçok etkinliklerin kullanılması sonucu doğal yaşam parçalanıp bozulmaktadır. Biyolojik çeşitliliğin azalmasının da bu ve benzeri nedenlere bağlı olarak tabiatın yok olması çeşitli nedenlerle yıkama neden olmasından dolayı yabancı türlerin girmesi, aşırı kullanma, besin zincirindeki bozulmalar biyoçeşitliliğin yavaş yavaş azalıp yok olmasına sebep olmaktadır. Biyoçeşitlilik üç grupta incelenir.

Genetik çeşitlilik, kalıtsal olarak geçen varoluşun fiziksel ve biyokimyasal özelliklerini kapsayan biyokimyasal paketler olarak adlandırılır. Belirli tür, çeşit, alt-tür,  popülasyon, gen farklılığı ile ölçülür. Bu farklılıklar örneğin evcil hayvanlar, yabani yaşamda değişen koşullar, tarımsal ürünler gibi birbirini etkileyen türlerdir.

Tür çeşitliliği, bu grupta ise organizma genetik olarak benzerlik gösterir ve karşılıklı olarak trailler üretken canlıları ortaya çıkartır. Tür çeşitliliği genellikle belli coğrafya ve sınırlar içerisinde türlerin toplam sayısı ile orantılı olarak ölçülür.

Ekosistem çeşitliliği, bitkiler, hayvanlar, hava, mineraller gibi cansız varlıklardan oluşan sistemdir. Kendi içinde bu topluluklar karmaşık işlevler ve ilişkile]]> Dengeli Beslenme https://www.kimyadersi.org/dengeli-beslenme.html Wed, 18 Jul 2018 05:13:07 +0000 Dengeli beslenme, sağlıklı bir şekilde büyüme, gelişme, fonksiyonel olarak uzun süre yaşamak için, vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi ve besin ögelerinin tamamını yeterli miktarda, besleyici özelliklerini kaybetmede Dengeli beslenme, sağlıklı bir şekilde büyüme, gelişme, fonksiyonel olarak uzun süre yaşamak için, vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi ve besin ögelerinin tamamını yeterli miktarda, besleyici özelliklerini kaybetmeden, en doğal şekilde vücuda alarak gerektiği gibi kullanmaktır. Vücudun sağlıklı bir şekilde büyümesi, yenilenebilmesi ve görevlerini yerine getirebilmesi için ihtiyaç duyulan her besin ögesinden yeteri kadar alınması ve alınan besin ögelerinin vücut tarafından uygun bir şekilde kullanılması dengeli beslenme olarak tanımlanır.

Beslenirken her zaman dengeli olmak gerekir. Dengeli beslenmek ruh ve beden sağlığını korumak için en önemli kurallardan biridir. Besin ihtiyaçlarının karşılanabilmesi ve vücuda alınan besinlerin sağlayacağı enerji göz ardı edilmemelidir. Aksi halde dengeli beslenme sağlanamaz. Dengeli beslenme ayrıca kişinin yaşam tarzı, yemek alışkanlıkları ve zevkleriyle de alakalı bir kavramdır.

Vücudun ihtiyaç duyduğu besin ögeleri tam olarak karşılanamazsa ihtiyaç duyulan enerji sağlanamaz, vücut dokuları yapılamaz ve beraberinde yetersiz beslenmeden dolayı farklı sorunlar yaşanmaya başlanır.

Dengesiz beslenme, kişinin yeterince yese de uygun gıdaları tercih etmediği ya da pişirme tekniklerini yanlış kullandığı için vücuda besin ögelerini tam olarak alamaz. Vücuda alamadığı besin ögesinin yaratmış olduğu açıklık nedeniyle yine sağlık bozulur. Bu durumda dengesiz beslenme olarak tanımlanır.

Dengeli BeslenmeVücudun ihtiyaç duyduğu Besinler kaç gruba ayrılır

Vücut için gerekli olan besinler üç ana gruba ayrılır;

Proteinler (yapıcı besinler): Biyolojik dengeyi korumak için protein, demir ve kalsiyum bakımından zengin içeriğe sahip olan besinleri içerir. Protein ağırlıklı besinlerin hücre yapımı ve yenilenmesi için önemli yeri vardır. Proteinlerin en önemli görevi doku yapma ve bu dokuları onarmaktır. Ayrıca proteinlerin vücutta daha sayılamayacak kadar görevi bulunmaktadır. Vücuda alınan besinlerin sindirilmesi, enerji ihtiyacını karşılama proteinler tarafından sağlanır.

Karbonhidratlar (alet besinler): Karbonhidrat vücuda alındığında hemen enerji sağlar. Beden ve zihin çalışması için gerekli enerji karbonhidratlar tarafından karşılanır. Karbonhidrattan yoksun beslenme kişide halsizlik, bitkinlik, zihinde konsantrasyon eksikliği gibi sorunlara yol açar.

Yağlar (yakıt besinler): Dengeli beslenmek için protein, karbonhidrat ve yakıt besin olan yağlar vücudun ihtiyaç duyduğu ölçülerde düzenli olarak vücuda alınmamalıdır. Günlük besin ihtiyacının %20 proteinlerde, %60 kadarı sebze ve meyvelerden, %10'luk grubu karbonhidratlardan, %5'i ise yağlardan oluştuğunda dengeli beslenmeden söz edilebilir.

Dengeli beslenmenin kuralları nelerdir

  • Sağlıklı bir yaşam sürmek için dengeli beslenmek en önemli kuraldır. Her besin grubundan ihtiyacı karşılayacak şekilde ne az nede fazla tüketilmelidir. Dengeli beslenmede önemli olan besin ya da besin grubunun tüketilmesi değil dengeli tüketilebilmesidir. Vücuda alınması gereken besin grubu miktarları yaşa ve cinsiyete göre farklılık gösterir. Süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, sebze ve meyveler, ekmek ve tahıl günlük tüketimi yapılması gereken besin gruplarıdır.
  • Dengeli beslenmenin bir diğer kuralı az ve sık aralıklarla yemek yemektir. Günlük 3 ana ve 3 ara öğünden oluşan bir beslenme programı takip edilmelidir. Ana öğünler sayesinde vücudun ihtiyaç duyduğu karbonhidratların neredeyse tümü karşılanabilir. Ara öğünlerde ise meyve, sebze gibi besinlerden vücudun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineraller karşılanmalıdır. Öğün aralarında en az 3 saatlik bir boşluk olmalıdır.
  • Dengeli beslenmede tüketilen yağın doğru tercihe dilmesi gerekir. Doymuş yağlardan uzak durularak damar sertliğinin önüne geçilebilir. Bu sayede kalp krizi ve inme gibi riskler azaltılabilir. Doğru yağ seçimi sayesinde ba]]> Moleküler Biyoloji https://www.kimyadersi.org/molekuler-biyoloji.html Thu, 19 Jul 2018 00:02:47 +0000 Moleküler Biyoloji: Canlıların hücre içerisinde bulunan, DNA, protein, enzim ve buna benzer molekülleri, inceleyen bilim dalına moleküler biyoloji denmektedir. Biyoloji bilimi ile alakalı bir bölümdür. Fakat, biyolojiden farkı can Moleküler Biyoloji: Canlıların hücre içerisinde bulunan, DNA, protein, enzim ve buna benzer molekülleri, inceleyen bilim dalına moleküler biyoloji denmektedir. Biyoloji bilimi ile alakalı bir bölümdür. Fakat, biyolojiden farkı canlıları moleküler boyutta incelemesidir.  Moleküler biyolojinin en önemli özelliklerinden bir tanesi ise, canlıların temel yapı taşlarını oluşturan hücrelerin bileşenlerini mikro seviyede inceleyip ele almasıdır. Biyolojinin bu dalı, tarihsel süreç içerisinde ele alındığında çok yakın bir dönemde karşımıza çıkmış bulunmaktadır. Nedeni ise, hücrenin temel yapı taşlarının mikro seviyede incelene bilmesinin oldukça gelişmiş bir teknolojiye ihtiyaç duymasıdır. Bu teknoloji de son yıllarda oldukça fazla gelişme göstermiştir. Son teknoloji kullanılarak yapılan mikroskoplar, bu bilimin gelişmesinde ise en önemli etkenlerden bir tanesi olmuştur. Moleküler biyoloji, daha çok tıp alanında oldukça fazla katkılar sağlayan ve bu katkılar ile bu bilimi daha önemli kılmıştır. Öyle ki incelediği alan ve özellikleri itibari ile geleceğin araştırma alanı olarak görülmekte ve daha çok gelişen teknoloji ile beraber daha üst seviyelere ulaşacağı söylenmektedir. Yakın dönem içerisinde bu dalın bu kadar gelişerek önem kazanmasına neden olan şey ise, moleküler biyolojinin biyofizik ve de hücre biyolojisi gibi alanlardan beslenmesi olmuştur. Bu durum, kısa zaman içerisinde bu bilimin büyük bir hızla gelişim göstermesini sağlamıştır.

    Moleküler BiyolojiMoleküler Biyoloji: Bu alanda yapılan çalışmalar, elektron mikroskobu adı verilen araçlar ile yapılır. Bu mikroskoplar ise, modern teknoloji ve bilim çağının en gelişmiş teknolojileri arasında gösterilmektedir. Aynı zamanda moleküler biyoloji, genom araştırmaları ile de oldukça yakından ilgilidir. Moleküler biyolojinin yapmış olduğu bir takım araştırmaların dünya çapında yapmış olduğu etkisi bu kadar büyük olabiliyorken, biyolojinin bu dalı son yıllarda insan ve canlı gen üzerinde yaptığı araştırmaları ve çalışmalarını artırmış bulunmaktadır. Böylece canlılarda bulunan protein türleri ve bunların görevleri üzerinde derin araştırmalar yapılmaya başlanmıştır.. Canlıların hayatlarını sürdürebilmesi açısından çok önemli bir madde olan proteinler, bu araştırmalar sayesinde çok daha iyi tanınmış ve anlaşılmıştır. Ayrıca, Moleküler biyoloji, yapmış olduğu çalışmalar ile birçok hastalığın nasıl geliştiği kavranmış ve de tedavi yöntemleri açısından da birçok gelişme kaydetmiştir. Bunun dışında genetik ile ilgili de araştırmalar yapılarak, genetik sorunların nasıl gelişim gösterdiği ve de canlıların bundan ne derece etkilendiği de ortaya konulmuştur. Ayrıca moleküler biyolojinin gelişmesi ile beraber, gen alışverişi mümkün hale gelmekte böylece de birçok yeni ürün ortaya çıkmaktadır.
    ]]>
    Patoloji https://www.kimyadersi.org/patoloji.html Thu, 19 Jul 2018 07:52:25 +0000 Patoloji, Eski Yunanca kelimelerden hastalık anlamındaki pathos teriminden türetilmiş bir kelimedir. Hastalıkların bilimsel yöntemlerle incelenmesi yapılacak tetkikler sayesinde hastalığın tanımlanmasında kullanılır. Daha geniş Patoloji, Eski Yunanca kelimelerden hastalık anlamındaki pathos teriminden türetilmiş bir kelimedir. Hastalıkların bilimsel yöntemlerle incelenmesi yapılacak tetkikler sayesinde hastalığın tanımlanmasında kullanılır. Daha geniş anlamıyla patoloji hastalıklara yol açan nedenlerin bulunmasını sağlar. Bu hastalıkların doku ve organları etkileme biçimlerini, organların özellikle biçimsel ve görüntüsel özelliklerini, hastalık doku ve organlarını inceleyen özel bir bilim dalıdır. Bu anlamda Patoloji tıbbın temelini oluşturmaktadır.

    Patolojik Yaklaşım

    Patoloji anatomi ve fizyoloji de öğrenilen bilgiler ile beraber hastalıklı organların çıplak gözle ve mikroskop altında görünüşlerini belirleyerek hastalıkların daha kolay anlaşılmasını destekler. Görünüşlerinin karar vermeye çok yardımcı olduğu alanlarda patoloji incelemenin tanı için önemli olması ve bu tanı sonrasında uygun tedavi yönteminin belirtilmesinde oldukça önemli bir rolü vardır. Günümüzde belirli  hastalıkların tanısı bu yöntemle yapılırken; tümör gibi hastalığın kesin tanısı için patolojik inceleme yapılması gereklidir.

    Patoloji Çalışanı

    Patoloji uzmanı tarafından gerçekleştirilen bu işlem hastalıkta olduğu düşünülen organlardan çeşitli biçimlerde alınan örnekleri ya da doku parçalarını inceleyerek hastalıklar hakkında kesin tanı koymaya çalışan kişidir. Bunun için bütün olarak kullanılan yöntem mikroskobik incelemeler altında yapılmaktadır. Patoloğun zamanının çoğunu dokuları çıplak gözle veya mikroskopla inceleyerek; bu raporları hazırlamakla geçmektedir. Çağdaş teknolojiler ile beraber pek çok olanak sağlayan patologlar tarafından uygulanan yöntemler ile genetik ve moleküler biyolojisi ile işlemler gerçekleştirilir.

    PatolojiPatolojik yöntemler

    Patolojinin tıbbi bir bilim dalı olması sebebiyle işleyişi diğer dallardan kısmen farklıdır. Patoloji klinik çalışmalar içerisinde yer alır. Çalışmalardan elde ettiği verileri hastalığın tanısında ve tedavilerinde doğrudan katkısı bulunur. Patolojinin çalışma alanı hastalık olan dokuların ve hastalıklı organların incelemesi ile sınırlı değildir. Deneysel olarak teorik ve teknik çok konuda patolojik çalışmalar uygulanmaktadır. Patolojik inceleme ancak yeterli anatomi, fizyoloji, histoloji bilgisine sahip kişiler tarafından sürdürülür. Patolog ilgili uzmanların bulabildiği akademik ortamlar dışında çoğu kez bu konulardaki klinik sorulara en kolay cevabı verebilecek konumdaki kişilerdir. Bir hastanenin işleyişi için patoloji bölümünün katkısı hastalığı tarama ve sonu amacıyla doku örneklerinin alınması ve organlarının çıkarılması ile ilişkili biçimde bulunmaktadır. 

    Patoloji inceleme

    Örneklerinin doku görünümleri değerlendirilir, sonra da mikroskop altında incelemesi ile gerekli aşamanın yapılması sağlanır. Patolojiye en iyi yansıttığı düşünülen kısımların örneklenip kesitlerin alınabilmesine olanak verecek işlemlerden yani doku takibi olan kesimlerin bütün olarak hematoksilen eozin yöntemiyle işlem sağlanır. Alınan dokuların ışık mikroskobunda incelemesiyle morfolojik bir değerlendirme meydana gelir. Morfolojik değerlendirme patoloğun tanıya ulaşmasında kullandığı yollardan birisidir. Patolog yeri geldiği zaman biyokimyasal, mikrobiyolojik, farmakolojik, genetik moleküler, biyolojik verileri de kullanarak özel yöntem ve düzenek yardımı ile gerekli incelemeler yapar. Bunların ilk sırasında doku kültürü kullanılırken;  sonraki işlemlerde ise histokimya, immünohistokimya, in situ hibridizasyon, DNA sitometrisi, dijital görüntü analizi gibi yöntemler uygular. En çok kullanılan düzenek ışık mikroskobu yöntemidir.

    Patoloji rapor

    Patoloji tanısal ve araştırma amaçlı olarak kullanılırken; bunların kullanımı gittikçe artmaktadır. Patolojik incelemede morfolojinin yeri old]]> Östrojen https://www.kimyadersi.org/ostrojen.html Thu, 19 Jul 2018 13:14:36 +0000 Östrojen, kadınlarda cinsiyet üzerine önemli etkileri olan, adet döngüsünü düzenleyen önemli bir hormondur. Doğurganlık çağındaki kadınlardaki östrojen seviyesi daha yüksektir. Yumurtalıkların salgıladığı östrojen, ür Östrojen, kadınlarda cinsiyet üzerine önemli etkileri olan, adet döngüsünü düzenleyen önemli bir hormondur. Doğurganlık çağındaki kadınlardaki östrojen seviyesi daha yüksektir. Yumurtalıkların salgıladığı östrojen, üremeden, menopoz ve adet döngülerini düzenler. Erkeklerde de bu hormon salgılanmaktadır. Ergenlikte kızların boyunun uzaması, genital bölge değişmeleri, yağ hücrelerinin artmasıyla birlikte yağ üretiminin başlaması östrojen hormonunun etkisiyle olur. Yumurtalıklarda ve göğüslerde büyüme meydana gelir, rahim içinde ve dışında kalınlaşma olur. Aylık adet döngüsünde döllenme olur gebelik gerçekleşirse hamilelik döneminde, olmazsa adet kanamalarında düzeni sağlar.

    Kadının vücudunda östrojen miktarı eksilirse, erken menopoz riski ortaya çıkar. Saçlarda dökülme, ciltte kırışıklık, göğüslerde sarkma, küçülme ve genital bölgede bazı etkiler ortaya çıkar. Östrojen eksikliğinde vücutta bu şekilde olumsuz etkiler olsa da, bu hormonun fazla salgılanması da iyi olmaz. Fazla salgılanan östrojen yumurtalıklardaki sorunlara işaret eder. Adet döngüleri düzensiz olur, kısırlık sorunu yaşanabilir. Kadın kilo almaya başlar ve vücutta kanser hücreleri tetiklenir. Yağ dokusu arttığından, vücutta ödem oluşur, bacak damarları kalınlaşır, tansiyon yükselebilir, safra kesesinde taş oluşabilir.

    Östrojen hormonunun yükseltilmesi için, B vitamini, magnezyum gibi takviyelerin alınması yararlı olabilir. Östrojen seviyesinin yükseltilmesi için, uygulanan hormon replasman tedavisi de yararlı olur. Kişinin yaşam tarzında egzersize önem vermesi, beslenmesine dikkat etmesi de tavsiye edilir. Bunlar östrojen salgılanmasını düzene sokar. Özellikle menopoza girecek olan kadınlarda östrojen seviyesinin azaldığı görülebilir. Çünkü östrojeni üreten yumurtalardır. Menopoza doğru kadında yumurtalar tükendiği için, östrojen hormonu üretilmemeye başlanır.

    ÖstrojenÖstrojen eksikliği hangi belirtileri verir

    Östrojen hormonunun eksik olması her kadında farklı belirtilere neden olabilir. Bunun yanında östrojen düzeyindeki düşüşün sebebine bağlı olarak ta farklı belirtiler yaşanabilir. Genel olarak kişi kendini yorgun hisseder, odaklanma sorunu çeker, yaptıklarının doğru olmadığını düşünür ve uyku sorunları yaşanır. Uyku problemleri de kişilerde soğuk terleme, kalp çarpıntısı, gece terlemesi, ateş basması gibi bazı belirtilerin oluşmasına neden olur. Ciltte, gözlerde, vajinal bölgede kuruluk meydana gelir. Vücut su topladığından kişi kilo almaya başlar. Eklem ağrıları, baş ağrısı, kemiklerdeki kalsiyum eksikliği nedeniyle kırılganlık oluşur. Bunların yanında cinsel yaşamda olumsuz etkilenir. Kişide depresyon etkileri görülebilir.

    Östrojen eksikliği neden olur

    Östrojen düzeyindeki eksikliğe neden olan faktörler farklı belirtilerle kendini gösterir. Kadınlarda menopoza doğru östrojen düşüklüğü olması normaldir. Sonuç adet kanamalarının sona ermesiyle biter. Genç yaştaki kadınlarda östrojen eksikliği ise aşağıdaki etkenlerden kaynaklanabilir;
    • Yumurtalık işlevlerinin azalması
    • Hipofiz bezinde fonksiyon bozukluğu
    • Düşük etkisi gösteren gebelik sorunları
    • Doğum yapma ve emzirme döneminde olma
    • Doğurganlık ilaçlarının kullanımı
    • Vücuttaki yağ dokusunun azalması, sağlıksız beslenme
    • Çok aşırı egzersiz yapma
    Östrojen eksikliği nasıl tedavi edilir

    Östrojen eksikliğinde kişilere ilaç tedavisi, hormon replasman tedavisi gibi tıbbi tedaviler uygulanabilir. Bunlar östrojen eksikliğinin neden kaynaklandığı tespit edildikten sonra yapılabilir. Çünkü hormon replasman tedavisi kısa süreli uygulanmalıdır. Hastalarda kalp sorunlarına, kanser ve felç oluşma riskini arttırmaktadır. Bunların dışında kişinin beslenmesine dikkat etmesi, egzersiz yapması tavsiye edilir. Uzman kontrolünde bitkisel kürler uygulanab]]> Ekosistem https://www.kimyadersi.org/ekosistem.html Thu, 19 Jul 2018 16:58:26 +0000 Ekosistem, belli bir bölgede bulunan canlı ve cansız varlıkların karşılıklı oluşturdukları ilişkileri ile meydana gelir. Birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olan canlı ve cansız varlıkların kendi içinde bir süreklili Ekosistem, belli bir bölgede bulunan canlı ve cansız varlıkların karşılıklı oluşturdukları ilişkileri ile meydana gelir. Birbirleriyle sürekli etkileşim halinde olan canlı ve cansız varlıkların kendi içinde bir sürekliliği vardır. Ekosistemdeki canlı öğeler üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar olarak üçe ayrılır. Cansız öğeler ise inorganik ve organik maddeler olarak ikiye ayrılır. Aynı zamanda bir besin zincirini ve  küresel ölçekte bir düzeni temsil etmektedir.  Her canlının ekosistemde bir yeri vardır. Doğada gereksiz ya da zararlı görülen hayvanlar, bitkiler veya cansız varlıklar bile ekosistemde bir yeri ifade eder. 

    Ekosistemin dört temel bileşeni vardır. Bunlar üreticiler, tüketiciler, ayrıştırıcılar ve doğal çevredir. İlk üç bileşen dördüncü bileşenin oluşturduğu doğal çevre içinde yaşamlarını sürdüren canlı yaşamı kapsar. Ekosistemde yaşam belirli düzende ilerleyen enerji akışıyla ve besin döngüleriyle sürer. Doğada var olan enerji beslenme ve ekolojik ilişkilerle yer değiştirerek kendini sürekli yeniler. Bu enerjinin birincil kaynağı güneştir. Bitkiler tarafından üretilen bu enerji önce otoburlara geçer. Daha sonra da etoburlara geçer. Doğada var olan enerji beslenme ve ekolojik ilişkilerle biçim ve yer değiştirerek kendini sürekli yeniler. Ekosistemdeki üreticiler güneş enerjisini fotosentez yoluyla kimyasal enerjiye dönüştürür. Bitkilerde organik madde olarak depolanan bu enerjinin bir kısmı bitkilerin yaşamları için kullanılır. Geri kalan diğer kısım ise beslenme yoluyla otoburların vücuduna geçer. Otoburlar da besin yoluyla aldıkları bu enerjinin bir bölümünü kendilerinin yaşamı için kullanır. Böylece son tüketicilere doğru tek yönlü bir enerji akışı sağlanır. Besin zincirindeki son halka ise genellikle insandır. Ekosistemde yaşam, enerji akışı ve besin döngüleriyle sürer. Besin giriş ve çıkışı süreklidir. 

    Maddelerin canlı ve cansız çevre arasında yer değiştirmesine madde döngüsü denir. Ekosistemdeki döngüler:

    Ekosistemde Su Döngüsü: Isı alarak buharlaşan su, soğuk hava akımlarıyla karşılaşınca yağmur ve kar şeklinde yeryüzüne ulaşır. Su döngüsü buharlaşma ve yoğunlaşma olarak gerçekleşir. Suyun atmosfere geçmesinde aynı zamanda bitki ve hayvanların terlemesi ve solunum yardımıyla havaya su buharı verilmesi de etkilidir. 

    EkosistemEkosistemde Karbon Döngüsü: Karbon elementinin kaynağı ise karbondioksittir. Karbonda atmosferde, hidrosferde, litosferde ve canlıların yapısında depolanır. Üreticiler fotosentez ya da kemosentez yaparken karbondioksiti kullanır. Karbondioksiti suyun hidrojeni ile tepkimeye sokarak besin sentezlemekte ve bunları yapılarına katmaktadırlar. Tüketiciler tarafından tüketilen bitkilerle karbon bu canlıların yapısına girmiş olur. Canlılarda bu organik molekülleri solunum suretiyle yakmakta ve bu süreçte yeniden karbondioksit ve su açığa çıkar. Bunun dışında canlılar öldükten sonra organik moleküller saprofitler tarafından parçalanmakta ve yeniden karbondioksit açığa çıkmaktadır. Fotosentez ve solunumla devam etmekte olan bu süreçte havadaki karbondioksit dengede tutulur.

    Ekosistemde Azot Döngüsü: Azot canlılarda protein ve bazı vitaminlerin yapısında bulunur. Bitkiler azot ihtiyacını topraktan suda çözünmüş ve iyonik halde, hayvanlarda organik azotu besin zinciri yoluyla almaktadır. Bitkilerin, hayvanların ölü dokuları ve boşaltım atıkları ayrıştırıcı organizmalar aracılığıyla dönüştürülmektedir. Kemosentetik nitrit bakterisi ise, amonyağı nitrite, nitrat bakterisi de nitriti nitrata dönüştürmektedir. Bu olaya da nitrifikasyon adı verilir. Atmosfer azotu, doğa olayı olan yıldırım ve şimşek olaylarının etkisiyle suyun hidrojeniyle ve oksijeniyle birleşerek NH3 ve NO3‘a dönüşür, bu maddelerde yağışlarla birlikte yeryüzüne iner. İnsanların suni gübre üretimi, sanayide ve araçlarda kullanılan akaryakıttan çıkan nitrit oksitlerin oluşu]]> Taksonomi https://www.kimyadersi.org/taksonomi.html Fri, 20 Jul 2018 04:54:13 +0000 Taksonomi, dünyada sayısı tam olarak bilinmeyen ya da belirlenemeyen çok fazla canlı varlık vardır. Canlıların her biri yaratılış itibariyle birbirinden çok farklı yapılarda ve özelliktedirler. Bu nedenle de canlı Taksonomi, dünyada sayısı tam olarak bilinmeyen ya da belirlenemeyen çok fazla canlı varlık vardır. Canlıların her biri yaratılış itibariyle birbirinden çok farklı yapılarda ve özelliktedirler. Bu nedenle de canlıların yapı, özellik bakımından ayrılması ve daha yakından tanınması için araştırmaların yapılması gerekir. Taksonomi, dünyada yaşayan canlı çeşitlerini yapılarına, özelliklerine göre sınıflandıran ve bu canlıları isimlendiren bilim dalıdır. Bilim dünyasında taksonomi sınıflandırma bilimi olarak da tanımlanır. Dünyada yaşamını sürdüren, kendine has prensipleri olan ve belli kurallar göz önünde bulundurularak canlıları ayırt etme taksonomi tarafından yapılır. Taksonomi kelimesi, Eski Yunancadan gelmektedir. Canlının sınıflandırılmasında birçok kategori bulunmaktadır. Bu kategoriler familya, alem, takım, cins ya da tür olarak sıralanabilir. Bu şekilde bir grubu tanımlayan isme takson denir. Taksonomi işte burada devreye girer. Taksonlar içine dahil olan canlıları belirlemek ve belli bir sıraya koymak için taksonomi bilimi kullanılır.Taksonomi

    Canlıların, farklı prensipler ve faktörler göz önünde bulundurulur. Bu sayede canlılar daha ayrıntılı tanınır. Kategoriler oldukça farklı alanlarda olur. Canlıların yaşayış şekli, kimyasal yapısı, yaşamış olduğu yer, beslenme şekli gibi daha pek çok faktör göz önünde bulundurulur. Bu kategorilendirme anında farklı basamaklar kullanılır. Kullanılan bu basamaklar ise taksonomik basamak olarak isimlendirilir. Basamaklarda taksonlar yer alır. Taksonlarda ise canlılar türlerine göre birbiri altında bulunur ve birbirini kapsayabilir. En üst sırada alem yer alır. Hayvanlar alemi, bitkiler alemi alem yere örnek olarak verilebilir. Alem burada en üst noktadaki taksonu gösterir. Ardından daha önce belirlenmiş çeşitli ölçülere göre alt taksonlar belirlenerek, canlılar bu taksonların içine dahil edilir.

    Taksonomi, çalışma prensibi olarak üç dala ayrılır. Beta, Gamma ve Alfa Bu dallardır. Bu dalların her biri canlıların farklı özelliklerine göre araştırılmasını sağlar. Özellikle Alfa taksonomi diğer dallardan daha üstün tutulur. Alfa taksonomi canlıların içinde olan taksonları isimlendirir ve canlının hangi taksona ait olduğunu belirler. Bu nedenle de diğer dallar içinde daha üstündür.

    Dünyadaki canlıların sayısının bilinememesi ve bu bağlamda her geçen gün yeni çalışmaların yapılması Alfa taksonominin aktif halde çalışmasını sağlar. Beta taksonomi, araştırılan canlıların akrabalık durumunun varlığını, Gamma taksonomi ise canlılarda bulunan alttür popülasyonları incelemektedir.

    ]]>
    Fizyoloji https://www.kimyadersi.org/fizyoloji.html Fri, 20 Jul 2018 21:42:57 +0000 Fizyoloji, yaşayan organizmaları, bu organizmaların çevredeki koşullardan nasıl etkilendiklerini, karakteristik özelliklerinin nasıl oluştuğunu ve nasıl devamlılık sağladığını inceleyen bir bilim dalıdır. Yunanca kökenli b Fizyoloji, yaşayan organizmaları, bu organizmaların çevredeki koşullardan nasıl etkilendiklerini, karakteristik özelliklerinin nasıl oluştuğunu ve nasıl devamlılık sağladığını inceleyen bir bilim dalıdır. Yunanca kökenli bir kelimedir. Bu alanda çalışmalar yapan bilim adamlarına da "fizyolog" denir. 

    Fizyoloji bilimi, çoğunlukla Fizik Tedavi (Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon) ile karıştırılmaktadır. Oysa ki fizik tedavi adıyla bilinen o bilim dalı; iskelet, kas sistemi ve sinir sisteminin yetersizliklerinin tanı ve tedavisinde fiziksel tekniklerle (ısı gibi) iyileştirme yöntemidir. Fizyoloji ise hastalıklarla ilgilenmez,  yalnızca insan yada diğer canlıların normal fonksiyonlarını inceler. 

    Fizyoloji genellikle hayvan fizyolojisi ve bitki fizyolojisi olarak iki gruba ayrılsa da, fizyoloji için canlının çeşidine bakılmaksızın tüm kurallar ortaya konulabilir. Hatta bazı bilgiler insan hücrelerinde dahi denenebilir. Fizyoloji, sinir sistemi fizyolojisi,  kalp ve dolaşım sistemi fizyolojisi diye alt kollara ayrılır. 

    En büyük farklılığı duran değil hareket eden sistemi inceliyor olmasıdır. Her canlı mutlaka hücrelerin iç değişikliğinden ve dış ortamın değişiminden etkilenir. Bu yüzden fizyolojik tepkimelerin iç ortamdaki dengenin korunmasıdır. Örneğin; bu denge hayvanlarda canlının iç veya dış ortamdaki değişimleri algılayan duyu alıcılarıyla ayarlanır. Bu uyarılarla organlar da değişen koşula uyum sağlayabilir. 

    Fizyologlar, doku, hücre ve organlarda toparladıkları bilgiler sayesinde canlıların tamamen dış dünyaya nasıl uyum sağlayabildiklerini araştırmaktalar. Yani özetle kalıtımın temelinden başlayıp, hayvanlardaki davranış özelliklerine ve sebeplerine kadar geniş bir araştırma alanı bulunmaktadır fizyolojinin. 

    Fizyoloji; hemşirelik, tıp, sağlık meslek yüksekokulları gibi insan sağlığı hakkında eğitim veren kurumlarının dışında veterinerlik fakültelerinde de en temel derslerden biri olarak okutulmakta ve önemli bir yer tutmaktadır. Bu kurumlarda fizyologlar,  araştırma islerini yürütürken, diğer tarafta da sağlık kuruluşlarında bulunan ve sağlık hizmetleri için çalışan fizyologlarda vardır. 
    ]]>
    Mutasyon https://www.kimyadersi.org/mutasyon.html Sat, 21 Jul 2018 15:51:44 +0000 Mutasyon, Mutasyon, insanlarda ve hayvanlarda canlı şeklinde bulunan hücresinin çekirdek kısmında yer alan ve kalıtsal olan özelliklerinin oluşmasını sağlayan DNA molekülünün, radyasyon, ultraviyole, ani bir şekilde meydana Mutasyon, Mutasyon, insanlarda ve hayvanlarda canlı şeklinde bulunan hücresinin çekirdek kısmında yer alan ve kalıtsal olan özelliklerinin oluşmasını sağlayan DNA molekülünün, radyasyon, ultraviyole, ani bir şekilde meydana gelen sıcaklık değerlerinin farklılaşması ve kimyasallar neticesinde bozulmaya uğramasıdır. Mutasyonlar, genetik olan bilgiyi bulunduran DNA molekülünde, yok olmaya, yerlerinin farklılaşmasına neden olur ve bu çoğu vakit yüksek olan tahribatlar ile neticelenir. Bu olayda canlının protein yada enzim yapısı ve onunla birlikte metabolizması farklılaşır. Genlerde oluşan  bu farklılaşmalara mutasyon adı verilirken, mutasyona sebep olan maddelere mutajen maddeler denir.

    İnsanların ve hayvanların vücut hücrelerinde oluşan mutasyonlar yalnızca o canlıyı etkilerken, üreme hücrelerinde meydana gelen mutasyonlar gelecek olan nesillere de aktarılır. DNA, hücrenin yöneten molekülllerdir ve yapısında insan ve hayvanların kalıtsal şeklinde olan özelliklerine etkisi bulunan genler yer alır. Kalıtsal olan bilgiler bu genler sayesinde taşınır. Yemek yeme, soluk alıp verme, üreme şeklindeki canlılığı sürdürmekte gerekli olan faaliyetlerini de yönetmektedir.

    DNA’nın temel yapı olan birimleri nükleotitlerdir. Bir nükleotidin yapısında yer alan birimler;  fosfat, seker ve organik bazdır. Organik bazlar adenin, timin, sitozin ve guanin şeklindedir. DNA’da bulunan bilgiler dört  ayrı şeklinde olan nükleotidin özel ve manalı bir sıra içerisinde dizilmesi ile meydana gelirler. DNA molekülünün  kendi kendine eşleme yaparken hata meydana getirmesi ile bu sıralamada  karışıklık oluşması görülür ve o yapı tamamen bozulur. Buda değişik olan genetik özelliklerin meydana gelmesine neden olabilir.

    Mutasyon Çeşitleri; Mutasyonun en önemli etki gösteren özelliklerinden biride, bir sonraki gelen nesile değişik olan genetik özellikler aktarılmasına sebep olmasından dolayı kaynaklanmaktadır. Eşey hücresi mutasyonları kalıtsal bir şekilde olan ve bir sonra gelen nesillere devredilen mutasyonlardır. İnsan ve hayvanlarda değişik olan fiziksel özelliklerin meydana gelmesine neden olmaktadırlar. Mutasyonlar, kromozom mutasyonları ve nokta mutasyonları şeklinde ikiye ayrılmaktadırlar.

    MutasyonGen Mutasyonları; Kromozomların yapısında veya miktarında herhangi bir farklılık meydana gelmeden  DNA’nın kısıtlı olan bir kısmında doğal bir şekilde yada deneysel bir şekilde oluşan mutasyonlardır. Mutasyona uğramış olan bir gende meydana gelen tahribat sayısına göre ender olarak eski şekline dönebilir. DNA’da bir yada birkaç baz sırasının farklılaşması, birbirinden kopması, zincire değişik olan bazların eklenmesi yada eksilmesi şeklindeki neticeler bu mutasyona sebep olabilmektedir.

    Üreme hücrelerinde meydana gelen nokta şeklinde olan mutasyonlar spermlere, yani nesilden nesile devredilir.  DNA’ya baz ilave yapılması yada DNA’dan baz çıkarılması en zararlı olan iki mutasyon cinsi şeklinde bilinmektedir. Kod okuma çerçevesinin kayması ile genin yapısında meydana gelen önemli farklılıklar oluşur. Ultraviyole ışınları, radyasyon, radyoaktif olan materyaller, bazı mutajenik şeklinde olan kimyasallar gen mutasyonlarına sebep olan mutosyonlardır. Bu genlerin yayılmasının önüne geçebilmek için, mutasyona uğramış olan insan ve hayvanların üreme yeteneğinin ortadan kalkmasına bağlıdır. 

    Kromozom Mutasyonları; Kromozom mutasyonları, kromozomun bir parçasında kopma meydana gelmesi yada parçanın yer değiştirmesi esnasında yanlış yapısal veya sayısal farklılıklar neticesinde meydana gelir. Mayoz ve mitoz bölünme esnasında oluşan hatalardan meydana gelir ve daha kötü olan hasarların meydana gelmesine sebep olur. Mayoz bölünmenin ilk olarak meydana gelen kısımlarında ve genetik olan bölümlerinde farklılık meydana gelmesi sağlanır.

    Ara sırada olsa kromatitler, crossing-over olmadan parçanı değişmesi oluşmaktadır.  Kromozomun bir bölümünün kendini eşlemesi ile, bir kromozomun de]]> Metamfetamin https://www.kimyadersi.org/metamfetamin.html Sat, 21 Jul 2018 17:24:36 +0000 Metamfetamin,&nbsp;Uyuşturucu özellikli bir çok madde&nbsp;ülkemizde yasalar ile yasaklanmıştır. Bunlardan biride metamfetamin'dir. Uyuşturucuların yasal kullanım istisnası tıbbi ilaç yapımında kullanımıdır. Metamfetamin Metamfetamin, Uyuşturucu özellikli bir çok madde ülkemizde yasalar ile yasaklanmıştır. Bunlardan biride metamfetamin'dir. Uyuşturucuların yasal kullanım istisnası tıbbi ilaç yapımında kullanımıdır. Metamfetamin ilk defa 1893 yılında bilim adamı Nagayoshi tarafından laboratuvar ortamında sentetik olarak elde edildi.1919 yılında bu günkü  kristalize beyaz haline  ilaç üreticisi Agira Ogata tarafından getirildi. Metamfetaminin suda tam olarak çözünmez, fakat suya karıştırıldığında erimeyen tortular şeklinde görülür. Suya karıştırıldığında etkisi daha fazladır. Metamfetamin, amfetamin ile benzerlik gösterir. İkisi de merkezi sinir sistemini uyarıcı etkiye sahiptir. Fakat metamfetamin bağımlılık yaparak daha tehlikeli hale gelir. Doktorun yazdığı özel reçete ile alınabilir.  Ağızdan, intramüsküler, buğu ve rektal yoldan tıbbi amaçla verilir.


    Metamfetamin özellikleri nelerdir
    • Metamfetamin, kullanıcısına halüsinasyon gösteren, uyarıcı sentetik özelliğe sahip sentetik bir kristaldir.
    • Kullanıcı tarafından alındığında psikolojik duruma göre 6-24 saat etkili olabilir.
    • Devamı alınmadığında zevk yoksunluğu ortaya çıktığından ilk kullanımdan itibaren bağışıklık yapan kullanıcıların çoğunu öldüren bir uyuşturucudur.
    • Kristal, crack, met en sık kullanılan sokak isimleridir,
    • İlk kullanan kişide aşırı güç ve iyi olduğu hissi verir, devamında yoksunluk ve ölüme giden bir süreç,
    • Amfetamin ve kokainden üç kat daha etkilidir.
    • Burundan çekme, yakarak, damardan yada yutarak alınabiliyor, Başta beyin olmak üzere vücutta çürüme başlıyor,
    • Fiziksel çöküşün resmi birkaç gün içinde ayna da görülebilir,
    • Birkaç denemeden sonra ortaya çıkardığı yoksunluk nedeniyle bırakmak neredeyse imkansız.
    Metamfetaminin polüler kültürdeki yeri,

    Bu uyuşturucu türü askerlerin uyanık kalması ve daha verimli olması için birinci Dünya savaşı yıllarında üretilmiştir. Japon bilim adamı Ogata tarafından sentezlendiğinde sadece askerlerin kullanılacağı düşünülmüştü. Oysa İkinci Dünya Savaşı yıllarında Hitler tarafından da kullanılmış daha sonra ki yıllarda da diğer zararlı uyuşturucular gibi keyif almak ve aşırıya gitmek için kullanılmaya başlanmıştır. Bu madde 1950'li yıllara kadar Benzedrine ismi ile ticareti yapılmış, bu dönem de zayıflamak ve depresif durumların atlatılması için kullanılmaya başlanmıştır. Fakat bir kaç yıl içinde sokaklara düşmesi üzerine 1970 yılından itibaren ABD'de özel reçete olmaksızın satışı yasaklanmıştır.

    Metamfetamin insanda nasıl etkileri görülür
    • Genel olarak; konsantrasyon ve motivasyonu artırır, beyin fonksiyonlarının artmasını sağlar, bu madde kullanıldığında vücut ısınır, tansiyon ve nabız yükselir. İshal, bulantı ve kusma görülür. Yüksek oranda coşkuya (öfori) neden olduğu bilinir. Bağımlılarda kalıcı zevk yoksunluğu (anhedoni) meydana gelir. Eroinden daha etkili ve kullanıcının hayatı daha kısadır. Kullanıcılar da meth ağız denilen diş çürükleri meydana gelir. Bağışıklık sistemi baskılanarak hastalık oluşumları artar. Satafilokok enfeksiyonlar aşırı miktarda artar. Kilo kaybı çoğalır, kısa süreli libido (yaşamsal enerji) artışı meydana gelir, erektil disfonksiyon (sertleşme sorunu) meydana gelir.
    • Beyin üzerindeki etkileri, metamfetimin kullanan bağımlılarda beyin nörotransmitterler dopamin salgılanmasını artırır. Dopamin yüksekliği beyinde hat safhaya ulaşır. Dopamin bu seviyeden sonra uzun zaman düşmez. Bu durumda beyin kimyası bozularak depresyon meydana gelir. Metamfetamin, kullanıcının duman yada enjektör yardımı ile kanına karıştığında dopamin salgılanması ile zevk ve aşırı keyif elde etmesine olanak tanır. Kullanıcılar üzerinde yapılan araştırmalar da beyin görüntüleri çekilmiş genel olarak beynin sözel öğrenme kısmında kayda değer gerilik ortaya çıktığı gözlenmiştir. Beynin duygusal hafızasında anomali, ağır yapısal ve işlevsel d]]> Atom https://www.kimyadersi.org/atom.html Sun, 22 Jul 2018 10:02:30 +0000 Atom, maddenin en küçük ve temel yapı taşına verilen isimdir. İçerisinde organize tanecikler barındıran ve bu tanecikleri kendi içinde böle bilen yinede maddenin temel yapı taşı olma özelliğini kaybetmeyen birimdir. Atom, maddenin en küçük ve temel yapı taşına verilen isimdir. İçerisinde organize tanecikler barındıran ve bu tanecikleri kendi içinde böle bilen yinede maddenin temel yapı taşı olma özelliğini kaybetmeyen birimdir. Boşlukta yer kaplayan ve belli bir ağırlığa sahip olan cisimlere madde denir.

      Maddeleri oluşturan 105 farklı çeşit element bulunmaktadır. Kendisinden başka özellikte maddeler üretilmeyen saf maddelere element denir. Elementleri oluşturan en küçük yapı taşlarına atom denir. Aynı türde bulunan atomlar elementi oluşturmaktadır. Örneğin; demir ile hidrojen bir elementtir. Yapılarında sadece birer çeşit atom bulundurmaktadırlar. Çeşitli ve birbirlerinden tamamen farklı atomların bir araya gelmesiyle oluşan maddelere bileşik denir. İçtiğimiz saf su element değil bir bileşiktir. Su oksijen ile hidrojen atomlarının bir araya gelmesi ile oluşmuştur.

      AtomAtom Teorileri
      1911 yılında Rutherford ince bir maden yani altın levha içerisinden alfa tanecikleri geçirmiştir. Alfa taneciklerinin birçoğu serbest bir şekilde doğru geçti çok azı yolundan sapmıştır. Madenler birer atom şebekesi olduklarından alfa taneciklerinin doğru bir şekilde geçmesi atomların içlerinin boş olduğunun bir göstergesidir. Atomların orta kısımlarında atomun pozitif yükünü ve bütün ağırlığını havi bir çekirdek bulunmaktadır. Bulunan bu çekirdeğin toplam çapı atomun tekmil çapı büyüklüğünden daha küçüktür. Elektrik bakımından nötr olan atomlar çekirdek çevresinde çekirdekte bulunan pozitif elektrik kadar elektron bulundurması gereklidir. Sorulan soruya cevap Bohr, guanta 1913 yılında geliştirdiği yörünge modeli ile verdi. Elektronların çekirdek etrafında belli bir yörüngeye sahip olmalarını ve bir yörüngeden bir başkasına ganta atlaması ile geçtiklerini ileri süren Bohr aynı zamanda De Broglie, Bohr modelini oluşturduğu serbest yörüngeleri ve o anda bulunan elektronun madde dalgasının kendi içinde titreştiğini ve sabit duran dalgaların meydana getirmiş olduğu alanlar olarak açıklamıştır. Ancak oluşan bu madde dalgası düşüncesi ile atom modeli yapısına fiziksel açıdan bir açılık getirilememiştir. Heisenberg ve Schrödinger De Broglie'nin düşüncelerinden esinlenerek muhtelif matematik yorumları ile modern bir atom teorisi meydana getirmişlerdir. Ortaya sürülen bu teoriye göre; elektrona göre çekirdek çevresinde belli bir yörünge ve yol yoktur. Elektron yük bulutu yada orbital olarak bilinen alanlarda yer alabilir. Elektron bulunmasının yüksek olduğu yerler Schrödinger'in oluşturduğu dalga fonksiyonunun sadece mutlak karesi alınarak bulunmaktadır. 

      Atomu Organize Halde Tutan Kuvvetler
      Atom maddesini gerek kendi içerisinde muhafaza ederek, yada başka atomlar ile olan hareketlerini düzenlemede sadece dört kuvvet yer almaktadır. Bunlar; elektro manyetik kuvvet, nükleer kuvvet, zayıf kuvvet ve çekim kuvvetidir. Çekim kuvveti gezegenleri güneş sistemi etrafında tutan kuvvettir. Elektro manyetik kuvvet çekirdek çevresinde dehşet bir hız ile dönebilen elektronların kaçıp gitmelerini izin vermeyen kuvvettir.  Nükleer kuvvet çekirdek etrafında yer alan protonların birbirleri ile aynı işarette yükü ile yüklü olmalarına göre yinede birbirlerini itmeyip tam tersi birbirlerine çok daha yakın olmalarını sağlayan kuvvettir.

      Atom Kütlesi
      Bilinen bir kimyasal elementin atomlarının kütlesi ortalama kütlesinin standart kütleye oranıdır. Standart kütle oranı 1961 yılında kabon-12 izotopunun atom kütlesinin bir bölü on ikisi olarak saptanmıştır. Bu duruma ise atomik kütle birimi yani (akb) denir. Bu sebeple hidrojenin atom kütlesi bir oksijen atom kütlesi ise 16, demirin atom kütlesi ise 56 dır.

      Atom Ağırlığı
      Atomun ağırlığı 6,02.10 23 adet hidrojen atomu 1 gram geldiği için 1 tek hidrojen atomunun ağırlığı ise 1/6,02. 10 23 gramdır. Rakam oldukça küçük olduğu için genelde Avagadro sayısı yani (1 mol) ile atomun]]> Anatomi https://www.kimyadersi.org/anatomi.html Sun, 22 Jul 2018 20:37:43 +0000 Anatomi, Anatomi insan, hayvan ve bitkileri organlarını ve yapılarını inceleyen en önemli bilim dalıdır. Anatomi  vücudu oluşturan organları bunun yanı sıra vücudun şekli ve yapısını organlar arası görevsel ve yapısal il Anatomi, Anatomi insan, hayvan ve bitkileri organlarını ve yapılarını inceleyen en önemli bilim dalıdır. Anatomi  vücudu oluşturan organları bunun yanı sıra vücudun şekli ve yapısını organlar arası görevsel ve yapısal ilişkileri inceleyen bilim dalıda denilir. Anatomi sınırları günümüzde daha da genişleyerek yapıların çalışması hücre içindeki ögelerin ayrıntısı moleküler düzeyde inceleme yapılması gibi alanlarda da araştırmalara başlamıştır. Artık anatomi yapıların işlevlerinden fazla hastalıklar ya da yaralanmalarda olan işlevsel bağlantılarının öğrenilmesi çağdaş tıp anlayışına daha uygundur. Anatomi üç dalda incelenir insan anatomisi, Hayvan anatomisi (zootomy) ve bitki anatomisi (phytonomy) inceler.

      AnatomiAnatomi Bölümleri

      İnsanların dışında başka tür canlılarında yapısal özelliklerinin araştırılması da anatominin konusudur. Bilinen temel tıp bilim dalları da anatomi ile yapılan çalışmaların sonucunda türemişlerdir. Anatomi bilimi kendi içinde alt gruplara ayrılmıştır. 
      • Radyolojik Anatomi:  Organların yapısı ile organlar arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. 
      • Topografik Anatomi: Vücut yapılarını ve işlevlerini kısım kısım inceleyen anatominin alt dalıdır.
      • Klinik Anatomi: Vücutta bulunan hastalıkları teşhis etme ve tanı koymada yardımcı bir alt uğraş dalıdır.
      • Mikroskobik Anatomi: Histoloji olarak bilinmektedir.
      • Nöroanatomi: Vücut sinir sistemi ile ilgilenen anatomi dalıdır.
      • Patolojik Anatomi: Organlarda oluşan hastalıları inceler.
      • Karşılaştırılmalı Anatomi: İnsanlarda ve diğer canlıların vücut yapılarındaki benzerlikleri ve farklılıkları birbirleri ile karşılaştıran insan anatomisinin diğer canlılara göre daha iyi anlaşılması için kullanılan bir anatomi dalıdır.
      • Gelişimsel Anatomi: Embriyoloji inceler.
      Anatominin İncelediği Vücut Yapıları

      Endokrin sistem, kıkırdaklar, sinir sistemi, eklemler, kaslar, sindirim sistemi, dolaşım sistemi, Ürogenital sistem, deri, solunum sistemi

      Anatomi Çeşitleri

      Yüzeysel Anatomi: Canlılar üzerinde organları gözle, elle yada endokobik, radyolojik ile inceleyen anatomi dalıdır.

      Karşılaştırılmalı Anatomi: İnsanların ve birçok hayvanın arasında bulunan benzer organları kıyaslayarak inceleme yapar.

      Estetik (Plastik-Artistik) Anatomi: Bazı durumlarda vücudun dış kısmında görülen değişiklikleri ile sebeplerini inceler. Ressam ve heykel tıraş mesleklerini ilgilendirmektedir. 

      Cerrahi Anatomi: Yapılan cerrahi uygulamaları göz önünde bulundurarak organizmayı topografik olarak inceler.

      Kesitsel Anatomi: Teknolojinin ilerlemesi ve gelişmesi ile oluşan ve önemi giderek artan topografik anatomi şeklidir.

      Klinik Anatomi: Topografik ve sistematik ile cerrahi anatomiyi de içine alan bilgilerin klinik ortamında canlı insan üzerinde uygulayan bir anatomi dalıdır.

      Spor Anatomisi: Özellikle de hareket sistemini oluşturan ve spor eğitimi verilen kurumlarda oluşturulan yapıların inceleyen bir anatomi dalıdır.

      ]]>
      Mikrobiyoloji https://www.kimyadersi.org/mikrobiyoloji.html Mon, 23 Jul 2018 12:24:10 +0000 Mikrobiyoloji, mikropları ve mikro boyuttaki organizmaları inceleyen bilim dalı için yapılan tanımlamadır. Mikrobiyoloji bakteriler, virüsler, algler gibi canlıların incelenmesini içermektedir. Mikroorganizma denilince bakteril Mikrobiyoloji, mikropları ve mikro boyuttaki organizmaları inceleyen bilim dalı için yapılan tanımlamadır. Mikrobiyoloji bakteriler, virüsler, algler gibi canlıların incelenmesini içermektedir. Mikroorganizma denilince bakteriler, virüsler, protozonlar, mantar ve ilkel alg türleri anlaşılmaktadır. Bu bilim dalının yararlarının olduğu branşlar, tıp, tarım ve endüstridir.  

      Mikrobiyoloji sözcük olarak "mikros" "bios" ve"logos" kelimelerinin bir araya gelmesinden oluşmuştur. Mikrobiyoloji, mikroorganizma ismi verilen birçoğu mikroskop ile görülebilen  canlıları inceleyen bilim dalıdır. Mikrobiyoloji mikroorganizmaların özelliklerini, canlılarla ve birbirleriyle ilişkilerini inceleyen bir bilim dalıdır. Mikrobiyoloji kapsamlı kapsamlı bilim dalı olup pek çok dallara ayrılır. Bu dalların başlıcaları tıbbi mikrobiyoloji, su mikrobiyolojisi, endüstriyel mikrobiyoloji ve uzay mikrobiyolojisi benzeri dallardır. Ayrıca immunoloji, viroloji, parazitoloji ve mikoloji benzeri özel bir sınıfı inceleyen dallardan meydana gelir. Mikrop terimi, bilim dünyasına ilk kez 1878'de Fransız cerrahı Charles Sédillot aracılığıyla getirilmiştir. Sédillot, mikropların kendilerine özgü apayrı bir dünyasının var olduğunu savunmuştur. Mikrobiyoloji bilim dalı 5 ana kısma ayrılmıştır: Viroloji, bakteriyoloji, protozooloji, algoloji ve mikoloji. Bunlara ek olarak moleküler ve hücresel biyoloji, biyokimya,fizyoloji, ekoloji, botanik ve zoolojiyle de yakından alakalıdır. İnsanlar, etraflarının mikroplarla dolu olduğundan habersizlerdi. Oysa mikroorganizmalar, onların çevresindeki her yerde, eşyalarında üstelik derisinde ve bağırsaklarında milyonlarca yer alıyordu. İlerleyen yüzyıllarda insan bilmeden mikropları işlerinde kullanmaya başladı. Örneğin ekmek yapımı, peynir ve sirke imalatı, boza yapımı bunların başta gelenleridir.Mikrobiyoloji  

      Mikroskobun yer almasından (1590) 16 asır öncesinde yaşamış durumda olan Marcus Terentius Varro (M.Ö. 116-27), iltihaplar için; Buralarda ince ince hayvanlar ürüyor ki, bunların gözle görülmesi imkansızdır. demiştir. Padişah Fatih Mehmet Hanın hocası Akşemseddin de; Rahatsızlık insandan insana ya da topraktan insana gözle görülemeyen dinamik tohumlar aracılığıyla iletilir. demiştir. Mikroplar ile ilgili ilk kayıt, Robert Hooke'un Mikrographa eserindedir. 1665'te basılan bu eserde bir küf mantarının sporları ve pek çok küçük deniz kabuklusunun kabukları anlatılmıştı. Antonie van Leeuwenhoek ise bizzat yaptığı mikroskoplarla 1674'te protozoonları ve 1676'da bakterileri görmeyi başarmıştı. Mikrobiyolojinin oluşturulması, Pasteur ve Koch: Fransız kimyacısı Louis Pasteur, mikrobiyolojinin kurucusu olarak onaylanır. Pasteur içkili alkol üretiminde meydana çıkan fermentasyonun mayalar aracılığıyla yapıldığını ifade etti (1856). Pasteur'ün mayalar üzerindeki bu izahından ardından 1867'de İngiliz cerrahı Joseph Lister, antiseptik solüsyonları infeksiyonlara karşın koruma amaçlı olarak kullandı. Otoklav olarak bilinen mikropsuzlaştırma (Sterilizasyon) aracının Pasteur'ün iş arkadaşlarından Charles Chamberland aracılığıyla bulunmasıyla sterilizasyon işlemi laboratuvar ve ameliyathanelerde sürekli kullanılmaya başlamıştır. 1877'de Prusya'da ismi duyulmamış bir kasaba hekimi olan Robert Koch, belli bir bakterinin (Bacillus anthracis) şarbon faktörü olabildiğini kanıtlamıştır.   
      ]]> Karbonhidrat https://www.kimyadersi.org/karbonhidrat.html Tue, 24 Jul 2018 10:13:25 +0000 Karbonhidrat, Vücudun sağlıklı bir şekilde yaşama devam etmesi için her besin ögesinden uygun miktarda tüketmesi gereklidir. Tüketilmesi gereken bir besin ögesi de karbonhidratlardır. Karbonhidrat genellikle tahıllarda ve baklagi Karbonhidrat, Vücudun sağlıklı bir şekilde yaşama devam etmesi için her besin ögesinden uygun miktarda tüketmesi gereklidir. Tüketilmesi gereken bir besin ögesi de karbonhidratlardır. Karbonhidrat genellikle tahıllarda ve baklagillerde bulunduğu gibi bazı sebzelerde de bulunmaktadır. Vücudun enerji kaynaklarından olan karbonhidratlar, ne çok fazla ne de çok az tüketilmemelidir. Çok fazla tüketildiğinde fazla kilolara, kan şekerinin yükselmesine yol açabileceği gibi çok az tüketmek enerji düşüklüğüne, tansiyon vb. sorunların artmasına neden olmaktadır. Karbonhidratlar kaç kalori eder diye düşünenler ise her karbonhidrat içeren besin aynı kaloriyi vermez ve aynı işlevde olmaz bunun için hangi besinler karbonhidrat bakımından daha zengindir ve kalorisi ne kadardır bir bakalım. Kalori genellikle diyet yapanlar için çok önemlidir. Karbonhidrat bakımından zengin olan besinler: mısır unu, buğday, haşhaş, pirinç, bulgur, fasulye, bezelye, nohut, mercimek, kayısı, elma, lahana, şeftali, bal, çilek, üzüm, greyfurt, portakal, kuru üzüm, patates, mantı ve bazı hamur işleri karbonhidrat içeren besinler dendir. 

      KarbonhidratKarbonhidrat Yönünden Zengin Bazı Besinler 

      Besinler 100 gram olarak kalorileri hesaplanmıştır. 
      • Kuru Fasulye: Karbonhidrat içeren besinler denince akla hemen kuru fasulye gelir. Besin lifi ihtiyacını da karşılayarak kalp ve damar sağlığına yararlıdır. Tuz ilave edilmemiş haliyle 127 kalori içerir. 
      • Patates: Karbonhidrat içeren patates 28 kaloridir. 
      • Mercimek: Mercimek 116 kaloriden oluşur ve büyük oranda karbonhidrattan gelir. Ayrıca son derece sağlıklı olan mercimek protein, fosfor, besin lifi önünde de zengin bir besin ögesidir. 
      • Bezelye: karbonhidrat bakımından başka bir besin kaynağıdır. 118 kalori içermektedir. 
      • Ananas: Bir dilim ananas ise, 50 kaloridir. Hem vitamin hem de karbonhidrat bakımından zengindir. 
      • Elma: Bir orta boy elma 52,1 kaloridir. 
      • Nohut: Kalorisi oldukça yüksek olan nohut, 364,5 kaloridir. 
      • Pirinç: Tuzsuz beyaz pirinç ise 130 kalori içeren karbonhidratlardandır. 
      Karbonhidratların Görevleri Nelerdir
      • Karbonhidratlar basit ve kompleks olarak ikiye ayrılır. Özellikle kompleks karbonhidratların işlenmesi direkt olmadığından kan kolesterolünü ve vücudun asit-baz dengesinin korunmasını sağlar. Aynı zamanda karbonhidratları yeterli şekilde tüketmek vücudun su ve elektrolitleri tutmasını sağlar. 
      • Karbonhidratlar enerjiye dönüşerek, vücudun enerji kaynağıdırlar. 
      • karbonhidrat tüketiminiz normalse proteinlerin enerjiye dönüşmesi yerine vücut karbonhidratları kullanır. Fakat az tükettiğinizde sağlık sorunlarına neden olacağı gibi fazla olduğunda vücutta yağ olarak depolandığını bilmeniz gerekmektedir. 
      • Lifli karbonhidrat tüketimi sayesinde bağırsakların daha sağlıklı çalışması beklenir. 
      • Karbonhidratlar yağların metabolize edilmesini sağlar. 
      • Karbonhidratlar yara ve hastalıkların iyileşmesinde, vücut direncinin ve bağışıklığın sağlanmasında, sindirim ve boşaltım sisteminin çalışmasında, kan şekerinin dengede tutulmasına da imkan ağlar. Aynı zamanda proteinlerin harcanmasını engelleyerek kas ve kemik sağlığı açısından da yararlı olmaktadır.  
      • Çok fazla karbonhidrat aynı zamanda kanda bulunan insilün hormon düzeyini de artırır. 
      ]]>
      Bileşikler https://www.kimyadersi.org/bilesikler.html Tue, 24 Jul 2018 23:36:13 +0000 Bileşikler, iki ya da daha fazla cinsteki element atomunun bir araya gelerek oluşturduğu saf maddelerdir. Bu nedenle elementlerin bileşikleri oluşturması kimyasal değişime bir örnektir. Evrende 92 tanesi doğada bulunan toplamda Bileşikler, iki ya da daha fazla cinsteki element atomunun bir araya gelerek oluşturduğu saf maddelerdir. Bu nedenle elementlerin bileşikleri oluşturması kimyasal değişime bir örnektir. Evrende 92 tanesi doğada bulunan toplamda 117 adet element vardır. Bu elementler farklı sayılarda ve şekillerde etkileşerek kimyasal özellikleri farklı milyonlarca bileşik oluştururlar. Elementler doğada genelde bileşikler halinde bulunurlar. Bileşiklerin en küçük yapı taşı moleküllerdir.  Bileşikler genellikle moleküler yapıdadır. Fakat atomik yapıda olanları da vardır. Element atomlarından sadece soy gaz atomları kararlı yapıdadır. Kararlı oldukları içinde kimyasal bağ oluşturmayıp evrende tek atomlu halde bulunurlar. Soy gazları dışında kalan metal ve ametal atomları ise kararsız yapıdadır. Kararlı hale geçebilmek için de elektron alışverişi yaparak kimyasal bağ oluştururlar. Kimyasal bağ oluşturan farklı atomlarda bir araya gelerek farklı kimyasal özelliklere sahip yeni maddeler yani bileşikler oluştururlar.Bileşikteki atomların cinsini,saysını ve oranını ifade etmek için bileşik formülünden destek alınır. Bileşikler karışımlarla karıştırılmamalıdır. Bileşikleri oluşturan elementler bir araya gelerek kendi özelliklerini kaybederlerken karışımlar oluşturan maddeler kendi özelliklerini kaybetmezler. 

      BileşiklerOluşumları

      Elementler bileşikleri oluştururken elementi oluşturan aynı cins atomlar arasındaki kimyasal bağlar kopar. Bunun sonucunda element atomları birbirinden ayrılarak farklı cins element atomlarıyla yeni kimyasal bağlar oluşturmak için bir araya gelir. Bunun sonucunda da bileşikler oluşur. Bileşik oluştuğunda atomların arasındaki uzaklık mesafesi değişir. Bileşik oluştuğundaki atomlar arası mesafe element halindekinden çok daha fazladır. Bunun nedeni her iki haldeyken aralarındaki kimyasal bağların faklı olmasıdır.

      Çeşitleri

      Bileşikler kendi aralarında anorganik ve organik olmak üzere ikiye ayrılırlar. 

      Anorganik Bileşikler: Çoğunlukla iyonlardan oluşan bileşiklerdir. Asitler, bazlar ve tuzlar bu gruba örnek gösterilebilir. Kararlı yapıda oldukları için kolaylıkla bozulmazlar. Kimyevi ortamda ve günlük hayatta en sık bilinen ve kullanılan bileşiklerdir. 
      • Asitler: Suyla çözünmelerinde OH+ iyonuyla reaksiyona girerler. Bazlarla nötrleşerek su ve tuz meydana getirirler.
      • Bazlar: Suyla çözündüğü zaman OH+ iyonu verirler. Asitlerle birleştiklerinde su ve tuz meydana getirirler. 
      • Tuzlar: Asitlerin ve bazların nötrleşmesinden ortaya çıkar. Kristal yapıdadır. Birçok farklı geometrik şekilde olabilir. Kendi aralarında asidik tuz, bazik tuz, nötr tuz, çift tuz olarak sınıflara ayrılırlar. 
      • Oksitler: Oksijen haricindeki iki farklı türde atom barındıran bileşiklerdir. Bunlar da kendi aralarında sınıflara ayrılırlar. Asidik oksitler oksijen bakımından oldukça zengindir. Su ile reaksiyona girdiklerinde asit, baz ile reaksiyona girdiğinde tuzu oluştururlar. Bazik oksitler asitlerle ve asitle oluşmuş bileşiklerle reaksiyona girerler. Metal oksitler örnek gösterilebilir. Su ile reaksiyona girdiğinde ise bazları meydana getirirler. Nötr oksitler ametallerin oksijen bakımından fakir olan bileşikleridir. Asitle, bazla ve suyla reaksiyona girmezler. Anfoter oksitler hem asit hem de bazlarla reaksiyona girebilirken suyla reaksiyona girmezler. Asitle karşılaşınca baz, bazla karşılaşınca da asit gibi özellik gösterebilirler. Peroksitler iki adet oksijen atomunun toplam değerinin  -2  olması durumunda oluşurlar. Isıtıldığında etrafa oksijen gazı yayarlar. Bileşik oksitler ise  aynı elementin farklı yapıdaki oksitleri içeriğinde bulundurmasıdır.
      Organik Bileşikler: Karbon bileşik olarak da bilinirler. Elementler elektronlar sayesinde birbirlerine bağlı şekilde dur]]> Mayoz Bölünme https://www.kimyadersi.org/mayoz-bolunme.html Wed, 25 Jul 2018 22:46:21 +0000 Mayoz Bölünme, canlıların üreme organlarında meydana gelen eşeyli üreme yapan canlılarda erkek veya dişi üreme hücresinin oluşumuna yardımcı olan bir hücre bölünmesidir. Mayoz bölünme eşeyli üreme yapan canlılarda tür Mayoz Bölünme, canlıların üreme organlarında meydana gelen eşeyli üreme yapan canlılarda erkek veya dişi üreme hücresinin oluşumuna yardımcı olan bir hücre bölünmesidir. Mayoz bölünme eşeyli üreme yapan canlılarda tür içinde kromozom sayısının sabit kalmasını sağlar. Mayoz sonucu oluşan erkek veya dişi üreme hücreleri olgun bir üreme hücresinde bulunan kromozom takımı olduklarından ana canlıya ait kromozom çiftlerinden sadece birer tanesini bulundururlar. Bu da canlılarda çeşitliliğe neden olur. Bunlara ilave olarak, erkek veya dişi üreme hücresi yabancı döllenme yada tozlaşma gerçekleştirirse kalıtsal çeşitlilik daha da artmış olur. Mayoz bölünme sonucu oluşan bir hücre tekrar mayoz bölünme geçiremez. Mayoz bölünme birbirini takip eden Mayoz 1 ve Mayoz 2 adı verilen iki bölümden oluşur. Mayoz 1 ve Mayoz 2'de gerçekleşen ortak olaylar vardır. Bunlar hücre sayısının artması, sitokinezin gerçekleşmesi ve sentrozomun eşlenmesidir. Mitoz bölünme olayı başlamadan önce ana üreme hücresi bir hazırlık evresi geçirir. Bu hazırlık evresine interfaz adı verilir. Bu evre Mayoz 1'den önce gerçekleşir ve DNA molekülleriyle sentrioller kendisini eşler.

      Mayoz 1

      Çekirdek bölünmesi ve sitoplazma bölünmesi olarak iki ana evrede incelenir. Çekirdek bölünmesi ise profaz 1, metafaz 1, anafaz 1 ve telofaz 1 olmak üzere dört alt evrede gerçekleşir.

      Mayoz BölünmeÇekirdek Bölünmesi

      Profaz 1: Mayoz bölünmedeki en önemli evredir. Mayoz bölünme ve mitoz bölünme arasındaki en önemli farklılıkların görüldüğü evredir. Hücredeki homolog kromozom çiftleri bir araya gelerek tetrat adı verilen yapıları oluşturur. Her bir tetrat birbirinin homoloğu olan iki adet kromozomdan meydana gelir. Her bir kromozom da iki adet kromatitten oluşur. Böylece her tetrat dört adet kromatitten oluşur. Tetratı oluşturan kromatitlerden kardeş olamayanların birbirleriyle bir yapı oluşturmasına sinapsis adı verilir. Sinapsis sırasında kromatitler birbirleriyle temas ettikleri bölgeye klazma noktası denir. Tetratı oluşturan kromatitlerden kardeş olamayanların birbirleriyle gen alışverişi gerçekleştirmesine krossing over adı verilir. Böylece aynı türden farklı özelliklerin ortaya çıkmasını sağlanır. Her tetratta krossing over görülmeyebilir. İki genin krossing over ile biribirinden ayrılması genlerin arasındaki uzaklıkla doğru orantılıdır.
      Metafaz 1: Bu evrede homolog kromozomlar tetrarlar halinde ekvatoral düzlemde dizilirler. 
      Anafaz 1: Bu evrede evatoral düzleminde dizilmiş olan homolog kromozom çiftleri birbirlerinden ayrılarak zıt kutuplara doğru çekilirler. Homolog kromozomları ayrılması olayı, mayoz bölünme sonucunda yapıları birbirinden farklı hücrelerin oluşumunda etkili olan faktörlerden bir tanesidir.
      Telofaz 1: Her kutupta kutuplara çekilme işlemi tamamlanmış olan haploit kromozom takımı bulunur. Kromozomlar henüz iki kromatitli yapıda olduğu için DNA sayıları da henüz yarılanmamıştır. Bu evrede kromozomların etrafındaki çekirdek zarı oluşur.

      Sitoplazma Bölünmesi 

      Telofaz I ile aynı anda sitoplazma bölünmesi de başlar. Bölünme sonucunda oluşan iki hücrenin kromozom sayısına  n adı verilir.  İki hücrenin genel olarak kalıtsal yapıları da birbirlerinden farklılık gösterir. 

      Mayoz 2

      Mayoz 2’nin başında interfaz evresi yoktur. DNA eşleşmesi görülmez. Onun yerine sentrozom eşlenmesi görülür. Mayoz I sonucu oluşan iki hücrenin her biri mayoz 2 evresine girerek bu evredeki işlemler başlar. 

      Çekirdek Bölünmesi

      Anafaz 2: Kromozomların kardeş kromatitleri kasılan iğ iplikleri sayesinde birbirlerinden ayrılır. Bu ayrılma sonucu zıt kutuplara doğru çekilirler. Birbirinden ayrılan bu kromatitlere kromozom adı verilir. 
      Telofaz 2: İğ iplikleri eriyip kaybolurken çekirdek zarı ve çekirdekçik oluşur. Telofaz 2’nin sonunda aynı sitoplazmayı paylaşan iki çekirdek m]]> Biyometri https://www.kimyadersi.org/biyometri.html Thu, 26 Jul 2018 11:11:11 +0000 Biyometri, teknolojinin gelişmesi insanların yaşam alışkanlıklarını değiştirmesinde de etkili olmaktadır. Geçmişte kart gösterme, nüfus cüzdanı ya da pasaport bilgileriyle yapılan pek çok işlemde, artık parola, şifre, pin Biyometri, teknolojinin gelişmesi insanların yaşam alışkanlıklarını değiştirmesinde de etkili olmaktadır. Geçmişte kart gösterme, nüfus cüzdanı ya da pasaport bilgileriyle yapılan pek çok işlemde, artık parola, şifre, pin kodu gibi uygulamalar yapılmaya başlanmıştır. Bunlar yaşamı kolaylaştıran unsurlardır. Bu yararlı etkisinin yanında, uygulamanın bazı dezavantajları olduğu da ortaya çıkmıştır. Kişiye özel olarak hazırlanmış kartların kaybolması, evde unutulması ya da çalınarak başkaları tarafından kullanılması, parola ve şifrelerin başka kişilerce öğrenilmesi ve kullanılması, bunların unutulması gibi sorunlar kişilerin güvenliği bakımından risk haline gelmiştir. Bu sorunların giderilmesi içinde, teknoloji insanlığın yardımına koşmuştur. Geliştirilen biyometrik sistemlerle sadece kişinin sahip olduğu, başkalarından ayırt edilecek davranışsal ve fiziksel özellikleriyle tanınmasıyla güvenlik had safhaya çıkarılmıştır.


      Biyometri kapsamında geliştirilen bu sistemler aynı insan beyninin yapısında düşünülmüş ve bu şekilde geliştirilmiştir. Tanımayı ve doğrulamayı kapsayan iki aşamadan geçen sistemlerdir.  Bu sistemlerin çalışma prensipleri benzerdir. İlk aşama olan tanımada kayıtlar toplanarak, bunlar bir kod gibi bağlı olduğu sistemde saklanır. Doğrulama aşamasında toplanan kayıtlar bununla ilgilenen kişi tarafından hemen karşılaştırılarak, sonuca ulaşılır.Biyometri

      Herkesin kendine has özellikleri dikkate alınarak otomatik şekilde kimliklendirme yapan biyometri, günümüzde evlerde kapı açma, kombi açma, bilgisayar açma gibi çok farklı alanlarda kullanılmaya başlamıştır. İlk başlangıçta güvenlik amacıyla geliştirilse de, artık personeli bulunan her kurumda ihtiyaç haline gelmiştir. Personelin, ziyaretçilerin tabip edilmesi, kurumlarda giriş noktalarının takibi, yemekhane gibi yerlerin takibinde biyometrik sistemlerden faydalanmaya başlanmıştır. Teknolojinin kapsamında parmak izi ve el incelenmesi, kişinin yüz özelliklerinin diğerleriyle karşılaştırılması, sesin ve konuşmanın analiz edilmesi, iris ve retina incelemesi gibi prensip olarak aynı değerleri içerse de, şekil ve sonuç bakımından farklı sistemlerle işlemler yürütülmektedir.

      Günümüzde etkin şekilde kullanılan biyometrik sistemler

      Bazı biyometrik sistemler günümüzde etkin şekilde kullanılsa da, bunların kullanımında avantaj ve dezavantajlar bulunmaktadır. Ancak her biri insanlığa oldukça faydalıdır.

      Parmak izi okunması: Biyometri alanında kullanılmaya başlanmış en eski sistemlerden biridir. Yaygın şekilde kullanılan bu sistem, küçük cihazlar yardımıyla uygulanır. Bu cihazların farklı modellerde, fiyatlarda çeşitli türleri bulunur. Bu sistemin çalışma şekli ise, kişilerin parmak izi okunması sırasında cihaz tarafından parmağın fotoğrafı çekilmekte, bu kod numarasıyla birlikte hafızaya kaydedilmektedir. Doğrulama aşamasında verilen kod numarası girildiğinde, aynı parmağın okutulması istenir.

      İris ve retina taraması: Bu biyometri sistemi de oldukça  eskiye dayanan bir kullanıma sahiptir. Ancak kullanımı yaygın değildir. İris tarama sırasında iristeki benekler, çizgiler, renkler, retina taramasında ise arkada yer alan ince kılcal damarların şekli dikkate alınır. Bunun çalışma şeklinde, kişinin bir kameraya bakması gerekir. İris taramasında normal CCD kamerası yeterli olurken, retina taramasında damarların fotoğrafı düşük yoğunluklu olan kesintisiz ışık kaynağı yardımı gerekir.

      Yüz tanıma: Bu biyometri sisteminde kişinin gözleri arasındaki mesafesi, elmacık kemikleri, burun genişliği, çene hattı gibi yüz özellikleri üzerinden tarama yapılır. Sistemin çalışması basit bir kamera ile yüzün fotoğrafının çekilmesi ve özelliklerin tespit edilmesiyle olur. Yeniden yüz okutulduğunda, kişi daha önceki açıyla kamera karşına geçer ve bunun doğrulaması yapılır.

      ]]> Stokiyometri https://www.kimyadersi.org/stokiyometri.html Thu, 26 Jul 2018 14:30:58 +0000 Stokiyometri, Yunanca kelimelerden oluşan Stoicheion (element) ve metron (ölçüm), element ölçüsü anlamına gelmektedir. Kimyasal tepkimeye giren ve çıkan maddelerin kütlesel hesaplamalarını inceleyen kimya dalıdır. Kısacası Ki Stokiyometri, Yunanca kelimelerden oluşan Stoicheion (element) ve metron (ölçüm), element ölçüsü anlamına gelmektedir. Kimyasal tepkimeye giren ve çıkan maddelerin kütlesel hesaplamalarını inceleyen kimya dalıdır. Kısacası Kimya biliminin matematik kısmı denilebilir. Stokiyometrinin ilk çalışma mekanizmasını Jeremias Benjaim Richter (1762-1807) adlı bilim adamı ortaya çıkarmıştır.  
      • Kimyasal tepkimeye giren ve çıkan ürünlerin element ya da bileşikler arasındaki oranları kullanır.
      • Tepkimeye girenler ve ürünler arasındaki etkileşim mol, kütle, tanecik sayısı ve gaz maddeler için hacim ilişkilerini gösterir.
      Yüzde saflık, kimyasal etkileşime giren tüm tepkenler saf değildir (safsızlıklar, çeşitli maddeler) etkileşime giren kısmı sadece tepkenin saf kısmıdır. %saflık=maddenin saf kısmının hacmi/maddenin toplam hacmi x100 maddenin toplam hacmi=bileşiğin saf kütlesi+safsızlıkların hacmi

      Teorik ve reel verim

      Kimyasal etkileşimler sırasında tüm tepkenlerin tamamı ürünlere dönüşmez. Bazı tepkenlerin bir kısmı tepkimeye girmez ya da farklı ürünlere dönüşür. Teorik verim, tepkenlerin tamamının tam olarak ürünlere dönüştüğü yani etkileşmede elde edilebilecek en fazla ürünün elde edilmesi durumudur. Yani kısacası hesaplama ile bulunan miktardır.

      StokiyometriGerçek verim, bir etkileşimde elde edilen ürün miktarıdır. (gerçek verim teorik verimden daima daha azdır) Yüzde verim, bir etkileşimin sonunda elde edilen ürün saflaştırıldıktan sonra tartılır, nicelik etkileşimin gerçek verimidir. Bir etkileşimin teorik verimi, etkileşim ürünlerinin en yüksek, yani %100 verimle ve denklemden beklenen miktarda olmasına karşılık gelir. Gerçek verimle, teorik verim oranı yüzde olarak ifade edilerek yüzde verim olarak yazılır. %verim=reel verim/teorik verimx100

      Sınırlayıcı ve Çoğalan Tepkenler

      Kimyasal tepkimeye giren ürünler çoğu zaman tam stokiyometrik oranlarda değildir. Bu durumda etkileşim içine giren ürünlerin bazıları tamamen tükenirken, bazılarının bir kısmı da etkileşime girmeden kalacaktır.

      Sınırlayıcı tepken, tepkime sırasında tamamen biten ve oluşabilecek ürün ya da ürünlerin ölçü miktarlarını belirleyendir.

      Artan tepken, sınırlayıcı tepken ile birleşen miktardan, daha fazla olan tepkendir.

      Sınırlayıcı tepkeni belirleyen prensipler
      • Hesaplanması için planlanan tepkenlerden, birisinin seçilmesi
      • Seçilen tepkenin ölçülen miktarı ile diğerinin birleşen teorik miktarının hesaplanması
      • Bulunan değerlerden teorik ölçülen miktar ile tepkenin reel ölçülen miktarını karşılaştırılması
      • Teorik olarak ölçülen miktar, reel miktardan büyük ise bu sınırlayıcı tepkendir, denir.
      • Teorik olarak ölçülen miktar, reel miktardan küçük ise bu artanı olan tepkendir, denir.

      Tepkenlerin artan kısımlarının belirlenmesi prensipleri
      • Sınırlayıcı tepkenle diğer tepkenlerin ölçülen miktarları hesaplanır.
      • Verilen miktardan hesaplanan miktar eksiltilir.
      ]]>
      Biyosfer https://www.kimyadersi.org/biyosfer.html Fri, 27 Jul 2018 02:35:49 +0000 Biyosfer, bir diğer ismiyle canlı küre olarak bilinen Biyosfer, dünya üzerinde yer alan bütün canlıları kapsayan bölüme verilen isimdir. Dünyada canlıların yaşadığı 20 kilometre kalınlığında bulunan tabakaya Biyosfer adı Biyosfer, bir diğer ismiyle canlı küre olarak bilinen Biyosfer, dünya üzerinde yer alan bütün canlıları kapsayan bölüme verilen isimdir. Dünyada canlıların yaşadığı 20 kilometre kalınlığında bulunan tabakaya Biyosfer adı verilir. Bu bilgiler ilk olarak Fransız bilgini Lamarck tarafından ileri sürülmüştür. 

      BiyosferBiyosfer Özelliği
      Ortaya atılmış olan bu fikir ve diğer bilim adamları tarafından yirminci yüzyılın başlarında benimsenerek kabul etmiştir. Biyosferin atmosfer içerisindeki yüksekliği 10.000 metreye kadar ulaşan bu yükseklikten sonra, bakteri ve mantar sporlarının rastlanmayan bir bölümdür. Yeryüzünde canlı yaratıkların türü Biyosfer denilen ince bir kabuk da yaşamını devam ettirmektedir. Biyosferin belirgin özelliği onu oluşturan hayvan ve bitki türlerinin türlerinin çeşitliliğinin çok fazla olmasıdır ve yapısındaki düzensizliktir. Düzensizlik içerisinde canlı olarak yaşayanların fiziki ortam öğelerinin eşitsizlik ve eşitsizlik ise dağılımında açıkça görülmektedir. Bu çeşitliliğe karşın canlıların biyosferde ki yerleşimi karışıklık şeklinde değildir.

      1935 yıllarında İngiliz botanikçisi Arthur Tansiy ekosistem adını verdiği birimler halinde düzen içerisindedir. Belirli bir ortamda yaşayan canlıların tümüne Biyosenoz adı verilir. Bu canlıların yaşadıkları alanı ise Biyotop denilir. Yer yüzünde yaşayan kara hayvanları için Biyosfer 6500 metre, yeşil bitkiler için 6200 metre yüksekliğe kadar çıkabilmektedir. Denizin altında 5000 metre derinlikte canlıların yaşadığı bu alan ise biyosferin alt sınırı oluşturur.

      Biyosferin bilgileri
      Biyosfer bir gezegenin diş kabuğundan; toprak, su, hava, kaya içeren dibinde yaşam bulunan biyotik dönüşümler ve çevrimler gerçekleştirilen bölüme verilen isimdir. Fiziksel olarak bakıldığında ise Biyosfer yaşayan tüm canlı türlerini ve ilişkilerini canlıların Litosfer, hidrosfer ve atmosfer ile arasındaki etkileşimini inceleyen evrensel ekolojik sisteme verilen isimdir. Gezegenimiz olan dünya dışında çok basit olsa da yaşam olduğu araştırılmaktadır. Biyosferin yaklaşık 3,5 milyar yıl önce bazı aşamalardan geçerek değişikliğe uğradığı; bu değişiklik sonucunda da evrim geçirdiği düşünülmektedir.
      ]]>
      Antihistaminikler https://www.kimyadersi.org/antihistaminikler.html Fri, 27 Jul 2018 09:21:11 +0000 Antihistaminikler, Vücutta meydana gelen alerjik reaksiyonlar için bilim adamlarının bizlere armağan etmiş olduğu ve en çok kullanılan ilaç gurubu içerisinde antihistaminik bir ağrı gidericidir. Bu bağlamda vücutta Antihistaminikler, Vücutta meydana gelen alerjik reaksiyonlar için bilim adamlarının bizlere armağan etmiş olduğu ve en çok kullanılan ilaç gurubu içerisinde antihistaminik bir ağrı gidericidir. Bu bağlamda vücuttaki dokularda meydana gelen histamin maddesinin yol açtığı alerjik reaksiyonları ve belirtilerin bir bölümünü ortadan kaldıran ilaçtır. Genellikle burun tıkanıklığı, dolgunluğu, sinüs problemleri, grip ve soğuk algınlığı için kullanılan mevsimsel alerjiler için baş tacıdır. Bu yüzden insanlar mikrop teorisinin bulunmasından sonra yüzyıllarca neden ve nasıl etki yaptığını bilmeksizin antiseptikleri kullanıyorlardı. Bu yüzden histaminin vücutta yapılışı, etkileri ve yıkılışı üzerinde çeşitli bazı incelemelerin konusu olmuştur. Bütün bu incelemelere rağmen, vücutta yaptığı görevler üzerine bu ayrıntılar hala anlaşılamamıştır. Bu maddenin bazı hastalıkların gelişiminde etkisiz kılmak için vücuda alınan yabancı ve kötü maddeleri yok edebilmek için salgılar. Genelde kan damarlarını döşeyen hücrelere yönelir. Bu hücreler içerisine girerek saldırgan hücreleri öldürmeye başlar. Fakat histamin mikrop hücresinin dış zarını eriterek de yıkıcı etki gösterebilir. Bir histamin hücrelere girebilmek için histamin alıcıları denen özel bağlantı yerlerini bulmaya çalışır. Bu bağlantı yerleri hücrelerin dış yüzeyini yerleşir. Özellikle deri ve akciğerlerde bulunan plazmasitler tarafından salgılanır. Bu hücreler, histamini yalnız belirli etkiler üzerinde işlev görür. Bu sırada kan damarları ve sinirleri etkilemeye başlar.

      AntihistaminiklerAntihistaminikler salgılandığı bölgede; Kan damarlarının çapı genişliğinde kırmızı renkli görünüm alır. Antihistaminikler çok güçlü bir etkiye sahiptir. Ancak kullanan hastaların bazılarında uyuklama haline yol açabilir. Bunun sebebi ise, kan dolaşımı üzerinden ulaştığı beyinde de etkisini gösterir. Bu ilaçların verilen miktarı küçük dozlar halindedir. Önerilen miktarı kadar ve yavaş yavaş çoğaltarak uyku haline sebep olan etkisini azaltmaya yardımcı olur. 

      Antihistaminikler Kullanım Reçetesi; Alerjik hastalıkların tedavisinde kullanılan en etkili olan ilaçlardır. Tıp kaynaklarında önerilen başka hastalıklarda da bu ilaçlar kullanılmaktadır.  Bu ilaçlar alerjik hastalıklarda çok yönlü etkisi bulunur. Etkileri arasında iltihabın ortadan kaldırmasında, alerjiden sorumlu olan hücrelerin sayısının azalmasında ve alerjinin daha ilk başında durdurulmasında sayılır. Bu ilaçlar ağızdan, damar yoluyla, kas içi yoluyla, krem şeklinde ya da sprey şeklinde kullanılabiliyor. Genelde astım hastalarında hava yoluyla alınması halinde ilacın yan etkilerini de azaltmaktadır. 

      Antihistaminikler Yan Etkileri; Genellikle baş ağrısı yapabilir. Ağız veya burun kuruluğu olabilir. Sersemlik hissi, uyku hali yapması sebebiyle kaza ve düşme riskini artırır. Normal uyku düzeninde bozulmalar görülür. Çarpıntı ve göğüs sıkışması hissi yaratabilir. Ancak hafif bir burun akıntısı yada üşütme halinde bu ilaca sarılmayın. Yani koruyucu olarak her gün antihistaminik ilaç kullanmak zararlı olabilir. Çünkü antihistaminikler zamanla etkilerini yitirebilirler. Bu yüzden alerjik reaksiyonlar uzun sürerse yada şiddetli olursa, doktor önerisiyle antihistaminik almak daha doğru olur.

      ]]>
      İnorganik Bileşikler https://www.kimyadersi.org/inorganik-bilesikler.html Fri, 27 Jul 2018 18:51:12 +0000 İnorganik Bileşikler, Genellikle karbon içermeyen moleküler olarak tanımlanır. Bu bileşikler canlı vücudunda sentezlenmeyip, dışarıdan besinler aracılığı ile alınır. İnorganik bileşikler sindirime uğramadan hücre zarında İnorganik Bileşikler, Genellikle karbon içermeyen moleküler olarak tanımlanır. Bu bileşikler canlı vücudunda sentezlenmeyip, dışarıdan besinler aracılığı ile alınır. İnorganik bileşikler sindirime uğramadan hücre zarından kolaylıkla geçebilir. Hücrelerde enerji elde etmek amacıyla kullanılmazlar. 

      İnorganik bileşiklerin başlıcaları su, asit, baz, tuz ve mineraller olarak ayrılır.

      Su: Hücrenin yani canlıların büyük bir kısmı sudan oluşur. Kohezyon ve adezyon özellikleri suyun çok dar bölümden kopmadan yükselmesine neden olur. Bu durum suyun topraktan alınarak bitkinin üst dallarındaki yapraklara kadar ulaşmasını sağlar. Suda bulunan kohezyon kuvveti yüzey gerilimi denilen bir etki yaratması sebebiyle gözle görülebilir etki yaratır. Mesela bazı böceklerin su üzerinde yürümesi yüzey geriliminin etkisi ile açıklanmaktadır. Suyun öz ısısı birçok bileşikten daha yüksek oranda bulunur. Bu özellik ısınan suyun soğumasının ve soğuyan suyun ısınmasının zor olduğu anlamına gelmektedir. Suyun yavaş soğumasının ortamı ısıtması hem kıyı bölgelerinin ılıman olması yaşam için önemli rol oynar. Canlıların yaşaması için sulardaki ortam sıcaklığının dengede kalması yaşamsal değer taşır. Sulardaki ortam sıcaklığının dengede kalması ve korunması oldukça önemlidir. Suyun öz ısısının yüksek olması vücudun hemen ılımasını ve soğumasını önlemeye yardımcı olmak içindir. Suyun buharlaşma ve yoğunlaşma özelliği yağışların oluşmasında etkili rol oynar. Aynı zamanda su eriyebilen birçok madde için çok iyi bir çözücü olarak kullanılır. Suyun çözücü özelliği canlılara birçok fayda sağlar.

      Asitler: Su içerisinde çözündüğü zaman hidrojen iyonu olan maddelere asit denir. Asitler turnusol kağıdının rengini maviden kırmızıya çeviren bir özellikten oluşur. Tatları ekşidir.

      Bazlar: Su içinde çözündüğü zaman hidroksit iyonu verilen maddelere baz denilir. Bazlar turnusol kağıdının rengini kırmızıdan maviye çevirirken; tatları acıdır.

      Asit ve baz dengesi: Hücrede biyokimyasal tepkimeler belirli bir pH değeri meydana getirir. Bu değerdeki küçük değişikliklere bile canlılar çok duyarlı olurlar. Canlılardaki pH dengesinin korunmasındaki çeşitli mekanizmalar yer alır. Bu mekanizmalardan biri vücuttaki proteinlerin tampon özelliği yapmasıdır. Çok hücreli organizmalarda hücre içi ve hücre dışı sıvılarının pH dengesinin korunması bazı maddelerde önemli rol oynar. Bunlara amonyak ve karbonik asitler örnek olarak verilebilir.

      İnorganik BileşiklerTuzlar: Asitlerle ve bazların birleşmesiyle meydana gelen maddelere verilen isimler. Hücre ve hücre dışı sıvılar çeşitli mineral tuzlarını içermektedir. Bunların en önemli olanları sodyum, kalsiyum, potasyum, magnezyum tuzlarıdır.

      Mineraller: Canlıların yapısında az da olsa minerallere gereksinim duyarlar. Vitamin ve hormon gibi moleküllerin yapısına katkı sağlayan mineraller; kanın osmotik basıncını ayarlanmasına katkıda bulunurlar. Ayrıca kas kasılmasını ve sinirlerde bulunan uyartı iletimiyle etkin rol oynar. Enzimlerin yapılanmasına katılarak katalizör görevi üstlenirler. Magnezyum, demir, çinko, bakır, iyot gibi minerallere az miktarda gereksinim duyulur. Buna karşılık klor, sodyum, potasyum, fosfor, magnezyum ve kalsiyum gibi minerallere vücudun daha fazla ihtiyacı vardır.
      ]]>
      Lsd https://www.kimyadersi.org/lsd.html Sat, 28 Jul 2018 03:56:57 +0000 LSD,&nbsp;Kimyasal sentezleme yöntemi ile elde edilen Lsd (Lizerjik asit dietilamid) asit bazlı bir uyuşturucudur. İkinci Dünya savaşı yıllarında şizofreni ve kan akışının hızlandırılması üzerine çalışmalar ya LSD, Kimyasal sentezleme yöntemi ile elde edilen Lsd (Lizerjik asit dietilamid) asit bazlı bir uyuşturucudur. İkinci Dünya savaşı yıllarında şizofreni ve kan akışının hızlandırılması üzerine çalışmalar yapan İsviçre'li bilim adamı Albert Hofmann Sandoz ilaç şirketinde çalışırken laboratuvarında sentezleme denemeleri sırasında sentetik LSD'yi bulmuştur. Hofmann laboratuvarında kullandığı bitkisel hammadeler için zaman zaman kırlarda, dağlarda geziler düzenler, buralardan bulduğu bitkiler ile sentezlemeler yapardı. 

      Çavdar bitkisinin üzerinde bulunan bir çeşit mantar üzerine yaptığı araştırmalar da eski Roma ve Çin'de başta yılancık hastalığının tedavisinde olmak üzere bir çok hastalığın tedavisinde kullanıldığını öğrendi. Lsd'nin etkisini görmek için kendisi kullandı. 19 Nisan 1943 geleneksel bisiklet gününde bisikleti ile işten eve dönerken; çevresinde etrafın nasıl aniden değiştiğini gördü. Her şey dalgalanmaya başladı. Herşey aynanın bozuk görüntüsüne dönüşmüştü. Pedal çevirdiği halde ilerleyemediğini hissediyordu. Evine girdi, odasında yattığında oda etrafında dönüyordu, duvarlar zıplıyor, eşyalar yer değiştiriyordu. İki saat sonra mükemmellik etkisini gösteriyordu. Ertesi gün mükemmel bir ruh hali ortaya çıkıyor ve Dünya yeni yaratılmış gibi hissediliyordu.

      LSD'nin sokak isimleri

      Sıvı, likit, eski küp, macera, trafik, seyahat, trip, incimsi kapı, cennet mavisi, sarı güneş, asit, kraliyet mavisi, şef, şahin, şeker toprağı, düğün zilleri, Japon budizmi gibi sokak isimleri vardır.

      LSD'nin görüntüsü ve kullanımı nasıldır 
      • Beyaz, kokusuz, tatsız toz veya sıvı halde iken çeşitli tür uyuşturuculara emdirilerek ağızdan yutarak veya dil altında bekletilerek alındığı gibi, küçük kurutma kağıtlarına sıvı halde iken emdirilerek dil üzerinde eritilmesi sağlanabilir.
      • Sokaktan elde edilen LSD emdirilmiş kağıtların üzerinde Micky Mouse, Pembe Panter gibi hayali kahramanların yanı sıra renkli fantastik desenler de bulunmaktadır.
      • Lsd ülkemiz de yaygın değildir.  Üç dört gün kullanım bağışıklık ortaya çıkarır. Bulunması oldukça zordur. 
      • Lsd bir kaç gün kullanımdan sonra artırılmaması yoksunluğu yol açar.
      LSD'nin genel olarak metebolizmaya etkileri
      • Kana karışarak bir saat içinde etki göstermeye başlar,
      • üç saat içinde zirve yapar, bu seviyede 12 saat etki gösterebilir,
      • Titreme, hızla vücudun ısınması, nabız ve tansiyon yüksekliği, görme bozukluğu ve terleme görülür,
      • Algı bozukluğu ortaya çıkarak, hayal edilen şeylerin yaşanıyor hissi verir, algılar keskinleşir, ani boşluklar görülmeye başlanır,
      • Kişi çevresine yabancı olur, kendisini tanımaya çalışır, sekiz boyutlu sinema hissi oluşur.
      • Bazı eşyalar değişime uğrayarak canlı yada başka eşya olarak görülür. 
      • Renkler daha fazla, biçimlerin kenar ve köşeleri daha keskin görülür,
      • Halüsilasyonlar genellikle görselliği etkilemekle birlikte temas ve işitsel halüsilasyonlar da ortaya çıkar, bu durumda her şeyin kendisine ait olduğu algısı meydana gelerek ruh bedenden ayrılır, diğer insanların üzerinde bir insan olduğunu zannetmeye başlar.
      • Yüksek ego gelişir.
      • Kuşkucu düşünce, delireceğini düşünme, muhakeme sorunları, aklını kaybetme gibi sorunlar diğer tehlikeli durumlardır,
      LSD'nin kalıcı etkileri

      Fizyolojik olarak kalıcı olan etkiler, göz bebeklerinde genişleme, iştah azalması, kan basıncı artışı, titreme, ağız kuruluğu, mide bulantısı ve bağırsak faaliyetlerinde artış, kontrolsüz gülmeler şeklinde ortaya çıkar.

      LSD herkeste aynı etkiyi gösterir mi

      LSD'nin etkileri kişiden kişiye değişiklik gösterebilir, alınan maddenin miktarı, kullanıcının yaşam şekli, ruhsal durumu, yaşanılan çevre etkilerini değiştirebilir. Nasıl ki gündüz kötü olaylar ile karşılaşan kişinin rü]]> Serum Fizyolojik https://www.kimyadersi.org/serum-fizyolojik.html Sat, 28 Jul 2018 09:10:35 +0000 Serum fizyolojik, Okyanus suyu ve  serum fizyolojik olarak bilinen ikisi aynı içeriğe sahip olan  burun temizliğinde kullanılan tuzlu sudur. Tıkanmış olan burunu rahatlatmaya yarayan, kurumuş burun içini nemlendirip nefes a Serum fizyolojik, Okyanus suyu ve  serum fizyolojik olarak bilinen ikisi aynı içeriğe sahip olan  burun temizliğinde kullanılan tuzlu sudur. Tıkanmış olan burunu rahatlatmaya yarayan, kurumuş burun içini nemlendirip nefes alımını kolaylaştırır. Bebekler kendi burunlarını temizleyemezler burun tıkanıklığında zorlanan ve nefes almakta güçlük çekerler. Bunun sebebi  burnu rahatsız eden tıkanıklığı serum fizyolojikle  atabilmektir nefes alışını açmaktır. Rahat etmesini sağlayan annesinin yardımı ile temizlenen  bebekler için burun içerisinde  2-3 kez kullanılır.  Ayrıca çocuklarda ve yetişkinlerde yaşanan bu sorun serum fizyolojikle giderilebilinir. 

      Burun kuruluğunun giderilmesinde kullanılan ve ameliyat öncesi ve sonrası doktor tavsiyesinde  göz, burun, temizliğinde kullanarak fayda gösterir. Serum fizyolojik evde kendiniz çok kolay bir yöntemle yapabilirsiniz. Öncelikle 1 su bardak çeşme suyunu  kaynatıp sonra içine yarım yemek kaşık  iri kaya tuzu atılarak, bir çay kaşığı karbonatı, ekleyip yarım saat kaynatıp altını kapatıp dinlendirilir. İsteğe göre sadece kaya tuzu konulabilir karbonat ilave etmek istemeseniz eczanelerde pahalı olan okyanus suyunu evde yaparak elde etmiş olursunuz. Buzdolabında 1 ay saklanıp ara, ara, kullanılabilinir kış aylarında çok sık hasta olan çocuklar ve yetişkinlere evinizde hazır bulunan serum fizyoloji  her an kullanmak istediğinizde hazırdır. Serum fizyolojik 5 gün içinde tüketilmelidir şikayetler geçmediği taktirde belli aralıklarla kullanılmalıdır.

      Serum FizyolojikSerum fizyolojik nerelerde kullanılır

      Burun  ve göz, temizliğinde kullanılır ayrıca nemlendirici özelliğine sahip olan serum fizyolojik, yetişkinler tarafından burun, kuruluğunu hızlıca gidermektedir. Burun içinde fazla salgının  yok edilmesine yardımcı olur günlük ihtiyaca göre gerektiği kadar kullanılmaktadır. Göz temizliği olarak yetişkinlerde, çocuklarda hijyen olarak ve göz pınarları kuruluğunda kullanılır. Yaraların, lenslerin temizliğinde kullanılan serum fizyolojik ayrıca gözedeki lens ilk kez kullanıldığında hafif yanma ve gözde kızarıklık olabilir. Solüsyon olarak bilinen lens temizliğinde kullanılan serum fizyolojik günlük olarak değiştirilir. Lens kullanan kişiler serum fizyolojik kullanacaksa gözlerinden lensi çıkartmalarına gerek yoktur. Bebeklerin nezle ve soğuk algınlığı etkisi ile kızaran ve çapaklanan gözler için çok rahat kullanılabilir. Gözü temizleme açısından gazlı bir beze 2-3 damla damlatılarak ıslak olarak göz kapağı ve çevresini temizleyiniz. Burun için ise başı arkaya eğerek burun deliklerine birkaç damla sıkılarak kullanılır. Doktor tarafından tavsiye edilen gerek görülürse kullanılan serum fizyolojik günümüzde yaygın olarak kullanılmaktadır.
      ]]>
      Doku https://www.kimyadersi.org/doku.html Sun, 29 Jul 2018 08:31:39 +0000 Doku, bitki, hayvan ve insan organlarını oluşturan, belirli bir işi yerine getirmek için farklılaşmış bir veya birkaç tane hücrenin birleşerek bağlanmasından oluşan gruplara verilen addır. Hücrelerin bölünmesiyl Doku, bitki, hayvan ve insan organlarını oluşturan, belirli bir işi yerine getirmek için farklılaşmış bir veya birkaç tane hücrenin birleşerek bağlanmasından oluşan gruplara verilen addır. Hücrelerin bölünmesiyle meydana gelirler. Örneğin, bitkilerde embriyo morula dönemine ulaştığında dokulaşma ve farklılaşma başlar. Hayvanlarda ise dış deri, orta deri katmanlarından dokular oluşur. Hayvansal dokular fonksiyonel olarak 7 çeşitten oluşmaktadır. Bitkisel dokular ise 6 çeşitten oluşur.

      Hayvansal dokular, kan, kas, kıkırdak, bağ, epitel, kan, üreme ve sinir dokularıdır. Bitkisel dokular ise, meristem, prenkima, koruyucu dokular, iletken dokular ve destek dokulardan oluşur.

      Eptel doku, Vücudun dış kısmını kapatan deri, iç organların dış ve içini kapatan zarlar ve salgı bezleri epitel dokudan oluşur. Epitel doku vücudu ve organları örter, bu dokuya örtü epiteli, salgı çıkaran doku ise bez epiteli olarak isimlendirilir.

      Bağ dokusu, Vücutta tüm dokuları birbirine birleştiren ve organ görünümü kazandıran, zayıf dokulara destek olan, organların arasında bulunan boşlukları kapatarak esneklik kazandıran, hem koruyucu hem de bağlayıcı doku olarak bilinir. Hücre kısımları yıldız ya da yuvarlak şekilli uzantılıdır.

      DokuKıkırdak doku, Var olduğu yere esneklik ve sertlik kazandıran ve yuvarlak kıkırdak hücrelerden oluşan bir dokudur. Henüz anne karnında embriyo olarak bulunan bebeğin kemiklerinin çoğu kıkırdaktır ve bu kıkırdaklar doğum gerçekleşene kadar kemik yapısını alır.

      Kemik doku: Kireçli ve sert ara madde içinde şekillerine uygun boşluklara konumlanmış, canlı kemik hücrelerinden oluşan dokulardır. Fonksiyonel olarak vücudun iç iskeletini yaparlar.

      Kan dokusu, Plazma ve kan hücrelerinden oluşan dokulardır. Hücreler, alyuvarlar, akyuvarlar ve kan pulcuklarıdır.

      Kas dokusu, Kasılma ve esneme kabiliyeti olan, kas hücrelerinin birleşmesi, bağ dokusuyla bağlanmasıyla meydana gelmiş dokulardır. Mide, bağırsak, damarlar, kalp ve diyafram kas dokusu bulunan organlardır.

      Üreme dokusu, erkeklerde sperm üretimi ve dişilerde yumurta hücrelerini üretmek için değişmiş hücrelerden oluşan dokulardır. Yumurta hücreleri genellikle yuvarlak ya da oval şeklindedirler ve hareket kabiliyetleri yoktur. Sperm hücreleri ise yumurta hücrelerinden daha ufaktırlar ve kuyrukludurlar. bu kuyruk sayesinde hareket ederler.

      Sinir dokusu, Nöron olarak adlandırılan hücrelerden meydana gelmişlerdir. Nöroglia adı verilen bir maddeyle sinir hücrelerinin birleşmesi sonucu oluşan dokulardır. Vücuttaki etkileri beyine iletmek, beynin tepkilerini de organlara iletmekle görevlidirler.

      Parenkima (özekdoku), dokuları birbiriyle birleştiren, besin ve klorofil maddelerini hücrelerinde toplayan dokulardır. Hayvanlarda bulunan bağ dokusuna benzer bir dokudur.

      Koruyucu dokular (epiderm), Bitkilerin dışını kapatan ve bitkileri dışarıdan gelen etkilere karşı koruyan dokulardır. Mantar katmanı ve epiderm olmak üzere iki türü vardır. Tıpkı hayvanlardaki epitel doku gibi işler.

      İletken dokular, Hayvanların dolaşım sistemindeki damarlara benzer dokulardır. Dokuyu oluşturan damarlar besin taşırlar. Bu nedenle bitkilerde bulunan damarlara da doku denir.

      Destek dokular, Bitkilere dayanıklılık kazandıran dokulardır. Sert ve pek doku olarak iki türü bulunmaktadır.

      Salgı dokuları, Diğer dokular gibi düzenli olmadığından yerleri bilinmemektedir. Dokuların arasına yayılmış salgı hücreleri, süt boruları ve salgı kanalı gibi organlardan meydana gelirler.

      ]]>
      Elektroliz https://www.kimyadersi.org/elektroliz.html Sun, 29 Jul 2018 20:23:33 +0000 Elektroliz, kendiliğinden oluşmayan bir kimyasal olayın elektrik enerjisi yardımıyla gerçekleşmesidir. Eletroliz anlatılırken bir çok terimden yardım alınır. Elektrolit içinde serbest iyonların bulunduğu ortamlardır. Ele Elektroliz, kendiliğinden oluşmayan bir kimyasal olayın elektrik enerjisi yardımıyla gerçekleşmesidir. Eletroliz anlatılırken bir çok terimden yardım alınır. Elektrolit içinde serbest iyonların bulunduğu ortamlardır. Elektrot elektrolitin içine batırılan iletken metallerdir. Grafit çubuğu örnek olarak verilebilir. Elektroliz kabındaki üreticinin pozitif kutbuna bağlı olan elektroda anot, negatif kutbuna bağlı elektroda kanot adı verilir. Aralarındaki bağ belirli bir sisteme göre ilerler. Elektrolit elektriği ileten katyon ve anyon içeren saf sıvı çözeltidir. Anyon atomların elektron almış halidir. Katyon ise atomların elektron vermiş halidir. Bir diğer adıyla çözeltidir. Suda çözündüğünde iyonlarına ayrılabilen bir madde içerisinden akım geçirildiğinde, kendiliğinden oluşmayan indirgenme ve yükseltgenme gerçekleşir. bunun sonunda elektrolit içindeki bazı elementlerin açığa çıkması elektroliz sayesinde olur. Elektroliz yapabilen bir çok madde vardır. Bunlar tuzlar, asitler, bazlardır. Bir elektroliz için güç kaynağı ,elektrotlar ve elektrolit gerekir. 

      ElektrolizElektroliz Yararlanma Alanları

      Elektroliz olayının bileşikler arasındaki bağların bilinmesi gerekir. bileşenler arasında değerlik ektronuna bağlı iki farklı tür bağ vardır. Kovalent bağda elektronlar ortak kullanılır. İyonik bağda ise atomlardan biri diğerine eletron vererek kendisini pozitif duruma getirir. Diğer atom da negatif konuma düşer. Kovalent bağda bileşikler elektrik alanı ile ayrıştırılamazken iyonik bağda ayrıştırılabilir. Elektrolizin gerçekleştiği kaba voltmetre adı verilir. elektroliz farklı alanlarda ve farklı amaçlar için kullanılabilir. Bunlar:
      • Metallerin Ayrıştırılması: Hangi metal ayrıştırılmak isteniyorsa o metalin tuz çözeltisi hazırlanır. Bu yöntem için en çok bakır metali tercih edilir. Çözelti içine batırılan elektrotlardan biri arı metal diğeri de arı olmayan metal olmalıdır. Bakır iyonları pozitif yüklü olduğundan katoda gider. Orada nötrleşir ve arılaştırılır. 
      • Metalle Kaplamacılık: Kaplanmak istenen cisim elektroliz kabında katot olarak kullanılır. Kaplamada kullanılacak metal de anot olarak tercih edilir. Çözelti yerine anot olarak kullanılan metalin tuz çözeltisi kullanılır. Örneğin bir demir çatal nikelle kaplanmak isteniyorsa çatal katot, nikel ise anot olarak seçilir. Çözelti olarak da nikel tuzu çözeltisi kullanılır. Çözelti içindeki nikel iyonları katoda giderek element halinde birikir. bu birikme sonucu kaplama olayı gerçekleşmiş olur. 
      Elektroliz Uygulama Alanları

      Elektrolizin birçok uygulama alanı vardır. Bunlar genellikle analitik, endüstriyel ve tıp alanındaki uygulamalardır. Analitik uygulamaları elektro analizler, voltametrik ile potansiyometrik analizlerdir. Endüstriyel uygulamaları ise elektrolitik kaplama, metallerin elektrolitik ile saflaştırılması, elektrolitik aşındırma, piller ve elektrolitik parlatma alanlarıdır. Tıpta kullanılan elektrolizin amacı elektrik akımı ile dokuların yok edilmesine yarar. Genellikle gereksiz görülen kılları, deri yaralarını ve derideki kabarmış olan kan damarlarının giderilmesinde kullanılır. Örneğin kılları yok etmek için, negatif elektrot görevinde olan ince platin tel kıl sapı boyunca altındaki kıl bezine kadar geçirilir. bu uzunluk yaklaşık 3-4 milimetredir. İnce platin tel kıl yapan hücrelerle temasa geçer. 5-10 saniyelik uygulama sonrası kılın mukoza uzantısı harap olduğu için kıl kolayca çekilerek dışarı alınır. Uygulama sırasında çok az ağrı hissedilir. Genel yada lokal anesteziye ihtiyaç duyulmaz. Uygulama sonrasında kıllar o bölgeden tekrar çıkmaz.
      ]]> Biyocoğrafya https://www.kimyadersi.org/biyocografya.html Mon, 30 Jul 2018 09:24:05 +0000 Biyocoğrafya, biyolojinin coğrafi durumunu araştıran dünya üzerinde bulunan hayvan ve bitkilerin dünya üzerinde değişimlerini ve dağılış sebeplerini inceleyen bilim dalıdır. Aynı zamanda canlı türlerinin yeryüzü üzerinde Biyocoğrafya, biyolojinin coğrafi durumunu araştıran dünya üzerinde bulunan hayvan ve bitkilerin dünya üzerinde değişimlerini ve dağılış sebeplerini inceleyen bilim dalıdır. Aynı zamanda canlı türlerinin yeryüzü üzerinde konumlarını haritalandırarak bu canlıların yaşam alanlarını nasıl edindiklerini de inceleyen ve bu soruya cevap arayan bilim dalı olarak da bilinir. Biyocoğrafya iki ana dalda ele alınır hayvan biyocoğrafyası ve bitki biyocoğrafyasıdır. Bu bilim dalı iktisatçıların, tarım ile uğraşan çiftçilerin ve genel toplum bilimcileri ilgilendiren canlı organizmaların ortama uyumlarını inceleyerek insanların soru ve sorunlarına cevap aramaktadır. Biyocoğrafya çok çeşitli olduğundan zooloji, botanik, fizyoloji ve hatta ekoloji bilim dallarından da faydalanılmaktadır. Ekolojik ve sistematik olmak üzere iki dalda canlıların dünya üzerinde genel dağılışı incelenir. 

      BiyocoğrafyaHayvan Coğrafyası Bölgeleri
      • Neotropikal Bölge
      • Palearktrik Bölge
      • Etiyopyen Bölge
      • Oryantal Bölge
      • Nearktrik Bölge
      • Avustralyen Bölge
      • Antartika Bölgesi
      Bitki Coğrafyası Bölgeleri
      • Neotropikal Bölge
      • Güney Afrika Bölgesi
      • Kuzey Bölgesi
      • Antartika Bölgesi
      • Güney Afrika Bölgesi
      • Paleotropikal Bölge
      Biyocoğrafyı kaplayan konuların geniş ve kapsamlı olması nedeni ile canlı varlıkların yaşamlarını sürdürmüş oldukları biyosfer yani (canlı küre) Litosfer, Hidrosfer ve Atmosferin canlı yaşayan kısımlarından oluşmaktadır.Yaşamlarını sürdüren canlı veya cansız varlıkların ekosistem de birbirleri ile karşılıklı ilişkileri canlı varlıkların dağılışını ve yaşam biçimlerini etkileyen bir faktördür. Yeryüzünde yaşamlarını sürdüren canlı yada cansız varlıkların doğaya dağılımında su özellikleri, jeomorfoloji ve iklim unsurları son derece önemli faktörlerdir. Sağlıklı ve düzenli işleyen ekosistemde canlı türleri yoğun bulunmaktadır. New York Amerikan Doğa Tarihi müzesinde bulunan G. Nelson ile N. Platnick isimli iki arkadaşın ''Sistematik ve Biyocoğrafya'' adlı uzmanlık açısından oldukça zengin kitaplarında biyocoğrafya alanında yapılan çalışmaları değerlendirmişlerdir. Elde ettikleri sonucu şu şekilde açıklamışlardır:  Biyocofrafyanın (yada canlıların coğrafi bölge üzerine dağılımları) evrimi lehinde olması yada aleyhinde olduğu bir delil sunması sonucuna varıyoruz şeklinde açıklamışlardır.

      Bu sebeple biyocoğrafyanın bölümleri evrim teorisi için gerekli olan bilimsel kanıtı meydana getirmemektir. Evrimci kişilerin yaşamını sürdüren bu canlı burada yaşamını sürdürüyor bu neden ile burada evrimleşmiş, şu canlılar orada yaşamlarını sürdürüyor demek ki orada evrimleşmiş şeklinde ortaya koydukları iddiaları hayal güçlerine bağlı masallardan ibarettir sadece ekosistem üzerinde yaşamlarını sürdüren hayvan ve insan topluluklarının dağılışını veya özelliklerini insan  yaşamı üzerinde oluşturduğu etki ve sonuçlarını inceleyen fiziki coğrafyanın bir alt dalıdır. Zooloji, biyoloji, tıp ve botanik canlılar biliminin araştırılması için yardımcı bir bilim dallarıdır. 
      ]]>
      Analitik Kimya https://www.kimyadersi.org/analitik-kimya.html Tue, 31 Jul 2018 08:25:26 +0000 Analitik kimya,  belirli bir maddenin kimyasal birleşimlerinin veya kimyasal bileşenlerinden bir bölümünün incelendiği alana verilen isimdir. Bir maddenin niteliğinin incelendiği bilim dalına kimya adı verilir. Yani analitik kimya; Analitik kimya,  belirli bir maddenin kimyasal birleşimlerinin veya kimyasal bileşenlerinden bir bölümünün incelendiği alana verilen isimdir. Bir maddenin niteliğinin incelendiği bilim dalına kimya adı verilir. Yani analitik kimya; kimya bilimine bağlı ana bilim dallarından bir tanesidir. Analitik kimyanın kendi içerisinde türleri vardır. Kimyasal analiz sırasıyla; Kalitatif ve Kantitatif olmak üzere iki şekilde yapılır.

      Kalitatif analiz
      Bir maddenin birleşenlerinin nasıl meydana geldiğini, içerisinde hangi element veya bileşiklerin bulunduğunu araştıran, bu maddeleri bulmaya yarayan analiz türüne Kalitatif analiz adı verilir.

      Analitik KimyaKantitatif analiz
      Bir maddenin bileşenlerden her birinin ne düzeyde olduğunu bulmaya yarayan analiz türlerine Kantitatif analiz adı verilir. Kantatif analiz metotları yönünden klasik ve modern olmak üzere iki bölüme ayrılır. Klasik metotları maddenin hacim ve ağırlık özelliklerine dayanan metotlarından bir tanesidir. Maddenin ağırlığına göre yapılan analize gravimetrik analiz denilirken; hacim göz önüne alınarak yapılan analize volümetrik analiz adı verilir. Gravimetrik ve volümetrik analizin her ikisi de günümüzde oldukça fazla kullanılmaktadır. Genellikle fen ve şehirciliğin gelişmesi ile alakalı olarak medeniyeti tehdit etmeye başlayan çevre meselelerinin tespit çalışmaları ve uygulamalar ile daha da önemli olmuştur.

      Analiz hesapları
      Bir analiz için uygulanacak analiz metodu madde miktarına bağlı olarak değişkenlik gösterir.
      50 mg den daha fazla madde miktarı ile yapılan analize Makro analiz denilir.
      10-50 mg arasında miktarla yapılan analize Yarı Mikro analiz denilir. 
      1-10 mg arasında miktarla uygulanan analize Mikro analiz adı verilir. 
      0,001-1 mg arasındaki miktarda yapılan analize ise Ultra Mikro analiz adı verilir. 
      0,001 mg nin altında kalan miktarla yapılan analize Sub-Mikro analiz verilir. 
      Mikro analiz Ultra-Mikro ve Sub-Mikro analizlere bilimsel çalışmalarda başvurulur.

      Analitik kimyanın kullanıldığı alanlar
      Teknolojinin bilimin klinik ihtiyaçlarına göre çeşitli cihaz ve metotlar yapılmıştır. Örneğin şeker fabrikalarında ayarlanmış palorimetreler yardımıyla şeker pancarından şeker oranı ölçülebilir, kliniklerde kan ve idrardaki; şeker, azot, üre miktarlarını araçlarla tayin edilmektedir. Analitik kimya bu gibi alanlarda kullanılır.
      ]]>
      Molekül https://www.kimyadersi.org/molekul.html Tue, 31 Jul 2018 18:48:36 +0000 Molekül, iki ya da daha fazla atomun birbirleri arasında kimyasal bağ oluşturmasıdır.  atomların aynı cins ya da farklı cins olmalarının bir önemi yoktur. Atomların doğada tek başına bulunmazlar. Genellikle molekül halinde b Molekül, iki ya da daha fazla atomun birbirleri arasında kimyasal bağ oluşturmasıdır.  atomların aynı cins ya da farklı cins olmalarının bir önemi yoktur. Atomların doğada tek başına bulunmazlar. Genellikle molekül halinde bulunurlar. Molekülleri meydana getiren atomların kendisine özgü yapıları ve bir dizilişleri vardır. Maddeyi oluşturan moleküllerin arasındaki boşluklar maddenin haline göre değişir.  Moleküller barındırdıkları atom sayısına göre basit ve karmaşık yapılı moleküller, çeşitlerine göre de aynı cins ve farklı cins moleküller olarak gruplara ayrılır. Az sayıda atomdan oluşan moleküllere basit yapılı, çok fazla sayıda atomdan oluşan moleküllere ise karmaşık yapılı molekül adı verilmektedir. Su, hidrojen, karbondioksit, iyot, oksijen ve karbonmonoksit basit yapılı moleküllere örnek gösterilebilirken karbonhidrat, yağ, protein ve şeker karmaşık yapılı moleküllere örnek gösterilebilir. 

      MolekülAynı Cins Atomların Molekülleri 

      Aynı cins atomlar bir araya gelerek element moleküllerini oluşturur. Aynı cins element molekülleri de bir araya gelerek elementin kendisini oluşturur. Elementlerin küçük taneciği moleküllerdir. Aynı cins atomlardan meydana geldiği için bu atomların boyutları ve özellikleri de birbiriyle aynıdır. Örneğin oksijen molekülü iki adet oksijen atomunun oluşmasından meydana gelir. Çok fazla sayıda oksijen molekülü bir araya gelerek oksijen elementini oluşturur.

      Farklı Cins Atomların Molekülleri 

      Farklı cins atomların bir araya gelmesi moleküllerini oluşturur. Farklı cins bileşik molekülleri de bir araya gelerek bileşiğin kendisini oluşturur. bileşiklerin en küçük taneciği moleküllerdir. Farklı cins atomlardan meydana geldiği için bu atomların boyutları ve özellikleri de birbirinden farklıdır. Örneğin su molekülü iki tane hidrojen ve bir tane oksijen atomunun oluşmasından meydana gelir. Çok fazla sayıda su molekülü bir araya gelerek su bileşiğini oluşturur.

      Molekül Hareketleri 

      Moleküller arasında biri çekici diğeri itici olmak üzere iki tür kuvvet vardır. Basınç ve ısıya bağlı olarak bu kuvvetler molekülleri sıvı yada katı halde bir arada tutabilir. Genel olarak bir maddedeki ısı enerjisi arttıkça moleküllerinin hareketi de artar. Ötelenme, dönme ve titreşim olarak üç türlü molekül hareketi vardır. Molekül ötelenme hareketinde ileriye fırlatılan bir top gibi hareket eder. Molekül dönme hareketinde molekülün bir parçası diğer bir parçası etrafında döner. Molekül titreşim hareketinde ise molekül birbirlerine yay ile bağlıymış gibi ileri geri hareket eder. Moleküllerin titreşimlerin hızlı  saniyede 10 trilyon, dönme hızı saniyede 100 milyar, öteleme hızı ise saatte birkaç kilometredir. Molekülün hareketinin türü ve derecesi maddenin sahip olduğu ısı enerjisine bağlıdır. Isı çok düşükse moleküller sadece titreşim hareketi yapabilir. Isı arttıkça molekül, titreşimin yanında dönme hareketi de yapabilir. Isı daha da yükselirse moleküller öteleme, kayma, birbiri üzerinde atlama gibi hareketler yaparlar. Çok daha yüksek ısılarda ise moleküllerin birbirlerine bağlılıkları azdır ve serbestçe hareket edebilirler.

      ]]>
      Kromatografi https://www.kimyadersi.org/kromatografi.html Tue, 31 Jul 2018 20:40:28 +0000 Kromatografi; Ele alınan bir karışımdaki çeşitli maddeleri, maddelerin özelliklerindeki farklılıklara dayalı olarak ayıran analitik tekniktir. Polarite, çözünürlük, iki molekül arasındaki bağlanan (affinite) iyonik güç ve Kromatografi; Ele alınan bir karışımdaki çeşitli maddeleri, maddelerin özelliklerindeki farklılıklara dayalı olarak ayıran analitik tekniktir. Polarite, çözünürlük, iki molekül arasındaki bağlanan (affinite) iyonik güç ve çap farklılıklarına bağlı olarak karışımdaki maddeler ayrılabilir.
      İki ya da daha fazla maddenin bir arada olduğu bileşenli maddelere karışım denir. Karışımlar bağdaşık ya da ayrı cinsten olabilirler. Homojen karışımlarda bir madde diğeri içerisinde gözle görülemeyecek şekilde dağılmıştır. Örneğin, hava azot ve oksijenin homojen karışımıdır. Deniz suyu içerisindeki tuz suda homojen olarak dağılmıştır. Pek çok karışım ise heterojendir.

      Karışımları ayırmada pek çok metot kullanılabilir. Bazı metotları farkında olamadan günlük yaşantımızda kullanmaktayız. Tahmin edileceği gibi kullanılacak ayırma metodu karışımın özelliğine ve ele alınan maddeye göre değişir. En uygun metot seçilmelidir. Karışımları ayırmada basitten çok karmaşıklara kadar çok fazla sayıda metot kullanılmaktadır. Bunlar, Süzme, Buharlaştırma, damıtma, ayırma hunisinde bekletme gibi metotlardır.
      Laboratuvarlarda kullanılan çok daha özel yöntemler vardır ve bu metotlar ayrılacak karışıma göre geliştirilmiştir. Bu metotlardan biri de kromatografidir.

      KromatografiDamıtma; Buharlaştırma ve yoğunlaştırma işlemlerini içeren bir metottur. Bu metot tuzlu sudan tuzu ayırmak için tercih edilebilir.

      Süzme; Bileşenleri birbiri içerisinde çözünmeyen sıvı- katı karışımları ayırmada kullanılabilir. Örnek olarak çamurlu su gösterilebilir.

      Buharlaştırma; Bileşenleri birbiri içerisine çözünen sıvı-katı karışımlarını ayırmak için uygun bir metottur. Bu metot tuzlu sudan tuzu ayırmada kullanılabilir.

      Ayırma Hunisinde Bekletme; Bileşenleri birbiri içerisinde çözünmeyen ve öz kütleleri farklı olan sıvı-sıvı karışımlarını ayırmada uygundur. Zeytinyağı su karışımını bileşenlerine ayırmakta kullanılabilir.

      Kaynama Noktaları Farkından Yararlanma; Ayrımsal damıtma şeklinde adlandırılan yöntem sıvı-sıvı homojen karışımlarını ayırmakta kullanılabilen en uygun metotlar dandır. Petrolün rafineride ayrımsal damıtma işlemleri ile bileşenlerine ayrılır.

      Çözünürlük Farkından Yararlanma; Kum tuz karışımından tuz ya da kumu ayırmak için seçilebilir.

      Kromatografi Nedir; Bir karışımda bulunan bileşenlerin birbirinden ayrılmasını gerçekleştiren ve bu sayede nitelikli ve nicelikli analizlerin yapıldığı yöntemlerin genel adıdır. Bu yöntemlerde çalışma düzeneği temel olarak iki bileşenden oluşur. Bu bileşenlere sabit faz ve hareketli faz ya da mobil faz adı verilir. Hareketli fazın içerisinde yer alan bileşenler, sabit faza ait dolgu maddesiyle etkileşimleri sebebiyle, bir miktar tutulur. Bu tutulma, örnekteki farklı bileşenler için farklı miktarda olur. Böylece bileşenler sabit fazın sonlarına doğru, farklı hızlarda ilerledikleri için, birbirinden ayrılmış durumda sabit hızı farklı zamanlarda terk ederler. Bu şekilde sabit fazdan çıkan bileşenlerin derişimleri uygun bir şekilde ölçülür ve zamana veya hareketli fazın kullanılan hacmine karşı kromatogram denilen grafikler elde edilir. Kromatografi terimi esas olarak  bitkisel pigmentler de olduğu gibi maddeleri renklerine göre ayırma işleminden Rus bilim adamı tarafından  kullanılmaya başlanmış, ama zamanla kullanım ve uygulama alanı oldukça genişlemiştir. Kromatografi günümüzde son derece etkili ve duyarlı bir ayırma yöntemi olarak kabul edilmektedir. Bu teknikte üç ana unsur yer almaktadır, bu unsurları şu şekilde sıralayabiliriz.

      Hareketli Faz; Bu faz daima bir sıvı veya gazdan oluşur.

      Sabit Faz; Bu faz daima bir kati veya bir katı destek üzerine emdirilmiş bir sıvı tabakasından oluşur.

      Kodein https://www.kimyadersi.org/kodein.html Wed, 01 Aug 2018 01:07:27 +0000 Kodein, Uyuşturucu özelliği bulunan Kodein haşhaş bitkisinin kapsüllerinden çıkarılan afyon isimli uyuşturucudan elde edilir. İlaç endüstrisinin vazgeçilmez hammaddesi olan kodein genel olarak öksürük kes
      Kodein, Uyuşturucu özelliği bulunan Kodein haşhaş bitkisinin kapsüllerinden çıkarılan afyon isimli uyuşturucudan elde edilir. İlaç endüstrisinin vazgeçilmez hammaddesi olan kodein genel olarak öksürük kesici özelliği için kullanılır. Bağımlılık yaratmaz, kullanıcılar kodein'i almadığı zaman yoksunluk ortaya çıkarır. Kodein'in bir başka üretim şekli morfin'den elde edilmesidir. Fakat bu durumda etkisi daha az olacaktır. Bağımlılık yapmaması bu uyuşturucu türünün daha fazla kullanımına yol açmaktadır. Kodein'in ağrı kesici özelliği vardır. Etkisi 2-3 saat sürer, fakat öksürük kesici etkisi nedeni ile astımlıların kullanmaları hayati tehlike doğurabilir.

      KodeinKodein ile ilgili gelişmeler

      Fransız bilim insanı Robiquet tarafından 1832 yılında Afyondan elde edilmiştir. 1880 yılına kadar ağrı kesici olarak kullanıldı.  Kodein iğneleri şeklinde veya ağızdan kodein fosfat, kodein sülfat olarak alınabilir. Çocuklar üzerinde yapılan çalışmalar da uygun doz alımında zararı görülmemiştir.

      Kodein etkileri, ve ne için kullanılır

      Kodein merkezi sinir sistemini etkiler, böylece diğer sinirlerin de etkilenmesi sağlanır, öksürük kesici özelliği ile kodein kullanımında dikkatli olunması gerekir. Öksürük, astım ve akciğer hastalıklarının belirtisi olarak ortaya çıkabilir, bu durumda hastalık belirtilerini ortadan kaldırmaya yönelik eylemler hastalığın anlaşılamamasına ve devamında hayati tehlike ortaya çıkabilir. Fakat trakeit ve gırtlak bölgesinde meydana gelen iltihabi öksürük krizlerinin ses tellerine ve gırtlağa daha fazla zarar vermemesi için kullanılır.
      • Ağrı kesici olarak kullanılan Kodein, vücuttaki ağrıyı kesmek için beyni etkiler.
      • Beyin fonksiyonlarını yavaşlatarak ağrıların algılanmasını zorlaştırır,
      • Kodein etkileri kişiden kişiye değişmekle birlikte bazı kullanıcılarda neşe ve coşku saptanmıştır,
      • Öksürük önleyici olarak kullanıldığında Kodein, beynin öksürük ile ilgili bölümünü etkileyerek öksürüğü kesilmesini sağlar,
      • Bağırsak hareketlerini düzenleyici olarak kullanıldığında Bağırsak hareketlerini kısıtlayarak kabızlığa neden olur.
      • İshal tedavi edici ilaç olarak kullanıldığında ishal kesici etkisi vardır.
      Kodein yan etkileri nelerdir

      Aşırı kullanımda zehirlenmeye neden olur, bilinç kaybı ve mide bulantısı meydana gelir. Beyin sarsıntısı ve bayılma görülebilir. Alışkanlık yapmaz fakat nevralji hastalığının tedavisinde uzun süre kullanıldığından alışkanlık yapabilir. Fakat hastanın kodeinden vazgeçmesi kolay olmaktadır.

      Aşırı kodein alımında ortaya çıkan sorunlar nelerdir

      Ağrı kesici olarak aşırı kullanım durumunda ağız kuruluğu, idrar renginde koyuluk, motor nöron hafızanın aktivasyonları yavaşlattığı, araç kullanmak gibi dikkat gerektiren durumlarda dikkat dağınıklığına yol açtığı gözlenmiştir. Kodeinin zehir etkisi azdır, hekim tarafından gerekli görüldüğü sürece kullanılır, gereksiz kullanımdan kaçınılmalıdır. Ağrı kesici etkisini artırmak için diğer ağrı kesiciler ile karıştırılarak alınır. Bu durumda aşırı kullanım ortaya çıkabilir, zehirlenme etkisi gösterebilir. Olası zehirlenme durumunda hastanın bilinç kaybının olmaması için sürekli diyalog halinde bulunmakta fayda vardır, hasta içebiliyor ise kahve verilmeli ve kusturulmaya çalışılmalıdır. Hastaneye kaldırılan hastanın midesi yıkanır, uygun panzehirler verilir.

      Kodein hangi ilaçlarda bulunur
      • Aferin kapsül,
      • Doladamon draje
      • Dolviran tablet
      • Temsaljin tablet,
      • Vermidon tablet
      • Fenokodin tablet,
      • Pirosal tablet
      Yukarıdaki ilaçlar hekim tarafından tavsiye edildiğinde kullanılmalıdır, aşırı kullanım ve reçetesiz kullanımdan kaçınılmalıdır. Çocuklardan uzak tutulmalıdır. Helyum https://www.kimyadersi.org/helyum.html Wed, 01 Aug 2018 03:37:50 +0000 Helyum, Doğada gaz halinde bulunan bir elemandır. Hidrojenden sonra gelen en hafif elemandır. Keşfedilmeden önce güneş ışınları ile oluşmuş olduğu anlaşılan helyum Yunanca güneş anlamına gelen ''helyos'' kökünden dolayı Helyum, Doğada gaz halinde bulunan bir elemandır. Hidrojenden sonra gelen en hafif elemandır. Keşfedilmeden önce güneş ışınları ile oluşmuş olduğu anlaşılan helyum Yunanca güneş anlamına gelen ''helyos'' kökünden dolayı helyum ismini almıştır. Helyumu ilk bulan bir İngiliz kimyacısı olan Ramsay Norveç'teki bulunan uranyum filizin de helyumu keşfetmiştir. Uranyumdan bulunan bu filize ''cleveit'' denir. İlerleyen zamanlarda helyumun havada da yer aldığı anlaşılmıştır. 20. yüzyılın başlarında helyum gaz olarak kullanılarak balonları doldurmakta kullanılmaya başlandı. Günümüzde ise helyum daha çok denizaltı incelemeleri ve araştırmaları yapmakta olan dalgıçlar tarafından kullanılmaktadır. Dalgıçlara verilen oksijen ve helyum karışımı hava yardımı ile derinlerde bulunan azotun ayrışmasına neden olarak kanda köpük oluşumunu engelleyecektir. Helyumun kullanıldığı bir başka alan İse laboratuvarlarda sıvı helyum çok düşük sıcaklık elde etmede kullanılmaktadır.

      HelyumHelyumun Özellikleri
      • Atom Numarası: 2
      • Elektron Sayısı: 2
      • Sembolü: He
      • Element Serisi: Asal Gaz
      • Atom Ağırlığı: 4, 002602(2) g.mol-1g/mol dür.
      • Görünümü: Renksiz
      • Periyodik Tablodaki Yeri: 8A
      • Maddenin Hali: Gaz halinde bulunur. 
      • Kaynama Noktası: 269,90
      • Yoğunluğu: 0.18 

      Helyum sıvılaştırılma özelliğine sahiptir. Asal yani (soy) gazlar sınıfında yer almaktadır. Tatsız, renksiz ve kokusuz bir gazdır. Helyum gazı yoğunlaşma sıcaklığı bilinmekte olan diğer elementlerin hepsinden daha düşük bir derecededir. Helyum gazının erime noktası 25,2 atm şeklinde -272,1 derece ve kaynama noktası 1 atm olup -268,94 derecedir. Kaynama noktasında helyum gazının yoğunluk derecesi 0,1249 g-miligram, 20 derece olup 1 atm basınçta 1000 gram suda çözünürlüğü ise 8,61 miligramdır. Güneş etrafında bulunan gaz atmosferinde sarı renkli spektrum çizgi olduğu bulunmuştur. Spektrum güneş elementlerinden olduğu zannedilerek güneş anlamına gelen helias kelimesinden yola çıkılarak helyum adı verilmiştir. Helyum gazı hacimsel olarak normal havanın 5,24 lük kısmını temsil eder. Helyum radyoaktif minerallerin içerisinde de bulunur. Helyum gazı Amerika, Rusya ve Güney Afrika ülkelerinde bulunan doğal kuyularda elde edilmektedir. Helyum üretimi ayrıca azda olsa havadan elde edilmektedir.

      Helyumun Kullanıldığı Alanlar

      Helyum çok hafif gaz olduğundan meteoroloji gözlem balonlarında, insanların uçuş için kullandıkları balonlarda, roket yakıtlarında, deniz altı araştırmasında dalgıçların kullandığı hava tüpünde, tıp alanında astım hastalıklarında, ameliyatlarda kullanılan anestezilerde, optik merceklerde ve yeraltı jeolojik yerlerde gaz ve petrolün gücünü tayin etmede kullanılmaktadır. Hidrojen gazından sonra en hafif gaz olarak bilinen helyum gazının yanma olayı olmadığından bir çok alanda tercih edilmektedir. 
      ]]>
      Demir https://www.kimyadersi.org/demir.html Wed, 01 Aug 2018 11:58:42 +0000 Demir, denilince hemen hemen herkesin aklına ilk olarak sert ve ağır bir cisim gelmektedir. Bu metal periyodik cetvel üzerinde atom numarası 26 olmakla beraber, atom ağırlığı ise 55,845 g/mol dur. Geçiş metalleri sınıfında yer a Demir, denilince hemen hemen herkesin aklına ilk olarak sert ve ağır bir cisim gelmektedir. Bu metal periyodik cetvel üzerinde atom numarası 26 olmakla beraber, atom ağırlığı ise 55,845 g/mol dur. Geçiş metalleri sınıfında yer alır. Görünüş olarak metalik gri renge sahip olan bu elementin hacim merkezi kübik olarak bilinir. Bu ağır olarak bilinen metal periyodik cetvel üzerinde Fe simgesi ile tanınır. Dünya üzerinde en çok bulunan dördüncü mineraldir. Özellikle yer kabuğu üzerinde en çok bulunan metaldir. Nikel alışımı olma ihtimali yüksek metaldir. Dünya üzerinde çok yoğun bulunmasından dolayı, demir kütlesinin dünyanın manyetik alanına etki ettiği düşünülmektedir. 

      Demir, cevherlerden elde edilmektedir. Doğada çok nadir olarak elementel halde bulunurlar. Metalik bir demir elde edilmek isteniyorsa içerisindeki katışıkların kimyasal indirigenme ile uzaklaştırılması gerekir. Çok fazla derecede karbonlu alaşım olan çelik yapımında da kullanılmaktadır. Tüm dünya üzerinde en fazla kullanılan metaldir ve ayrıca dünyada üretilen tüm metallerin ağırlık olarak %90 nını oluşturmaktadır. Fiyat olarak uygun olmasıyla beraber aynı zamanda güçlü yapısı özelliği nedeniyle birçok alanda kullanılmaktadır. Araba, gemilerin gövdesinin yapımında ve en çok bilinen binaların yapısal bileşeni olarak kullanılmaktadır. Çelik, en çok içerisinde demir alaşımı olduğundan dolayı çok fazla kullanılan alandır. Diğer kullanım şekilleri ise pik demir, dökme demir, karbon çeliği, dövülür dökme demir, alaşımlı çelik ve demir oksitidir. 

      DemirDemir, yeryüzünde olmasının yanı sıra en çok uzayda da bulunmaktadır. Dünyanın çekirdeğinin de en fazla oranı metalik demirden meydana gelmektedir. İlk insanlar tarafından çok farklı eşyalar ve mızrak ucu, bıçak gibi şekiller verilerek kullanılmıştır. Eski Sümerliler ve Mısırlılar tarafındanda süs eşyası yapımında oldukça kullanılmıştır. Eski çağda yaşayan insanlar ayrıca demiri silahların en güçlü metali olarak görmüşlerdir. Ayrıca savaş tanrısı olarakta ilan etmişlerdir.Günümüzde çok çabuk korozyona uğradığından dolayı, altın ve gümüşe göre süs eşyaları bakımından çok az rastlanılmaktadır. 

      Demir, hayatımızda sadece bir cisim olarak kullanılmaktan ibaret değildir. Çünkü aynı zamanda insan vücudu için oldukça gereklidir ve bağışıklık sistemini korumaya yardımcı olur. Özellikle toprakta bol miktarda denir bileşenleri bulunmaktadır. Dolayısıyla toprağa dikilen bitkiler demiri topraktan alır ve yeryüzündeki canlılarda bitkilerden tüketerek demir ihtiyacını fazlasıyla gidermiş olur. Bu ihtiyaç dönemi özellikle hamile anne adayları, emzirme dönemi ve adet gören bayanlarda oldukça fark edilmektedir. Demir en çok karaciğer, kalp, sakatatlar, böbrek, yumurta sarısı, istiridye, balık, fasulye, ıspanak, buğday unu, yulaf unu, hurma, ceviz, fındık, kuru kayısı ve pekmez de bulunmaktadır. Et ürünlerinde kompleks halde bulunur. Sebzelerde ise anorgamik denir halinde bulunmaktadır. Hayvan ve insan organizmasında ise iyonlaşma demir halinde bulunmaktadır. Demir eksikliğine kansızlık da denilir. 

      Demir, insan için birçok faydası olan bir metaldir. Fakat çok fazla vücutta olması da sağlık açısından tehlikelidir. Çünkü vücuttaki peroksitlerle reaksiyona girerek serbest radikaller oluşturabilir. Aynı zamanda demirin vücuttan atılması için fizyolojik bir yeti bulunmamaktadır. 

      Dolayısıyla çok fazla alınan demir, sindirim sistemini bozar ve vücuttaki hücrelere zarar verebilir. Özelikle 15 yaşından küçük çocukların 35 miligramı geçmemesi sağlık açısından önemlidir. Geçtiği taktirde zehirlenme görülür.
      ]]>
      Bakır https://www.kimyadersi.org/bakir.html Thu, 02 Aug 2018 03:28:53 +0000 Bakır, doğada serbest yada birleşik olarak var olan elektriği ve ısıyı süper ileten kolay işlenir özelliği olan sanayi ve normal hayatta her türlü işlerde kullanılan kızıla yakın (kahverengi) renkli atom numarası 29 olan 10 Bakır, doğada serbest yada birleşik olarak var olan elektriği ve ısıyı süper ileten kolay işlenir özelliği olan sanayi ve normal hayatta her türlü işlerde kullanılan kızıla yakın (kahverengi) renkli atom numarası 29 olan 1084 derecede eriyen yoğunluğu 8,95 olan elementtir.  Elementler periyodik cetvelinde (Cu) simgesi ile bilinen bir elementtir. Bakır elektronik ve elektrik sektöründe iletkenliği sayesinde ısı iletkenliği özelliği sayesinde soğutma sistemlerinde ve paslanmaz özelliği sayesinde de bütün kaplama sanayinde kullanılmaktadır. Sanayide temel hammaddeler arasında yer alan metallerdendir. Bakır aynı zamanda aşınmaya karşıda çok dirençlidir. Bakır kahverengimsi rengi olan kayalarda, doğal ortamda, suda ve toprakta bulunur. Üstün kimyasal ve fiziksel özelliği sayesinde endüstride çok fazla kullanılmaktadır.

      Bakırın kullanım yerleri

      Bakır tarım alanında mantar ve bakteri öldürücü olarak, Çabuk bükülmesi ve şekil alması özelliğinden madeni para yapımında, elektrik tellerinde,  su borusu yapımında, depolarda su yosunu oluşumunu engellemede, anahtar yapımında, motor yapımında, bakır tel yapımında, ulaşım sanayinde, kimya laboratuarların da, inşaat sanayinde beton kiriş ve kolonlarda, kuyumculukta, kullanılmaktadır. Bakır doğada insan, hayvan ve bitkilerin vücut yapılarında da bulunur. Özellikle karaciğerler de toplanır. Bütün canlılarda bulunması gereken olmazsa olmazlardandır. Bakır cevheri dünyada en çok Şili'de, Avrupa'da, Japonya'da, üretilmekte. Ülkemizde ise Diyarbakır Ergani, Kastamonu Küre, Fethiye Aşı köy, Çanakkale Kutlular ve Kastamonu Baki baba üretilmektedir. Bakır yer kabuğunda yüzde 0,01 derecesinde bulunur. Elementlerin bulunması sıralamasında bakır 25. sırada yer alır. Bakırın yüzde 85' i sülfürlü, yüzde 15' i oksitli mineraldir. Günümüzde bakır kullanımı metaller arsında ikinci sırada yer almaktadır. Kişi başına yıllık bakır tüketimi 10 kg dır. Bakır açık ortamda fazla kaldığı zaman oksitlenme ve paslanmaya başlar. Bu olaya kimyada Korozyon denir. Bakırda korozyon meydana gelmesi dış kısmının baz özellik taşıyan karbonat ile kaplanmasıdır.

      BakırBakır kimyasal değerleri

      • Atom sayısı: 29 dur
      • Atom kütlesi: 63,54 dür
      • Kaynama sıcaklığı: 2567 oC
      • Öz kütlesi: 8,9 g/ cm3 dür
      • Erime sıcaklığı: 1083,4 oC
      • Elektro biçimlenmesi: ( 2,8,18) s1
      • Kararlı izotopları: 63,65 dir
      • İzotopları: 58 - 68 arasıdır
      • Yükseltgenme dereceleri: +1+2

      Bakır elementi doğada genellikle sülfürik, oksitli az miktarda nabit ve kompleks durumunda bulunmaktadır. Bakır cevheri iki çeşit olarak incelenir. Birincisi oksitli cevherler ve ikincisi sülfürlü cevherlerdir.

      Oksitli cevherler: Amerika ve Uzak Doğu da Zambiya, Şili, Zaire de çıkarılırlar. Cevher isimleri: Azurit, Kuprit, Atakamit, Malahit, Krizokol ve Melakonit dir. 

      Sülfürik cevherler: Rusya, Amerika, Şili, Kanada, Zaire de çıkartılmaktadır. Cevher isimleri: Bornit, Pirit, Enargit ve Tedraedrit olarak bilinir.

        Bakırın bileşikleri

        Bakır Sülfat (CuSO4): Doğada bulunan tuz oranı en yüksek bakır tuzudur.

        Bakır Klorür (CuCI2): Susuz bulunan Kalsiyum Sülfat yapısında kayaç görünümündedir. Sarı renklidir. 

        Bakir oksit (Cu2O): Kuprit olarak bilinmektedir. Cam maddeleri renklendirmek amacıyla kullanılır.

        Bakır Oksit (CuO): Siyah renklidir. Amonyak bileşiğinde çözünmek ile camlara yeşil renk verir.

        ]]>
        Kök Hücre https://www.kimyadersi.org/kok-hucre.html Thu, 02 Aug 2018 06:23:55 +0000 Kök hücre, vücudumuzdaki en temel hücredir diye kısa bir tanım yapılabilir. Bunu açacak olursak; insan bedeninin kökünde bulunan ve organların, bedenin oluşumuna katkı sağlayan köktür. Bir insanın başlangıcı olan döllenmi Kök hücre, vücudumuzdaki en temel hücredir diye kısa bir tanım yapılabilir. Bunu açacak olursak; insan bedeninin kökünde bulunan ve organların, bedenin oluşumuna katkı sağlayan köktür. Bir insanın başlangıcı olan döllenmiş yumurta ile sonucunda oluşan yapı arasındaki boşluğu doldururlar. Bu kök hücreler, biz yaşanırken yorulan, bozulan yada hasarlanan dokuları yenilerler. Kök hücreler kendilerini yenileyebilir ve hatta organizmanın birçok farklı hücresine dönüşebilirler.  

        Vücudumuzdaki hücreler çok fazla hasar görmüşlerse kendilerini yenileyemezler. İşte bu yüzden kök hücreler hasar görmüş hücreler yerine sağlıklı hücreler oluşturmak için kullanılır. Bu tedavinin adı da hücre tedavisidir. Bir nevi organ nakline benzeyen bu tedavideki tek fark, organ değil hücre nakledilmesidir. 

        Kök hücre, anne karnında büyüyen bebeğin göbek kordonundan elde edilir. Bu kordon, doğum sırasında bebeğin bağımsız olması için kesilir ve kesilen kordonda yoğun olan kanın içi taze kök hücre ile doludur. Fakat bu kök hücreler kordon bağı kesildikten sonra en fazla 30 dakika canlı kalabilirler. Başka bir yöntemle de kök hücre oluşturulabilir. Bir insanın kendi vücudundan alınan dokuyla mümkün olur. Bu dokuların alınacağı bölgelerde özellikle güneş ışığına en az maruz kalan bölgeler olmalıdır. 

        Genel olarak üç tür kök hücre vardır. Bunlar totipoent, multipotent ve pluripotent kök hücreleridir. Totipoent olan hücre vücudun bütün organ ve dokularına dönüşebilirler. Ayrıca bu hücreler amnios kesesi zarı gibi embriyo dışı dokulara da farklılaşma yeteneğine sahiptirler. Totipoent hücreler ise gelişimin ileri evresinde pluripotent hücreye dönüşürler. Pluripotent hücreler vücudun tüm hücrelerine dönüşemeyebilirler. Multipotent hücreler de gelişmenin çok daha sonraki evresine aittirler ve özelleşen hücre tipine göre farklılaşma gösterirler. 

        Kök HücreKök Hücrenin Kullanım Alanları
        • Burundaki estetik kaygıların giderilmesi için yapılan uygulamalarda
        • Yaraların ve yanık izlerinin tedavi edilmesinde
        • Saçta oluşan matlaşma, kırılma, dökülme ve yıpranma gibi sağlık sorunlarının giderilmesinde
        • Menisküs gibi kaza sonrası oluşan yaralanmalarda ve eklem ve kaslarda oluşan bazı yaralanmalarda
        • Kalça için yapılan estetik operasyonlarda
        • Göğüs için yapılan dikleştirme ve göğüs büyütme işlemlerinde
        • Dekolte, el, yüz ve boyun gençleştirme işlemlerinde
        • Kanser hastalarında
        • Parkinson ve Alzheimer hastalarında
        • Onkolojik meme cerrahisinde
        • Diyabet hastalarında
        • Endokrinolojik promlemlerde ve daha birçok önemli hastalığın yada estetik isteklerin tedavisinde kullanılır. 
        ]]>
        İyot https://www.kimyadersi.org/iyot.html Fri, 03 Aug 2018 05:04:40 +0000 İyot, Sağlıklı büyüme için gerekli olan bir mineraldir. Atom numarası 53, kimyasal olarak iyot halojenlerin en az re-aktif olanıdır. Grup 17, periyot 5, blok p'dir. Madde katı halde bulunmaktadır. İyot İ İyot, Sağlıklı büyüme için gerekli olan bir mineraldir. Atom numarası 53, kimyasal olarak iyot halojenlerin en az re-aktif olanıdır. Grup 17, periyot 5, blok p'dir. Madde katı halde bulunmaktadır. 

        İyot İçeren Besinler

        Deniz ürünleri, sebzeler, çilek, yoğurt, süt ve peynirde bulunmaktadır. 
        • Deniz ürünleri: özellikle tuzlu su balıkları bu bakımdan oldukça zengindir. Bunlardan ilk sırada; ton balığı, mezgit, karides gelmektedir. 
        • Sebzeler: şalgam, pazı, kabak, sarımsak gibi sebzelerin iyot oranı yüksektir. 
        • Çilek: düşük kalorili olması ve içeriğinde mineraller ile sağlıklı beslenme programına eklenebilir. 
        • Yoğurt, süt ve peynir: süt ve süt ürünleri bu bakımdan çok zengindir. Örneğin bir kase yoğurt iyot ihtiyacının %60'ını, bir bardak süt %40'ını, bir yumurta da %20'sini karşılar.
        İyot Eksikliğinin Belirtileri
        Kuru pullu cilt, sürekli yorgunluk, gerileyen doğurganlık, kötü işleyen metabolizma, guatr ve büyüme bozuklukları belirtilerindendir. 

        İyotİyot Eksikliği ve Tavsiyeler 
        İyot eksikliği troid bezinin büyümesine neden olur. Kadınlarda erkeklerden daha çok görülür. Özellikle gebelik döneminde ve ergenlik dönemi öncesi çocuklarda görülür. İyot miktarını dengelemek çocuğun beyin gelişimi açısından önemlidir. 
        • 0-5 yaş arasında: 90 mikrogram/gün
        • 6-12 yaş arasında: 120 mikrogram/gün
        • Genç erişkinlerde ve erişkinlerde: 150 mikrogram/gün
        • Gebelerde ve emzirme sırasında: 200 mikrogram/gün
        Kullanım Alanları
        • Gıda katkılarında,
        • Fotoğrafçılıkta, 
        • İlaç yapımında, 
        • Antiseptiklerde kullanılır.
        ]]>
        D Vitamini https://www.kimyadersi.org/d-vitamini.html Fri, 03 Aug 2018 15:28:51 +0000 D Vitamini, Hayatımızda mineraller, proteinler ve vitaminlerin yeri büyüktür. Yaşamımızın her anında vücudumuz bunları depolamaktadır. Bugün ise vitaminler içerisinde D vitamini hakkında bilgiler vereceğiz. D vitamini n D Vitamini, Hayatımızda mineraller, proteinler ve vitaminlerin yeri büyüktür. Yaşamımızın her anında vücudumuz bunları depolamaktadır. Bugün ise vitaminler içerisinde D vitamini hakkında bilgiler vereceğiz. D vitamini nedir D vitamini nelerde vardır Faydaları nelerdir Eksikliği sonucunda ne tür hastalıklar baş gösterir Bu sorulara yanıtlar bulacağız. D vitamini diğer vitaminler gibi çok fazla miktarda besinler içerisinde bulunmaz. Göze büyümesinde ve kemik gelişiminde mühim rol oynamaktadır. Ayrıca iltihaplı olan hastalıklar için önem arz etmektedir. Direncimizin artmasına yardımcı olur. Hepinizin de bildiği üzere kemiklerimizin oluşumunda ki en büyük etken kalsiyumdur. D vitamini ise kalsiyumun bağırsaklarda emilmesini sağlamaktadır. Kalbindin adında bir protein vardır. D vitamini ise bu proteinin harekete geçmesine yardımcı olur. Bu işi ise kalsiyum aracılığı ile kana geçilmesine yardımcı olmaktadır. Kan içerisinde belirli oranda kalsiyum depolandığında yeni kemikler oluşmaya başlayacak; eski kemikler ise kalsiyum aracılığıyla yenilenecektir. D vitamini azlığı nedeniyle bağışıklık sistemimiz zayıf düşer. Kanser hastalıklarına yakalanma riskinin artmasına neden olmaktadır. Ciltte de bazı sorunlara neden olmaktadır. Bedenimiz güneş ile temas ettiğinde D vitaminini üretmektedir. İnsanlar arasında D vitaminine ''gün ışığı vitamini’’ de denilmektedir.

        D Vitaminin Eksikliğine Kolay Yakalanabilen Gruplar

        Bazı insanlarda bu vitaminin eksikliği diğer gruptaki insanlara göre daha çok görülmektedir. Bunların başında gelen gruplardan bir tanesi güneşe çıkmayanlar, yaşı ilerlemiş insanlar, cilt rengi koyu olanlar, emziren anneler, yağ emme problemi yaşayan insanlardır.

        • Yaşı ilerlemiş insanlar, ihtiyarlandıkça bedenin güneş ışınlarıyla D vitamini meydana getirme yeteneği zayıf düşer. Bu sebeple bir profesyonel yardımı ile belirli yaşın üstüne gelindikten sonra D vitamini takviyesi yapılmalıdır.
        • Bebek emziren anneler, bebekler gerekli olan D vitamini ihtiyacını annenin sütünden karşılamaya çalışır. Fakat annenin vücudunun ürettiği kadar D vitaminini barındırır. Bu nedenle bu oran bebek için yeterli değildir. Anne bebeğin günlük D vitaminini karşılaması için en az on dakika bebeği güneşe çıkarmalıdır. Bebek gerekli D vitaminini güneşten elde edilmesine yardımcı olmalıdır.
        • Yağ emme problemi olan insanların ya da çok az yağ barındıran bir beslenme programı kullanan bireylerde D vitamini eksikliği çok sık rastlanan bir durumdur. D vitamini bedende çabuk çözünebilen bir maddedir. Bu yüzden vücutta yeterli oranda yağın bulunması gerekir.
        • Cildi koyu renkte olan insanların cildinde mevcut bir pigment vardır. Cilde kendi öz rengini veren melanin adındaki madde D vitaminini üretme kabiliyetini azaltmaktadır. Bazı kullandığımız ilaçlar D vitamininin meydana gelmesini olumsuz oranda etkilemektedir. Çünkü bu ilaçlar kalsiyum emiliminin azalmasına neden olmaktadır. bu ilaçlara dikkat etmek gerekmektedir. Örneğin; diyet için kullanılan ilaçlar, kolesterolün düşürülmesine yardımcı olan ilaçlar vb.

        D Vitamini Eksikliğinde Meydana Gelen Rahatsızlıklar

        D vitamini eksikliği yüzünden birçok hastalıkla karşı karşıya kalırız. Bazı durumlarda bu hastalıkların belirtileri erken görülebilir. Bazı durumlarda ise uzun vadeye yayılır. Cilt rahatsızlıkları meydana gelir. Kabızlık, ishal, mesane sorunları, baş ağrıları meydana gelir. Saçlarda dökülmeler ve saçların uzamaması gibi sorunlar. Kas ve kemik problemleri. Kanser hastalıklarına yakalanma riski, şişmanlık, diyabet ve bunlara benzer hastalıklar. Sizler için birkaç tane hastalığı ele alacağız.

        • Kemiklerde meydana gelen ağrılar. Çoğunlukla kış mevsiminde güneş çok fazla görülmez. Bu nedenle D vitaminin yetersiz oranda alımı kemik ağrıların artmasına neden olur. Bu kemik ağrıları bedenin tamamında hissedilmektedir. Kemikleri ağrıyan kişilerde halsizlik başlar. D vitaminin]]> Kükürt https://www.kimyadersi.org/kukurt.html Sat, 04 Aug 2018 00:02:20 +0000 Kükürt, sarı olarak sarı renkli bir madendir doğada serbest olarak yada bileşik olarak bulunurlar kristal yapılı olan kükürt çoğunlukla Sicilya ve Amerika'da yer altında bulunan kayalar içerisinde depolanmış durumda bulunurlar Kükürt, sarı olarak sarı renkli bir madendir doğada serbest olarak yada bileşik olarak bulunurlar kristal yapılı olan kükürt çoğunlukla Sicilya ve Amerika'da yer altında bulunan kayalar içerisinde depolanmış durumda bulunurlar. Kükürt atom sayısı:16, kükürt yoğunluğu:2,07 kükürt atom ağırlı 32,06 kükürt kaynama noktası 445 derece, kükürt erime noktası 110 derece olarak bilinmektedir. Kükürt simgesi (S) dir. Kükürt bileşik olarak çok çeşit madenler de bulunur kaynarca sularında bulunan galen, blend ve pirit metallerinin sülfürlerin de bileşik olarak bulunurlar. Ayrıca kıl, boynuz, ve albümin gibi organikler içerisinde de kükürt bulunur. Kükürt toplanarak fırınlarda kükürt filizleri fırınlara koni şeklinde sıralanarak konulur üstleri toprak yardımı ile kapatılır. Kapatılan toprak üzerine delik açılarak fırın ateşlenir ve fırın içerisinde bulunan ısı etkisi ile sıvılaşan kükürt havuzlara aktarılır. 

          Kükürt madeninin önemli bileşikleri  (H2S) kükürt hidrojeni, kükürt trioksit ve kükürt dioksitdir. Dioksit renk gidericidir renksiz kokulu gazdır. Kükürtlü hidrojen zehirlidir çürük yumurta gibi kokan sıvı gazdır. Kükürt trioksit kristal ve sıvı gazdır. Kükürt dün oksijenle bir araya geldiği bileşiklerden fotoğrafçılıkta kullanılan tespit tozu olur bu tozlar triosülfatlar ve hiposülfitlerdır. Kükürt daima oksijensiz bileşiklerde 2 değerliklidir. Kükürt soy gazlar dışında bütün elementlerle reaksiyon verme özelliğine sahiptir. Saf kükürt tatsız ve kokusuz olup karbon tekraklorür de çözülürler ama suda çözünmezler. Kükürtte 9 izotop bulunur doğada bulunan kükürdün yüzde 95'i S-32 kararlı izotoptan oluşur yüzde 4'ü ise S-34 kararlı izotoptan oluşur ve diğer kararlı izotoplar 33 ve 36'dır.  Kükürt elementinin erime noktası 119 derece kaynama noktası ise 44,6 derece arasındadır. 261 derecede havada bulunan kükürt ise hemen yanar. Kükürt elementinin elektrik ve ısı iletkenliği oldukça zayıftır. Yoğunluğu ise 2,07 g/cm3'dür. Bu elementin sertlik yapısı ise mohs derecesine bağlı olarak 2,5 civarındadır. Çeşitli alotropları olan kükürt bazı kimyevi özellikleri birbirlerinden oldukça farklıdır. Allotroplardan diğerlerine göre en değişiği ve en meşhur olanı ortorombik kristal şeklindedir. Bu şekle kükürt denir ve rengi amber renklidir. Monoklin kristal şeklinde olan kükürt elementi çok hafif sarı renklidir. Bu kristal şekil ısıtılarak kristal haline gelebilir. Kükürt 115-120 derece arası ısıtıldığında ise kükürt elementi açık sarı bir renk almaktadır. Kükürt elementi 160 dereceden sonra ise rengi koyulaşarak polimerleşme görülür. 

          Bütün kütle 187 dereceden sonra reçine gibi donar ve 444,6 derecede ise akıcı bir sıvı haline gelir. Ortaya çıkan bu sıvı suya döküldüğünde yumuşak, sarı, saydam ve lastik gibi bir kütle oluşur. Bu oluşan kütleye ise amorf kükürt denir. Kükürt buharları S8 ile S6 derece sıcaklıkta ise S4 ile S2 moleküllerinden oluşmaktadır. Kükürt elementi doğada çok yayılmış şekilde bulunmaktadır. Kükürt elementinin bir bölümü elementel şekilde bir bölümüyse bileşik halinde bulunur. Yerküresi ise yüzde 0.052'sini teşkil etmektedir. İspanyada, Amerika'da, İtalya'da ve Türkiye'de elementel halde bulunmaktadır. Ülkemizde ise en önemli yeri Keçiborlu'dadır.

          KükürtKükürt Elementi Bileşikleri

          Yiyeceklerin ve yağların beyazlatılma işleminde, kağıt imalatında, etlerin saklanmasında, camların tavlanmasında ve soğutulmasında, kimyasal maddelerin elde edilmesinde kükürt kullanılmaktadır. Sanayi ortamında kükürt elementi, ham madde olarak oldukça yaygın bir şekilde kullanılan maddelerden birisidir. Örneğin Amerika da yılda kişi başına düşen kükürt üretimi 45 kilogram civarındadır, Avrupa ülkesinde ise bu civar ortalama olarak 32 kilogramdır, Hindistan ülkesinde ise bu oran yaklaşık olarak 0,9 kilogramdır.   

          Oda sıcaklığındaki bir kükürdün ısı verme olasılığı neredeyse yok gibidir. Kükürt oda sıcaklığında yalnızca cıv]]> Kobalt https://www.kimyadersi.org/kobalt.html Sat, 04 Aug 2018 06:41:27 +0000 Kobalt, Nikel ve demir elementi ile benzerlik gösteren kobalt elementi periyodik cetvel sırasında VIII grubunda yer alan kimyasal bir elementtir. 16 yüzyıldan bu yana kobalt oksidi boyar madde olarak kullanılmıştır. İsviçreli kimya Kobalt, Nikel ve demir elementi ile benzerlik gösteren kobalt elementi periyodik cetvel sırasında VIII grubunda yer alan kimyasal bir elementtir. 16 yüzyıldan bu yana kobalt oksidi boyar madde olarak kullanılmıştır. İsviçreli kimyacı Brandt tarafından 1773 yılında keşfedilmiştir. Maviye çalan ve gümüş beyazlığında olan kobalt içine dövülgen bir metaldir. Yer kabuğunda bulunma oranı ise 0,001 şeklinde bulunur. Nikel, demir, mangan, bakır ve arsenik cevherlerinden üretilen bir yan üründür. 

          Kobalt Elementinin Özellikleri
          • Element Serisi: Geçiş Metali
          • KobaltGörünümü: Metalik
          • Atom Numarası: 27
          • Maddenin Hali: Katı
          • Atom Ağırlığı: 58.9
          Periyodik Tablo
          300 santigrat derecede oksitlenir ve kükürtle birleşerek oldukça güçlü asitler ile çözülebilen kobalt elementinin başlıca bileşikleri toplam iki değerliklidir. Kobalt elementi açısından zengin mineraller oldukça az sayıdadır. Kobalt elementinde özellikle bulunan arsonyo sülfürleri ile sülfür bulunmaktadır. Kobalt bu elementlerin içinde genelde demir ve nikel ile birlikte bulunduğu kobaltin ile smaltin sayılabilir. 

          Kobaltın Bileşikleri

          Kobalt Sülfür: CoS Kobalt tuzu kükürtlü olan Hidrojen ile tepkimesi sonucunda meydana gelen siyah renkli bir katıdır. Hücrelerin yaşaması için son derece önemli olan oliga elenti taşıyan kobalt aynı zamanda ise baz vitamininin bileşimine girer.
          Kobalt Oksit Veya Protoksit: Gri yeşil renkte bulunan CoO bir katıdır. Asitli oksit bileşeni ile eritilmesinde belirli bileşikler vermektedir. Örneğin; kobalt stannat, kromit, kobalt silikat ve son olarak kobalt alüminat bileşikleridir.   
          Kobalt Klorür: CoCı2 hidroklorit asidin, kobalt oksit ile etkimesiyle oluşmaktadır. Soğuk çözeltisi pembe renktedir. Fakat ısıtıldığında ise mavi renk almaktadır. Su emici özelliğine sahip olan silis, nem çekici bir yapıya sahip olan kobalt birleşerek birlikte nem doygunluğunun belirteci olarak bilinmekte ve kullanılmaktadır.

          Kobalt Elementinin Elde Edilmesi
          Kükürtlü filizler ile arsenik maddesi arındırılarak kavrulduğunda kobalt elde edilmektedir. Daha sonrasında ise kireç ile birlikte fırında kok yardımı sayesinde indirgenir. Bu işlemlerden sonra yaklaşık olarak yüzde otuz oranında kobalt olan demir ve bakır ile kobalt elementi alaşımı elde edilmektedir. Elde edilen bu alaşım asit yardımı ile çözünür ve bu sayede elektroliz yolu ile metalik kobalt oluşmaktadır.

          Kobalt Elementinin Kullanım Alanları
          Doğada saf halde bulunan kobalt elementinin kullanıldığı yerler oldukça azdır. Bıçak gibi kesici aletlerin yapımında kullanılan çelik ile diğer alaşımların bileşiminde yüzde 60 civarında kobalt elementi kullanılmaktadır. Boya ile emayelerin hazırlanmasında, elektrik rezidanslarında, korozyona dayanıklı kaplamalarda, elektro mıknatıs üretiminde, yüksek sıcaklık ve aşınmaya dayanıklı alaşımlarda kobalt elementi kullanılmaktadır. Kobalt 60 izotopu önemli bir gama ışını kaynağıdır. Bu gama ışınımı doku bozukluğuna yol açmadan ura ulaşır. Kobalt elementi, kobalt bombası olarak bilinen araç ile başta kanser hastalıkları olmak üzere daha birçok çeşitli hastalıkların tedavi yöntemlerinde kullanılmaktadır. 
          ]]>
          Magnezyum https://www.kimyadersi.org/magnezyum.html Sun, 05 Aug 2018 00:19:07 +0000 Magnezyum; Gümüş beyazlığında olan bir metaldir ve genel olarak alaşım maddesi olarak, yani başka metallerle karıştırılıp kullanılır. Simgesi Mg, atom numarası 12'dir ve, atom ağırlığı yaklaşık 24,312 olan bu ele Magnezyum; Gümüş beyazlığında olan bir metaldir ve genel olarak alaşım maddesi olarak, yani başka metallerle karıştırılıp kullanılır. Simgesi Mg, atom numarası 12'dir ve, atom ağırlığı yaklaşık 24,312 olan bu element, en hafif sayılan metallerden biridir ve bu özelliğiyle de oldukça önem kazanmıştır. Toz halindeki magnezyum kolaylıkla tutuşur ve parlak bir alev şeklinde yanar. Bu özelliği sebebiyle, elektrikli fotoğraf makinesi flaşları çıkmadan önce, magnezyum yakılıp flaşlı fotoğraflar çekilmiştir.

          1755 senesinde, İngiltere'de Joseph Black adlı kişi tarafından keşfedilmiştir.  1808 yılında da Humphrey Davey tarafından saf şekilde, magnezya ve cıva karışımından, izole haline getirilmiştir.

          Tohum ve sebzelerde klorofil bileşiği halinde bulunur. Günlük ihtiyaç yaklaşık 0,2 kadardır. Eksikliğine pek rastlanmaz. Vücuttaki toplam magnezyum miktarı 30 gr kadardır. Bunun % 65'i kemiklerde, % 1,5 miktarında magnezyum fosfat halinde bulunur. Geri kalan bölümü yumuşak dokularda, diğer kısmı ise sıvılarda bulunur. Magnezyum idrar yollarında magnezyum amonyum fosfat biçiminde çöküp, idrar yolu taşlarında bulunur. Damara enjekte edilen magnezyum iyonları, narkotik bir etki gösterir. Magnezyum elementi sinir sisteminin aşırı hassasiyetini azaltır.

          MagnezyumVücut magnezyumunun yaklaşık % 60 kadarı kemik ve dişlerin yapısında bulunur. Diğer minerallerle beraber,  sinir uyarımını ve kas kasılmalarını düzenler. Ayrıca enerji metabolizmasında rol oynayan pek çok enzimi, etkin hale dönüştürür. Kalsiyum gibi magnezyum tuzları da suda çözünmez ve besinlerdeki magnezyumun bir çoğu emilemez. Emilimin çoğu yukarı bağırsak bölgesinde yer alır. Günlük gereksinim düzeyi 300 mg kadardır. Bitki klorofilinin bir yapı taşı olduğundan dolayı, başlıca kaynak yeşil yapraklı bitkilerdir. Fındık, tahıl çeşitleri ve deniz ürünleri de özellikle magnezyumdan bakımından zengin besinlerdir.

          Fotoğraf makinelerinin gövde ve flaş kaplamaları için, işaret fişeklerinde ve yangın bombaları başta gelmek üzere pirotekni alanında, yoğun bir şekilde kullanılır. Alüminyumdan üçte bir oranında daha hafif olmasından dolayı, alaşımlarından uçak ve füze yapımında yararlanılır. Eczacılık alanında önem taşıyan bileşikleri de bulunmaktadır. İtici özellikte olan bileşiklerin yapısına katılır. Demir döküm yapımı ve uranyum başta olmak üzere, farklı metallerin tuzlarından saflaştırılması işlemi için kullanılır. Şömine tuğlalarının, aydınlatma lambalarının, renk maddelerinin ve filtrelerin yapımında da yeri bulunmaktadır. Yine yeşil bitkilerde bulunan klorofilin yapısında da yer alır. Ayrıca havai fişeklerin patlarken ortaya çıkardıkları renkleri vermek için de, çeşitli karışımlarda kullanılır.

          ]]>
          Asit Ve Bazlar https://www.kimyadersi.org/asit-ve-bazlar.html Sun, 05 Aug 2018 10:20:27 +0000 Asit Ve Bazlar, Doğada bir çok madde bulunmaktadır. Asit ve bazlarla ilgili bugüne kadar farklı tarihlerde, bilimsel çalışmalar sonucunda bu maddeler asit ve baz olmak üzere farklı tanımlar getirilmiştir. Bu maddelerin Asit Ve Bazlar, Doğada bir çok madde bulunmaktadır. Asit ve bazlarla ilgili bugüne kadar farklı tarihlerde, bilimsel çalışmalar sonucunda bu maddeler asit ve baz olmak üzere farklı tanımlar getirilmiştir. Bu maddelerin asit veya baz olması çeşitli yöntemlerle anlaşılmaktadır. Asitlerin ve bazların ayrı ayrı kendilerine özgü bazı özellikleri vardır. Bir maddenin asit mi, baz mı olduğunu anlayabilmek için tat alma yöntemiyle kolaylıkla tespit edilir. Eğer maddenin ekşilik tadı varsa asittir. Madde acı bir tat veriyorsa, bazdır. Bu amaçla maddelerin sulu çözeltileri incelenecek olursa H+ iyonu görülüyorsa bu madde asittir. OH- iyonu farklı olursa bu madde bazdır. Bir diğer yöntem de turnusol kağıdı uygulamasıdır. Şöyle ki, çözeltiye batırılan turnusol kağıdı kırmızı bir renk veriyorsa bu madde asittir. Eğer kağıt maviye dönüyorsa bu madde bazdır. Asitler ve bazlar bir arada bulunmamalıdır. Şayet bir araya geldikleri zaman tepkimelere yol açar ve başka maddeleri oluştururlar. Günlük hayatta ta tüketilen yiyecekler arasında limon, elma, kola, sirke, süt, kahve, üzüm ve domates türleri en bilinen asit içeriklidir. Bazıları da kimyasal temizlik maddelerinde bulunan tuz ruhu ve kezzap en güçlü asitlerdendir. Bazlar ise, kullanılan deterjanlar, sabunlar, çamaşır suları ve diş macunları içerisinde baz örnekleri sayılabilir. Ancak bazı asit ve bazlar da sebzeler ve meyveler için doğal olanı da vardır. Yanı sıra bazı asit ve bazların eksikliğinde canlı vücutta oluşabilen değişik türde hastalıklar da meydana gelebilir. Çünkü sabun, çamaşır suyu, tuz ruhu, bazı ilaçlar, gazoz, sirke, tıraş köpüğü, cilt bakım kremi ve ketçap gibi maddelerin yapısında asit veya baz bulunmaktadır.

          Asit Ve BazlarAsitlerin Özellikleri

          • Turnusol kağıdını kırmızı renge boyarlar.
          • Asit oldukları için ciltte tahrişe sebep olurlar.
          • Asitlerin sulu çözeltileri iletkendir, elektriği iletir.
          • Asitlerin tadı ekşidir. (Limon, sitrik asit ve yoğurt suyu).
          • Asitler, sert cisimlerden mermere kadar tahribat verir.
          • Karbonatlı bileşiklere etki ederek CO2 gazı üretir.
          • Bazlarla nötrleşme reaksiyonu verip, su ve tuz oluşturur.
          • Su ile çözeltilerinde elektrik akımını iletme özelliği vardır.

          Bazların Özellikleri

          • Turnusol kağıdının rengini kırmızıda maviye dönüştürür.
          • Bazlar, saf halindeyken tahriş edici olurlar.
          • Sulu çözeltiler acıdır ve ele kayganlık hissi verir.
          • Bazlar, saf halindeyken elektrik akımını iletmezler.
          • Asitlerle birleşerek nötrleşmeyi sağlarlar.
          • Tuz ile su oluşturup, ısı meydana getirirler.
          • Bazlar da hidroksit (OH) iyonu vardır.
          • Sulu çözeltilere hidroksit iyonu verirler.
          ]]>